Mülksüz yeni nesil ve İzmir, Selçuk’ta mülksüzlük içinde kaybolan 5 minik can
Sadık Çelik
Son Köşe Yazıları

Mülksüz yeni nesil ve İzmir, Selçuk’ta mülksüzlük içinde kaybolan 5 minik can

14.11.2024 04:01
Güncellenme:
Takip Et:

1980 sonrası doğanlar, özellikle de çocukluklarını 90'lı ve 2000'li yıllarda geçirenler, Cumhuriyet tarihindeki belki de en büyük “mülksüzleşme” sürecinin özneleri olmayı tecrübe edecek gibi görünüyor. Eski nesillerin, memurluk, öğretmenlik gibi orta sınıf meslekler ile yalnızca bir parça “dişini sıkarak” ev ve araba sahibi olabildiği bir dönemden, bu imkanların pembe bir hayal olduğu zamanlara geçiş yapıldı. Henüz 90'ların sonları ve 2000'lerin başlarında da emeklilik ikramiyeleri birikim yapmanın ve mülk edinmenin bir aracıydı. İşçiden memura, çiftçiye, esnaftan öğretmene herkes, yaşları kemale ermeden bir şekilde varlık sahibi olabiliyordu. 

Peki Y ve Z kuşağı için mülk sahibi olmak neden ve nasıl bir hayale dönüştü?

KISA VADELİ KURTULUŞ, UZUN VADELİ YOKSULLUK

2018'den itibaren Türkiye, ağır bir ekonomik buhranın içine girdi. 2021 ile birlikte bu durum, kontrolden çıkan bir enflasyon sarmalıyla daha da derinleşti. Artık yeni normalimiz bu: Sürekli yükselen fiyatlar, eriyen satın alma gücü, refahın paylaşılamaması, korkunç bir gelir adaletsizliği. Açlık sınırının altında kalan asgari ücret ve emeklilerin hali pür melali… İki yakası bir araya gelmeyen beyaz yakalılar… İşçiler, memurlar, emekçiler… Nitelikli gıdaya, ete, süte ulaşmaya çalışan fakat boş kalan eller… Emeklilik artık, huzur bulma umudunu yitirmiş bir neslin yorgun adımlarıyla eş değer. Gıda fiyatlarına yetişemeyen maaşlar, temel ihtiyaçlara bile ulaşamayan bütçeler… İşsizlik, bu karanlık tabloya eklenen bir başka çaresizlik.

Bu ekonomik darboğaz, toplumun genelini saran bir sosyal gerilime dönüşüyor. İnsanlar, geleceklerini güvence altına alacak bir sermaye biriktirmek bir yana, günlük giderlerini karşılamakta bile zorlanıyor. TL cinsi gelir kazanan dar gelir grubunun tasarruf şansı tümden kayıp.

Zaten insanlar karnını bile doyuramazken nerede kaldı bir mülk, bir anahtar sahibi olmak… 

Günü kurtarma telaşı, yarının yoksulluğuna da zemin hazırlıyor. Varlık sahibi olma umudu günbegün buharlaşıyor; işletme kurmak, araba, hatta bir ev sahibi olmak, giderek uzaklaşan bir düş. 

Gelinen bu içler acısı nokta çokça yanlış ekonomi politikalarıyla doğrudan ilgili fakat biraz da küresel ve yapısal bir krizin yansıması.  

Türkiye’de (eriyen) orta sınıfın ev alma hayali nasıl suya düştüyse, Amerika’daki gençlerin de umutları, aynı seviyede olmasa da benzer bir kaderi paylaşıyor.

Sermayeye erişimdeki adaletsizlik giderek belirginleşiyor. Bu süreçte şirketler, ucuz kredilerle piyasaları domine ederken, ev fiyatlarını yükseltip, kira gelirleriyle kazançlarını artırıyorlar. Pandemi, bu durumu daha da alevlendirdi, bu dönemde çok sayıda dev finans kuruluşunun gayrimenkul sektörüne girmesi tesadüf değildi elbette. Tarihin en büyük mülksüzleştirme hareketlerinden biri o dönem itibariyle başladı.

Avrupa'da ise durum yine bir dereceye kadar benzer; gazete manşetleri ardı ardına aynı hikayeyi anlatıyor: İspanyol gençlerin, Alman ve İtalyanların ev alma umutları yok oluyor. Portekiz'deki konut krizi protestoları, İrlandalı müzisyenlerin evsizler için bestelediği marşlar ve Hollanda seçimlerindeki ev krizi tartışmaları, bu küresel sorunun sınırları aşan yankılarını gösteriyor.

Araştırmalar, bu umutsuz tabloyu doğruluyor: Avrupa genelinde genç yetişkinlerin ev sahibi olma oranı son yıllarda dramatik bir düşüş yaşıyor. Özellikle Güney Avrupa'da Y kuşağının yalnızca yarısı ev sahibi olabiliyor. Amerika’da bu oran yüzde 43. Halbuki 1940’larda doğan neslin yüzde 70’inin 35 yaşına geldiğinde bir evi vardı. 

Eurofound'un verilerine göre, genç yetişkinlerin (25-34 yaş arası) %40'ı hâlâ aileleriyle birlikte yaşıyor. Bu oran 2017’de yüzde 27’ymiş…  İspanya, İtalya ve İrlanda'da bu oranlar daha da yüksek. Durum, Atlantik'in ötesinde de benzer: Guardian, New York Times, Economist gibi mecraların hazırladığı haberlere göre ABD ve Avrupa'da gençlerin üçte ikisi ev alma umudunu kaybetti.

Kısacası, gençlerin mülk edinme düşleri giderek soluklaşıyor, büyük sermaye ise bu krizden kazançlı çıkıyor. Bu, sadece ekonomik bir çöküş değil, aynı zamanda derin bir sosyal adaletsizliğin göstergesi.

***

Tüm bu iç karartıcı rakamlar, kişi başına düşen milli gelirin Türkiye’nin en az iki katı olduğu ülkelerden geliyor. Enflasyonun, bizimkinin yanına bile yaklaşamadığı ülkelerden… Bu durumda bizdeki vahameti varın siz düşünün…

Türk halkı son yıllarda dünyanın en berbat enflasyon oranlarıyla yaşamaya, daha doğrusu hayatta kalmaya çalışıyor. Küresel çapta yaşanan ekonomik sıkıntılara ek olarak, Türkiye'nin özgün sorunları; yüksek enflasyon, istikrarsız ekonomi ve gelecek belirsizliği, yaşamı giderek daha da zorlaştırıyor.

İzmir, Selçuk'ta yürekleri dağlayan bir trajedi. Elektrikli sobanın devrilmesi sonucu çıkan yangında, en küçüğü bir, en büyüğü beş yaşında olan beş kardeş hayatını kaybediyor… Ev demeye bin şahit isteyen derme çatma bir barınakta, yoksulluğun dibinde, bir başlarına… Aile, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın Sosyal Ekonomik Destek (SED) programından yararlanıyor, komşularının tencereyle taşıdığı yemeklerle karın doyuruyorlar…  Hurda toplayarak geçimini sağlamaya çalışan bir anne, hapiste bir baba…

Yoksulluk ve mülksüzleşmenin en karanlık yüzünü yansıtan bir trajedi. Sağlam, güvenli bir sığınağı olmayan, toplumun en savunmasız üyeleri, kaçınılmaz olarak felaketin kucağına itiliyor. Beş masum canın böylesine kolayca ve korkunç bir biçimde hayatını kaybetmesi, yalnızca bir ailenin değil, tüm bir toplumun başarısızlığıdır. En çok da yöneticilerin. İl ve ilçe belediye başkanlarının, kaymakamın, valinin, çevre ve şehircilik bakanlığının… O çocukları yaşatamayanların yerin dibine girmesi gerekirken, her birinin bir saniye bile görevde durmaması, tutulmaması gerekirken… Kimse koltuğundan kımıldamıyor. 

Japonya’da olsa sorumluların harakiri yapacakları dehşet verici bir olay…

Diğer tarafta, tren istasyonunda beton tentenin çökmesi sonucu 14 kişinin yaşamını yitirdiği Sırbistan’da binlerce insan 10 gündür sokakta, bu olaya tepki gösteriyor, yer yerinden oynuyor. Bizde ise 5 bebeğin feci şekilde can vermesi, bırakın yerin yerinden oynamasını, yaprağı bile zor kımıldatıyor… Ne acı.

Sonra şehrin çeperlerinde yaşanan yoksulluk… Derme çatma barakalarda yaşayan ve itinayla göz ardı edilen, kentlerin “utanç vesikası” olanlar. Kuştepeler, Dolapdereler… Bu bölgelerdeki yoksulluğa, mülksüzlüğe kayıtsız kalmayı kanıksamış yöneticiler… 

Bu noktada yerel yönetimlerin öncelikleri sorgulanmalı. Toplumun kanayan yarası olan derin yoksulluğa karşı gerekli mücadele verilmeden, insanların en temel hakkı olan barınma hakkı tamam edilmeden, konser gibi etkinliklere milyonlar harcanması kabul edilemez. Halkın oylarıyla seçilen yöneticiler, önce vatandaşların temel sorunlarına çözüm bulmalı, ardından kültürel ve sosyal etkinliklere kaynak ayırmalıdır. Bu, hem etik bir sorumluluk hem de toplumsal bir zorunluluktur.

***

Batılı ülkelere kıyasla katbekat yıkıcı olan bir enflasyon sarmalı, dibe vurmuş bir ekonomi, dipsiz bir yoksulluk ve onunla alışılmadık yöntemlerle mücadele ettiğini zanneden bir iktidar, ülkeyi 22 yıldır bilfiil yönetmesine rağmen derin yoksulluğa çözüm üretemeyen, çözüm üretmek bir yana günbegün derinleştiren hükümet yetkilileri, odağını ve kaynaklarını başka yerlere akıtan yerel yöneticiler ve tüm bunların doğal sonucu olarak yaşanan trajediler, yoksunluk, noksanlık…

Ülkeyi 22 yıldır yöneten kadroların bir başarısı(!) olarak insanların mülkiyet edinme şansları peyderpey ellerinden alındı, alınıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri de bu gerçeği doğruluyor; oturduğu evin sahibi olma oranı, 2018'den 2023'e doğru istikrarlı bir şekilde düşmüş. 2018'de %59 olan oran, 2021'de %57,5'e ve 2023'te %56,2'ye gerilemiş. Her geçen yıl, daha fazla insan, kendi evinin sahibi olduğu güvenli bir gelecekten uzağa düşüyor.

İşin en acı ironisi ise tüm bu alt üst oluştan en çok zarar gören emekçi sınıfı, bugünkü asgari ücretle bu sömürü düzenine razı gelenler, aynı zamanda iktidarın en önemli oy depolarını oluşturuyor…

Türk halkı, temel barınma ihtiyacını karşılamakta dahi zorlanır hale geldi. Bu durum, toplumda yardıma muhtaç bir yığın yaratıyor ve bırakın jenerasyonlar arası sınıf atlamayı, içine doğduğu sosyal sınıfı korumayı bile namümkün hale getiriyor. İnsanlar sadece günü kurtarma peşinde. Bu da, ticarete, girişimciliğe ve yenilikçi teşebbüslere katılımı ciddi şekilde sınırlıyor. Sermaye gerektiren her türlü girişim, bu ekonomik koşullar altında neredeyse imkansız hale geliyor.

Kısacası, Türkiye'de yaşanan ekonomik sıkıntılar, sadece anlık problemler değil, aynı zamanda toplumsal yapının derinlerine işleyen, uzun vadeli ve mülksüzleşme temelli sorunlara dönüşüyor.

***

Mülksüzleşmenin altında yatan pek çok ikincil etkenden söz etmek mümkün.

Örneğin, birçok ülkede, çevresel kaygılar ve katı imar kuralları nedeniyle yeterince yeni konut inşa edilmiyor. Bu durum, konut arzının azalmasına ve dolayısıyla fiyatların artmasına yol açıyor.

Ayrıca, göç ve nüfus hareketliliği gibi küresel faktörler de şehirlerdeki nüfus yoğunluğunu artırıyor. Artan nüfus, mevcut konut sayısının yetersiz kalmasına ve ev fiyatlarının yükselmesine sebep oluyor. Şehirler büyüdükçe, yaşanabilir alanlar daralıyor ve fiyatlar tırmanıyor.

İlginç bir başka küresel fenomen ise insan ömrünün uzaması. Bu durum, Y ve Z kuşağının ev sahibi olma şansını doğrudan etkiliyor. Yaşam süresinin uzaması, iş gücünde daha uzun süre kalınmasına ve emeklilik fonlarını uzun süre kullanılmamasına neden oluyor. Bu da, önceki nesillerin mülklerini satmaması veya miras olarak bırakmaması anlamına gelerek, gençler için konut piyasasında seçeneklerin azalmasına ve fiyatların yükselmesine yol açıyor. Ebeveynlerin ömrü uzayınca, gençlere, ailelerinden, sermaye oluşturacak herhangi bir miras da kalmamış oluyor.

Eğitim seviyesi yüksek olan Y ve X kuşağının, yüksek maliyetli şehirlerde yaşama eğilimi de bu dinamikleri pekiştiriyor. Finans, inovasyon ve hizmet sektörleri gibi alanlarda çalışan gençler, yüksek talep gören büyük şehirleri tercih ediyor, bu da ev fiyatlarını daha da artırıyor. Şehir dışı, daha uygun fiyatlı bölgeler ise genellikle tercih edilmiyor.

Elbett maaşlar ile ev fiyatları arasındaki uçurumun giderek açılması, mülksüzleşmenin temel etmenlerinden biri olarak öne çıkıyor. Yerel ve küresel olarak bu uçurum derinleşirken, Türkiye'de bu makasın genişleme hızına ayak uydurmak imkansız hale geliyor. Öyle ki bugün bir asgari ücretli, ortalama bir ev alabilmek için en az 200-250 maaş biriktirmek zorundadır; bu da yaklaşık yirmi yıllık bir emek demek. Ortalama maaşlı bir çalışanın gelirinin asgari ücretin yüzde 50 üzerinde olduğunu bile varsaysak, ev sahibi olmak maaşlı çalışan sınıfın neredeyse tamamı için bir fanteziden öteye geçemiyor. Tasarruf veya borçlanma kapasitesi bu yüksek maliyetlerin çok altında kaldığı için, ev alma umudu giderek uzaklaşıyor.

NESİLLER ARASI VARLIK UÇURUMU GİDEREK DERİNLEŞİYOR: BİR SERVET ADALETSİZLİĞİ PANORAMASI

Mevcut durumda, sermaye birikimi ve varlıklara sahip olan azınlık, kalan büyük kesimden hızla kopuyor. Bu kopuş, özellikle nesiller arası servet adaletsizliği olarak belirginleşiyor ve gelecek yıllarda bu uçurum daha da derinleşecek. Bilhassa 1990 sonrası doğanlar için yurt dışında çalışmadıkça veya aile mirası almadıkça ev sahibi olmak neredeyse imkansız. 1980-90 arasında doğanlar ise gelirlerini kısmen koruyabilseler de, servet adaletsizliğinin yarattığı hasardan onlar da kaçamıyor.

Burada önemli bir noktaya da değinmek gerekiyor. Söz konusu 80 sonrası doğan nesiller, eğitim ve sağlık hizmetlerindeki özelleştirmeler yüzünden (varsa) tasarruflarının büyük bir kısmını zaten tüketmek zorunda kalıyor. 

Yerle yeksan edilen eğitim sistemi… Sağlık sistemine olan güvenin günbegün azalması… Canını yurt dışına atan binlerce doktorumuz…  Özel okullar ve özel hastaneler, bu neslin finansal kaynaklarını adeta bir sünger gibi emiyor.

Hasbelkader ev sahibi olabilenler de genellikle kendilerini ait hissetmedikleri, sosyoekonomik olarak daha düşük semtlerde yaşamak zorunda kalıyorlar. 

Anne ve babalarının alabildiği evleri, çok daha iyi eğitim almış olan çocukları satın alamıyor! Radikal bir değişim olmadıkça da bu durumun böyle devam edecek gibi görübüyor…

Türkiye'de TÜİK verilerine göre halkın %70'i borçlu ya da taksit ödüyor. Azalan tasarruf oranları yüksek enflasyonla birleşince günlük giderler dışında herhangi bir birikim yapmak neredeyse imkansız hale geliyor. 

Tüm bu tablonun acı resmi; tarih, özellikle 2000'den sonra doğanları "mülksüzler" olarak kaydetmeye hazırlanıyor.

Bu gerçekler, dünya genelinde "Evsiz ve Yoksul Gençler" ve "Kiracılar Çağı" gibi manşetlere ilham veriyor. Nesiller arası servet uçurumu derinleşirken, gençler arasında bir ev, bir yuva sahibi olma umudu yerini derin bir umutsuzluğa bırakıyor.

KÖKSÜZ NESİLLERİN YÜKSELİŞİ

Modern çağın en büyük trajedilerinden biri, kazandığı parayla ancak gününü geçiren, aile kurma imkânı baltalanmış, devlete ve topluma karşı savunmasız kalan yığınlar olacak. 

Bir zamanlar bayrağı kanıyla sulayanların, toprağı uğruna ölenlerin torunları, artık o topraklar üzerinde ebedi kiracılar olarak yaşıyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, gençlerin bu toprakların mirasına ortak edilmesi şart. Aksi takdirde, onları milliyetçilikle ikna etme çabası bu kiracı nesil için yankısını yitirmiş bir çağrı hale gelebilir. Gençler, yurtlarını terk ediyor çünkü uğrunda kalacak bir yer, savunacak bir toprak göremiyorlar.

Büyük buluşlar, keşifler ve yaratılan tüm güzellikler, bireyin bağımsız bir aktör olarak var olabilmesiyle, özgürce hareket edebilmesiye ilintilidir. Bireyin dünyada bağımsız bir varlık olarak yer almasının en önemli sembollerinden biri ise mülkiyet, özellikle de toprak mülkiyetidir.

Ev sahibi olamayan, sığınacakları bir limanları, bir “aidiyetleri” olmayan, kök salamayan insanlar, yani mülksüzlük, yeni insanı köksüz, bağsız ve savunmasız bırakır. 

Eğer bir ülkede şehirler yoksa, anahtarla kapısından girilen evler eksikse, ekili topraklar noksansa, bunların yok olma tehlikesi karşısında canlarını ortaya koyacak bir nesil de var olamaz.

İşte burası tam da, yalnızca bir toprak parçasını değil, bir milletin ruhunu, kimliğini ve bağımsızlığını kaybetmenin eşiğidir.

Yazarın Son Yazıları

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Devamını Oku
01.01.2026
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları

Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.

Devamını Oku
25.12.2025
Şaşırıyoruz… ve Şaşırmamaya Alışıyoruz

Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.

Devamını Oku
19.12.2025
Bu ülke gerçekten kimin?

Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?

Devamını Oku
11.12.2025
Kötülüğün yeni yurdu

Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.

Devamını Oku
04.12.2025
Kasım Üzerine: Dökülmenin ve Hatırlamanın Zamanı

Kasım, takvimin yalnız ayı.

Devamını Oku
20.11.2025
Sadakat Çağında Muhalif Kalmak

Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?

Devamını Oku
13.11.2025
Bir Tapınağın Hikâyesi: Mekânlar Değişiyor, İnsan Hep Aynı Savaşın İçinde

Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyetin aynasında bugün

Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.

Devamını Oku
31.10.2025
Bir ahlak meselesi… Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.

Devamını Oku
24.10.2025
Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.

Devamını Oku
16.10.2025
Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.

Devamını Oku
10.10.2025
Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...

Devamını Oku
02.10.2025
Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.

Devamını Oku
25.09.2025
Manşetlerin Gölgesinde “Hayat”

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…

Devamını Oku
18.09.2025
Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.

Devamını Oku
04.09.2025
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Devamını Oku
21.08.2025
Aşktan Öte Dertler…

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.

Devamını Oku
14.08.2025
Kendine mahkum, aşka ve suça kör

Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.

Devamını Oku
07.08.2025
Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…

Devamını Oku
31.07.2025
LGS ve Eğitimin Hal-i Pürmelali, Siyasi Ahlakın Evrildiği Yer ve Bahçeli’nin Temsil Önerisinin Anlattıkları

Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…

Devamını Oku
24.07.2025
Speed ve Galata: Sistem Hatası Veriyor - Kulenin Tepesinden Bakınca Görünen; Liyakatsizlik

İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…

Devamını Oku
17.07.2025
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Devamını Oku
10.07.2025
Ütopyanın Maskesi, Distopyanın Gölgesi

Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.

Devamını Oku
03.07.2025
İsrail-İran Savaşı Ekseninde Çivisi Çıkan Dünya

İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...

Devamını Oku
19.06.2025
Görmenin ve anlamanın göreceli olduğu bir dünyada hakikati kim belirler?

Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.

Devamını Oku
12.06.2025
Kendi Celladına Aşık Olmak: Gücün Büyüsüne Kapılan Toplumlar

Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.

Devamını Oku
29.05.2025
Dans Vebası: İnsanlığın Ayaklarıyla Çığlık Atışı

1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.

Devamını Oku
22.05.2025
İstanbul’u imar adaleti kurtaracak (Değiştirilmesi Gereken Boğaziçi İmar Yasası ve Kentsel Dönüşüm)

İstanbul'u imar adaleti kurtacak (DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BOĞAZİÇİ İMAR YASASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM)

Devamını Oku
01.05.2025
Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Devamını Oku
24.04.2025
Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Devamını Oku
17.04.2025
Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Devamını Oku
20.03.2025
Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Devamını Oku
13.03.2025
Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…

Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…

Devamını Oku
06.03.2025
Boşvermişlik Yangınları: Teğmenlerin İhracından Otel Trajedisine Bir Toplumsal Duyarsızlığın Anatomisi

Boşvermişlik Yangınları: Teğmenlerin İhracından Otel Trajedisine Bir Toplumsal Duyarsızlığın Anatomisi

Devamını Oku
06.02.2025
Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti

Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti

Devamını Oku
26.12.2024
Hakikat yorgunu bir toplum: Beyin çürümesi, haksızlıklar, hukuksuzluklar, adaletsizlikler

Hakikat Yorgunu Bir Toplum: Beyin Çürümesi, Haksızlıklar, Hukuksuzluklar, Adaletsizlikler

Devamını Oku
18.12.2024
Suriye’nin Küllerinden Yükselen Kaos: İnsan Hakları Günü’nde Yeni Haritalar, Yeni Sınavlar

Suriye’nin Küllerinden Yükselen Kaos: İnsan Hakları Günü’nde Yeni Haritalar, Yeni Sınavlar

Devamını Oku
17.12.2024
Suriye’nin küllerinden yükselen kaos: İnsan Hakları Günü’nde yeni haritalar, yeni sınavlar

Suriye’nin küllerinden yükselen kaos: İnsan Hakları Günü’nde yeni haritalar, yeni sınavlar

Devamını Oku
10.12.2024
Machiavelli'nin Gölgesinde Modern Siyasetin Zalim Oyunları; Türkiye’den Suriye’ye

Machiavelli'nin Gölgesinde Modern Siyasetin Zalim Oyunları; Türkiye’den Suriye’ye

Devamını Oku
04.12.2024