Kin eken nefret biçer!

03 Mart 2020 Salı

İnternette iki video düştü önüme...

İkisinde de insanlar koşuyordu. 

İlkinde genç-yaşlı, kadın-erkek, anne-çocuk, herkes belli bir yere doğru koşuyordu.

Afgan... Suriyeli... Pakistanlı... İranlı... Afrikalı mülteciler Türkiye’den kaçıyorlardı. 

Edirne’den otobüslerle Bulgaristan’a gitmek için insan kaçakçısına doğru koşuyorlardı.

Türkiye’nin kapalı tuttuğu sınır kapılarının açıldığını duyunca, arkalarına bakmadan gidiyorlardı.

Meriç Nehri’nden Yunanistan’a lastik botla geçmek için koşuyorlardı.

Sınır kapılarında şiddet görseler de, Yunanistan’ın jiletli tel çektiği nehirde boğulma tehlikesi olsa da, Avrupa sınırlarını dikenli tellerle kapasa da şanslarını denemek için gidiyorlardı.

İnsanların “satılık mal” gibi bir ülkeden diğerine taşındığı, 

Ülkeler arasındaki siyasi şantaj için pazarlık malzemesi yapıldığı,

Sınırda birikenlerin “işgalci” denilerek aşağılandığı,

Avrupa’nın “medeni” sanılan ülkelerinde gaz fişekleri ile karşılanıp dayak yediği gaddar bir dünyanın acı gerçeği bu...

İnsan onurunun yine insanlar tarafından ayaklar altına alındığı azılı bir kapitalist dünya!

***

İkinci videoda ise yaşları 20 ile 40 arasında değişen erkekler, bağırarak belirli bir yere doğru koşuyordu.

Kahramanmaraş’ta kendilerine “ülkücü” diyen gruplar, tekbir getiriyordu.

Suriyelilerin evlerine, işyerlerine saldırmak için koşuyorlardı...

Kin ile saldırmak istedikleri, Türkiye’deki göçmenler ve mültecilerdi.

Kaçanlar, koşanlar, kovalayanlar ve sınırda yakalananlar...

Bir insanlık dramının aktörleri hepsi.

Aslında aktör demek de doğru değil: Herkes birer kukla gibi.

Asıl aktörler, perde arkasında ipleri tutup, ektikleri düşmanlık tohumları ile toplumları manipüle eden siyasetçiler.

Provokasyon yoluyla insanları kin ve düşmanlığa sevk edenler de,

Koltuklarını borçlu oldukları halkı değersizleştirenler de,

Toplumun DNA’sında uyuyan ırkçılık hücrelerini şahlandıranlar da aynı siyasetçiler ve paranın patronları!

***

Koşanlar, kaçanlar, linç ve yağma...

Bu görüntüler, aklıma ister istemez 6-7 Eylül Olayları’nı getirdi. Bu ülkenin gördüğü en büyük utanç günlerinden biriydi. O korkunç olaylar sırasında ben dünyada yoktum ama olanları okumak, yaşayanlardan duymak bile hâlâ kanımı donduruyor.

Kahramanmaraş’ta olanları görünce, eminim çoğu kişi bir anda 65 yıl öncesine gitti... Onların da aklına İstanbul’daki gayri müslim azınlıklara yapılan saldırılar geldi. 

Ve mutlaka şunu sordular kendilerine: Bu toplum o dehşet verici olaydan hiç mi ders almadı?

Linç ve yağma kültürünün bu topraklardan kazınması için aradan geçen zamanda hiç mi ilerleme kaydedilmedi?

Mülteci nefretini ve onlara yönelen şiddeti düşündüğümüzde, bunu sadece “insanın kendisinden farklı olana duyduğu tepki” ile açıklamak mümkün mü? Görünüyor ki daha derinde sosyolojik bir olgu bu. 

Bir kez daha uyarmak gerek: Bu ülke bir 6-7 Eylül’ü bir daha asla kaldıramaz! 

Nefret söylemlerini kışkırtmayın. Halkları birbirine düşman etmeyin. Siyasetin kirli oyunlarına masum insanları alet etmeyin. Ektiğiniz her kin tohumunun topluma ve elbette size nefret olarak döneceğini unutmayın. 

Kin ekmeyin, nefret biçmeyin!


Yazarın Son Yazıları

Mış gibi yapmak... 26 Mayıs 2020
Öldüresiye sömürü! 17 Mayıs 2020
Parazit 26 Nisan 2020
Perde böyle kapanmaz 14 Nisan 2020
Çok cepheli direniş 7 Nisan 2020