Türkiye’de eğitimde devrim ve karşıdevrim (1): ‘Osmanlı’da Öğretimin Bölünmüşlüğü, Reform Çabaları ve Dinsel Tepki’

Türkiye’de eğitimde devrim ve karşıdevrim (1): ‘Osmanlı’da Öğretimin Bölünmüşlüğü, Reform Çabaları ve Dinsel Tepki’

14.06.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

AKP iktidarının “davası”, Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti’ni, “Yeni Türkiye” adlı bir tür dinselsiyasal rejime dönüştürmektir. Eğitimin dinselleştirilmesi, imam-hatip okullarına ağırlık verilmesi, ekonomide “nas”cılık, laik ulus devleti hedef alan yeni anayasa tartışmaları, kadın haklarına yönelik saldırılar, Evrim Kuramı’nın müfredattan çıkarılması, tarikat, cemaat yurtlarının sayısının artırılması, Boğaziçi Üniversitesi gibi bilim kurumlarının baskılanması ve son olarak bazı okullarda “manevi danışman” adı altında imamların görevlendirilmesi hep bu dönüşüme yönelik adımlardır. Bu dönüşümün odağında laik ve ulusal eğitim-öğretim vardır.

AKP iktidarı, Türkiye’nin yaklaşık 150- 200 yıllık eğitim-öğretimde modernleşme sürecini tersine çevirmeye, Cumhuriyetin laik ve bilimsel eğitim sistemini dönüştürmeye çalışıyor. Anayasaya aykırı olarak yeniden medreseler ve sıbyan mektepleri açılıyor, akılcılığın yerine nakilcilik, bilimsel bilginin yerine dinsel anlatı yerleştirilmek isteniyor.

Medrese kafası

Osmanlı’nın klasik öğretim kurumu medreseler, 16. yüzyılın 2. yarısından itibaren bozulmaya başladı. Zamanla yeni bilimlere kapılarını kapatan medreselerde felsefe, matematik, astronomi ve tıp gibi bilimler programdan çıkartıldı. Böylece medreseler yalnızca dinsel öğretim kurumu haline geldi. Pozitif bilimleri okumadan medreselerden mezun olan kadılar, müftüler meslek hayatlarında büyük zorluklarla karşılaştılar.

Resmi dilin Arapça olduğu medreselerde Türkçe okutulmazdı. Medrese, Kuran’ın Türkçeye çevrilmesine de karşıydı. (Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul, 2011, s. 255-257)

Osmanlı’da bozulan medrese öğretimi sonrasında toplumda “âlim” ve “cahil” diye adlandırılan iki tip ortaya çıktı. Prof. Berkes, o zaman “ilim” sözcüğünün henüz “bilim” demek olmadığını, kitap ve sünnetten gelen kıyas ve icma ile yorumlanarak geliştirilen dinsel bilgiye “ilim”, bu dinsel bilgiye sahip olana da “âlim” dendiğini belirtir. İşte medreseler bu dinsel bilginin, “ilmin” verildiği okullardı. “Cahil denilince kastedilen ise halktı. Fakat bu dönemde cehalet yalnız halk yığınlarına özgü okuma-yazma bilgisizliği demek değildi. (…) Cahillik halk yığınlarını aşmış, ulemayı ve devlet adamlarını da içine almıştı. Halk yığınları gibi bunlar da ne İslam ilmini, ne de modern fenleri biliyorlardı…” (Berkes, s. 179-180)

1914’te sadece İstanbul’da 178 medrese vardı. Bunlarda 7 bin öğrenci kayıtlıydı. Üniversitedeki öğrenci sayısı medreselerdeki öğrenci sayısının yarısı kadar bile değildi. Medrese öğrencilerinin yaş ortalaması 30- 35’ti. 40-45 yaşlarında öğrenciler de vardı. Medreseler işsizlerin ve asker kaçaklarının yuvası haline gelmişti.

29 Eylül 1914’te bir tüzükle medreseler düzenlenmeye çalışıldı. Medreseler, ilkorta-yüksek diye üç bölüme ayrıldı. Ders programına dinsel konuların yanında pozitif bilimler de alındı, hatta öğrencilere bir yabancı dil öğretilmesine karar verildi. Ancak I. Dünya Savaşı ortamında bu düzenleme başarılı olamadı.

İlköğretim sorunu

Osmanlı’da ilköğretim mahallelerde, cami ve mescit yanındaki sıbyan mekteplerinde yapılırdı. Bu mekteplerin amacı çocuklara İslamı öğretmekti. Ancak zamanla aileler çocuklarını bu sıbyan mekteplerine değil, zanaat öğrenmeleri için esnaf yanına çırak vermeye başlayınca İslamı bilmeyenlerin sayısı arttı. 1824’te II. Mahmut, ilköğretimi zorunlu yaparak çocukların zanaata verilmeyip mektebe gönderilmesini istedi. Ferman, çocukları “dünya işlerine” değil “ahiret hayatına” hazırlamak gerektiğini ileri sürüyordu. (Berkes, s. 180)

Osmanlı’da Meşrutiyet dönemine kadar ilkeğitim medrese ürünü “imamhatip” etkisinde kaldı. Çünkü ilköğretim Şeyhülislamlık makamına, yani dinsel otoriteye bırakılmıştı. II. Abdülhamit döneminde eğitim-öğretim alanında çeşitli gelişmeler olmakla birlikte ilkeğitimde önemli bir gelişme olmadı. Meşrutiyet döneminde bile ilkokul programlarında Kuran, tecvit, namaz sureleri, ilm-i hal birçok saati kapsardı. Hatta Meşrutiyet dönemi parlamentosunda ilkokullarda yalnızca Kuran öğretilmesi bile teklif edilmişti. (Berkes, s. 181-183)

Osmanlı Sıbyan Mektebi Şehadetnamesi (İlkokul Diploması): Ali Fuad Türkgeldi, 14 Ağustos 1878 İlm-i Hâl: 10 Kur'an-ı Kerim maa Tecvîd: 10 Sarf-ı Osmânî (Dilbilgisi): 10 Coğrafya: 10 Tarih ve Kısas-ı Enbiya (Peygamberlerin Hayatı): 10 Hesab (Matematik): 10 Sülüs: 10 Rika': 10. 

Yeni okullar

Osmanlı, 17. yüzyıldan itibaren yeni öğretim kurumları açmaya başladı. Öncelikle ordunun güçlenmesi amaçlandığı için ilk aşamada subay yetiştirecek okullar açıldı. Deniz ve Kara Mühendishaneleri (1773-1793), Tıbbiye (1826) ve Harbiye (1834) bu okulların en önemlileridir.

Tanzimat döneminden itibaren ilköğretimden-yükseköğretime kadar, pozitif bilimlerin de okutulduğu ilkokul düzeyinde İptidai, ortaokul düzeyinde Rüşdiye, İdadi ve Sultani adlı okullar açıldı. Eğitim-öğretim ilk-orta ve yüksek diye üçe ayrıldı. Yükseköğretimde ise çeşitli meslek okulları açıldı. Örneğin, 1848’de açılan Darülmuallimin (Erkek Öğretmen Okulu) ve 1870’te açılan Darülmuallimat (Kız Öğretmen Okulu) bunların en önemlilerindendi. 1869’da Maarifi Umumiye Nizamnamesi hazırlandı. 1870’te açılan Darülfünun (Üniversite) ancak 1900’de süreklilik kazandı.

Tanzimat döneminde 1862’den itibaren kız çocukları da ortaöğretim görmeye başladılar. Bu dönemde kızlar için rüştiyeler ve sanat okulları açıldı. İlk kez 1873’te bir okula bir kadın öğretmen, 1883’te de bir kadın yönetici tayin edildi.

Yabancı okullar

Osmanlı’da çeşitli azınlıkların da kendi Azınlık Okulları vardı. Ayrıca kapitülasyonlardan yararlanan yabancılar da kendi ülkelerine bağlı Yabancı Okullar açtı. Kapitülasyon hukuku nedeniyle Osmanlı Devleti’nin yeterince denetleyemediği bu okullar ülkenin dört bir yanına dağıldı. II. Abdülhamit döneminde ülke yabancı okullarca kuşatıldı. Örneğin, Zühtü Paşa’nın 1894 tarihli raporuna göre Osmanlı’daki Protestan okullarının sayısı 398’i bulmuştu. 1907’de Osmanlı’daki misyoner okullarının sayısı 465’e yükselmişti. Aynı tarihte Osmanlı’da 37 kentte 72 Fransız okulu, 19 kentte 27 ABD okulu vardı. 1917’de bile yalnız İstanbul’da İngilizlere ait 83 okul vardı. Rus okullarının sayısı 44, İtalyanların 24, Almanların ve Avusturyalıların ise 7’şer okulu vardı. Beyrut’ta 89, Elazığ’da 83, Erzurum’da 24, Diyarbakır, Halep ve Bitlis’te 22’şer, Adana’da 18, Ankara’da 9, Van’da 8 yabancı okul vardı. (Şerafettin Turan, Yeni Türkiye’nin Oluşumu, (1923-1938), 3. Kitap, Birinci Bölüm, Ankara, 2005, s. 63-64)

19. yüzyılın sonunda, 20. yüzyılın başında Osmanlı’da yabancı okulların yanında azınlık okullarının sayısında da büyük artış oldu. Örneğin, 1919’da Paris Barış Konferansı’nda Venizelos, Batı Anadolu’da tam 2 bin 228 Rum okulu bulunduğunu ileri sürmüştü.

Sonuçta Osmanlı eğitim-öğretim sistemi, eski ile yeninin yan yana olduğu ikili (düalist) bir yapıya büründü. Öğretim bölünmüşlüğü “mektepli-medreseli” iki ayrı insan tipinin yetişmesine neden oldu. Böylece toplum iki kültürlü, iki eğitimli, iki kişilikli hale geldi. Bu ikiliğin yanında bir de hiç eğitim görmeyip “cahil” bırakılmış halk vardı. İşte Cumhuriyet, eğitim devrimi ile eğitim-öğretimdeki bu dağınıklığa, bu bölünmüşlüğe son verip toplumdaki yaygın cehalete savaş açtı.

Çağdaş eğitim düşmanlığı

Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde yeni okulların açılmasına İslamcı çevreler tepki gösterdi. Meşrutiyet döneminden itibaren toplumda geleneksel-dinsel anlayışın temsilcisi durumundaki “cami hocasının” karşısına çağdaş eğitim-öğretimin temsilcisi “muallimin” (öğretmenin) çıkması, İslamcıları çok rahatsız etti. Öyle ki 1912/1913 Balkan Savaşları sonrasında bazı İslamcı çevreler okul düşmanlığına başladılar. Balkan Savaşları’nın kaybedilmesini, ordunun hazır olmamasına, politik bölünmüşlüğe değil, yeni okullara ve buralarda genç nesillere yeni bilgiler veren öğretmenlere bağladılar. Yeni eğitimde “İslam dininin ihmal edilmesi” nedeniyle savaşın kaybedildiğini söylediler. Onlara göre geleneksel sıbyan mekteplerinin kaldırılması manevi bir yıkıma neden olmuştu! Bu nedenle o günlerde mecliste bir milletvekili okullarda din derslerinin artırılmasını isterken, başka bir milletvekili ilkokullarda öğrencilere sadece Kuran okutulmasını teklif etti. (Berkes, s. 454-455)

Ziya Gökalp’in reform önerisi

Bu sırada yenilikçiler, tam tersine sorunun dinsel eğitimin ihmal edilmesinden değil, eğitimin yeterince akılcı ve bilimsel olmamasından kaynaklandığını düşünüyorlardı. Bu nedenle eğitimi dinsel otoriteden kurtarmaya karar verdiler. Ziya Gökalp sorunu çözmek için Şeyhülislamı politika dışına çıkarmayı, şeriat mahkemelerini ve bütün okulları Şeyhülislamlık’tan ayırmayı önerdi. Gökalp’in bu önerisi doğrultusunda 1916’dan itibaren şu reformlar yapıldı: 1- Şeyhülislam kabineden çıkarıldı. 2- Şeriat mahkemeleri Şeyhülislamlıktan alınarak Adalet Bakanlığı’na bağlandı. 3- Evkaf İdaresi Meşihattan ayrıldı. Evkaf Bakanlığı kuruldu. 4- Bütün medreseler Meşihattan ayrılıp Maarif Bakanlığı’na bağlandı. Bu reformlar, Cumhuriyet döneminde, 3 Mart 1924’te “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” başta olmak üzere devrim kanunlarına altyapı oluşturdu.

Meşrutiyet döneminde geleneksel-dinsel sıbyan okulları mahalle mektebine dönüştürüldü. İlk kez ilkokulların sayısı artmaya başladı. Meşrutiyet döneminde yine Ziya Gökalp etkisiyle eğitim programlarına edebiyat, tarih, felsefe dersleri konuldu.

Bu gelişmelere rağmen genel olarak çağdaşlık, özel olarak çağdaş eğitim-öğretim düşmanlığı 1920’lerde de devam etti. Örneğin, 1921’de Sakarya Savaşı günlerinde, TBMM’de muhafazakâr milletvekillerince içki yasağı, kâğıt ve domino yasağı, kadınların peçeli olma zorunluluğu, süslü giyinme yasağı gündeme getirildi. Evlenecek kadınların doktor muayenesinden geçirilmesi teklifi tartışma yarattı. Bir milletvekili, okulların yeni kurulan Şeriat Bakanlığı’na bağlanmasını önerdi. 465 yeni medrese açılması kabul edildi. Çok kadınla evlenmeyi zorunlu yapma teklifi bile Meclis’te tartışıldı.

Osmanlı döneminin dinsel ağırlıklı eğitim-öğretim veren sıbyan mektepleri AKP iktidarının eğitimi dinselleştirme politikası kapsamında yeniden açılmaya başlandı. Yukarıda, son birkaç yılda basında yer alan sıbyan mektebi haberlerinden bazıları.

***

Sonuç olarak Türkiye’de Tanzimat’tan Meşrutiyet’e eğitim-öğretim konusunda bazı adımlar atıldı. Bu öncü adımlar, Türkiye’de eğitim-öğretimin modernleşme sürecini başlatmış olmakla birlikte eğitim-öğretim sorununu çözecek boyuta ulaşmadı. Şöyle ki Atatürk cumhuriyeti ilan ederken tüm perişanlığına rağmen medrese eğitimi devam ediyordu. 1923’te Türkiye’de 40 bin köyün 37 bininde hâlâ okul ve öğretmen yoktu. Okula gitmesi gereken öğrencilerin ancak üçte biri okula gidebiliyordu. Anadolu’da kız çocukları genelde okula gönderilmiyordu. Karma, laik, bilimsel ve ulusal eğitime geçilmemişti. Darülfünun bilimsel yetkinlikten yoksundu. Mesleki eğitim-öğretim yetersizdi. Nüfusun yüzde 95’i okuma-yazma bilmiyordu. Ülkede yeterli kültür-uygarlık kurumu yoktu. Toplum hayatını tarikatlar ve cemaatler şekillendiriyordu. Ülkede hurafeler ve bağnazlık yaygındı. Kadercilik egemendi. İslamcılar, modern eğitime karşı eğitimin dinselleştirilmesini savunuyordu.

Atatürk, işte bu koşullarda, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirmek için bir eğitim devrimi yaptı. Cumhuriyet, karma, laik, bilimsel, ulusal bir eğitim-öğretim sistemi kurdu. İşte Siyasal İslamcı AKP iktidarı, bu sistemi değiştirmek, eğitimi yeniden dinselleştirmek istiyor. Türkiye’yi Meşrutiyet, hatta Tanzimat döneminin gerisine götürmeyi amaçlayan bu karşıdevrim çabası başarısızlığa mahkûmdur. Sahi! Bu dönüşüme karşı sesiz kalan muhalefet neye, kime muhalefettir?

Gelecek hafta: Tevhidi Tedrisat Kanunu ve Atatürk’ün Eğitim Devriminin önemi.

Yazarın Son Yazıları

Unutulan Cumhuriyet şehidi: Mehmet Zeki Dündaralp

Cumhuriyeti daha doğarken boğmayı amaçlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında asker-sivil şehitlerimiz vardı. O şehitlerimizden biri de Lice’de, isyancılar tarafından vahşice katledilen Mehmet Zeki Dündaralp öğretmendi.

Devamını Oku
01.07.2026
Hatay'ın Kurtuluşu ve Atatürk'ün Fotoğrafı

“Hatay işlerinde hayırlı neticeler elde edileceğine emin olabilirsiniz. Atatürk’ün reisliği altında yapılan bütün toplantıların hayırla neticelendiğini bilirsiniz!’

Devamını Oku
24.06.2026
Atatürk’e ve Cumhuriyet’e Suikast - 'İzmir Suikastı'

“Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır).”

Devamını Oku
17.06.2026
‘Devlet aklı’ kimin aklı?

1919'da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları o zamanki ''devlet aklına'' göre hareket etselerdi ne ulusal hareket örgütlenip emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı kazanılabilirdi ne de üniter, laik çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulabilirdi.

Devamını Oku
10.06.2026
Direniş mitingleri: ‘Halkın önünde hiçbir güç duramaz!’

‘Milletin heyecanını ve milli gösterileri yasaklamak için hiç kimsede güç ve kuvvet göremem.’

Devamını Oku
03.06.2026
19 Mayıs'ın Matematiği: 'Teslim Olan Saray, Direnen Halk'

Türk Kurtuluş Savaşı, sarayın (sultanın-halifenin; padişahın) desteğiyle değil, saraya (padişaha) karşın kazanılmıştır.

Devamını Oku
20.05.2026
1935 CHP Kurultayı ve Kemalizm

“Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm Prensipleridir.”

Devamını Oku
06.05.2026
Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

Devamını Oku
29.04.2026
23 Nisan ve Ulusal Egemenlik

“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar yok olur…”

Devamını Oku
22.04.2026
Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur...

Devamını Oku
15.04.2026
Anayasa böyle laikleştirildi

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…”

Devamını Oku
08.04.2026
II. İnönü Zaferi: ‘Milletin Kötü Kaderini Değiştiren Zafer’

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletimizin makûs talihini (kötü kaderini) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bugün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor.” (M. Kemal Atatürk, 1 Nisan 1921)

Devamını Oku
01.04.2026
Kurtuluş Savaşı'nda Nevruz Bayramları: “Ergenekon-Nevruz İlişkisinin Anlamı”

“Bugün Türklerin tarihi kurtuluş gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı...

Devamını Oku
25.03.2026
Atatürk'ün gözünden 18 Mart Deniz Zaferi

“18 Mart 1915 Deniz Muharebesi’nde… O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, subaylar ve kumandanlar, gerçekten takdire değer bir fedakârlıkla; hani, cesaretin, tevekkülün, en üst düzey(in)de, sonuna kadar toplarını kullanmışlar, görevlerini yapmışlardır…”

Devamını Oku
18.03.2026
Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

Devamını Oku
11.03.2026
Devrim Kanunları’nın gerekçesi

“Din ve ordunun siyasetle ilgilenmesi birçok kötülükler doğurur. Bu gerçek, bütün uygar uluslar ve hükümetlerce bir temel ilke olarak kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
04.03.2026
Laikliğin gerekçesi

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
25.02.2026
Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025