19 Mayıs 1919, Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde, Kurtuluş Savaşı’nın ve emperyalizme karşı büyük bir mücadelenin başladığı tarihtir. Birinci Dünya Savaşı’nda galip gelen ülkelerin Türkiye’yi işgal edip parçalama girişimine karşı başlatılan bu mücadele, yaklaşık olarak üç buçuk yıl sürdü.
Ancak Atatürk, bir yandan işgal güçlerine ve onların işbirlikçisi Osmanlı hükümetine karşı mücadele verirken, bir yandan da, cephedeki savaşı kazanması durumunda kuracağı devletin siyasal yapısını tasarlıyordu. Bu bağlamda, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurarak, monarşik düzenin kaldırılmasına yönelik ilk büyük adımı attı.
Atatürk bununla da yetinmedi, savaş devam ederken, yeni eğitim politikalarının belirlenmesine yönelik toplantılar düzenledi. Çünkü Atatürk şunu çok iyi biliyordu ki, cahil bir toplumun sömürge olması kaçınılmazdır. Atatürk’e göre, sadece silahla, topla, tüfekle verilen bir mücadeleyle emperyalizmi yenmek ve bağımsız bir ülke olmak olanaksızdı. Atatürk’e göre, emperyalizme karşı mücadele, iyi eğitilmiş ve çağdaş uygarlık seviyesini yakalamış bir toplumla olanaklıdır. Atatürk o nedenle, cephedeki savaşı kazandıktan sonra, ilk iş olarak, saltanatı kaldırdı, Cumhuriyeti kurdu, hilafeti kaldırdı, Öğretim Birliği Yasası’nı ve Medeni Kanunu çıkardı.
Laikliğin geçerli olmadığı ve çağdaş uygarlık seviyesinin elde edilmediği bir ülke, emperyalizme karşı mücadele veremez. Teokratik yapılanmalar emperyalizme karşı mücadele veremezler. Aksine, emperyalizme hizmet ederler. O nedenle Türkiye’de anti-emperyalist ve milliyetçi olduğunu iddia eden muhafazakâr yapılanmalar, gerçekte emperyalizme hizmet eden yapılanmalardır.
AKP ve MHP bunun tipik örnekleri arasında yer alır. Emperyalizm bu yapılanmaları her zaman kullanmıştır ve hâlâ da kullanmaya devam etmektedir. Türkiye’nin, AKP’nin ve MHP’nin öncülüğünde cehalete sürüklenmesi, Ortaçağ karanlığına geri dönmesi, emperyalizmin çıkarına olan bir şeydir. Avrupa’da Rönesans ve Aydınlanma devrimleri gerçekleşirken, Ortaçağ karanlığını yaşatmaya çalışan Osmanlı İmparatorluğu’na ait bir zihniyetin yeniden canlandırılması, emperyalizmin çıkarına olan bir şeydir. Neo-Osmanlıcılık emperyalizmin maşasıdır.
Türkiye’nin 4 bini aşkın imam hatip okuluyla, 15 bini aşkın Kuran kursuyla, 80’i aşkın ilahiyat fakültesiyle, “4+4+4” eğitim modeliyle, okullarda zorunlu din dersiyle çağdaş uygarlık seviyesini yakalaması ve emperyalizme karşı mücadele vermesi olanaksızdır. Türkiye’nin laiklik olmadan; yasama, yürütme, yargı arasında güçler ayrılığı olmadan; yargı bağımsızlığı olmadan; hukuk devleti olmadan; düşünce, ifade, basın-yayın ve örgütlenme özgürlüğü olmadan, çağdaş uygarlık seviyesini yakalaması ve emperyalizme karşı mücadele vermesi olanaksızdır.
Geri kalmış ülkeler, sömürge olmaya mahkûmdur. “Dünya beşten büyüktür” diyerek, emperyalizme karşı mücadeleyi terör örgütü PKK ile mücadeleye indirgeyerek, emperyalizme karşı mücadele verilmez. Dünya çağdaş uygarlık seviyesini yakalarsa beşten büyük olur. Geri kalmış ve cahil bir dünya beşten büyük olamaz. Dünya ülkeleri cahil ve geri kaldıkça, bilimden, felsefeden, sanattan, demokrasiden koptukça, söz konusu beş ülke dünyayı yönetmeye devam eder.
Bunu görecek ve anlayacak kadar akıllı ve bilgili bir lider olan Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastığında çevresinde birkaç kişi vardı. Şu anda onun izinden yürüyen milyonlar var. Herkes şunu bilmelidir ki, AKP’nin ve MHP’nin öncülüğündeki İslamcı ve Neo-Osmanlıcı karşıdevrim hareketinin gücü, uygarlık tarihinin akışını değiştirmeye yetmeyecektir.
1919’un anlamı
Yazarın Son Yazıları
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hukuka aykırı biçimde üniversite diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanmasından sonra, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de hukuka aykırı biçimde görevden alınmasıyla gerçekleşen darbe, CHP’nin bölünüp bölünmemesi sorununu da beraberinde getirdi.
Türkiye’deki sorunların temelinde ahlakın ne olduğunun bilinmemesi yatmaktadır
Hukuk ters yüz edilerek, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanması da, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “mutlak butlan kararıyla” görevden alınıp yerine CHP eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesi de, emperyalizmin bir operasyonu ve projesidir.
AKP “hükümetinin” kurduğu diktatörlük rejimi, geçtiğimiz yıl, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasını iptal ederek ve kendisini tutuklayarak, vatandaşların seçme ve seçilme hakkını gasp etti.
ABD yönetimlerinin sergilediği emperyalizme karşı mücadele, Türkiye’deki bazı çevrelerde, bir antiemperyalizm mücadelesi olmaktan çıkıp, ABD karşıtlığına, anti Amerikancılığa, ABD’ye ait olan her şeye toptan karşı çıkmaya evrilmiş durumdadır.
Almanya’da Adolf Hitler’in öncülüğündeki Nazilerin serbest ve özgür seçimlerle nasıl iktidara geldiği, hem Almanya’nın hem de dünyanın yakın tarihinin anlaşılması ve her ülkede geleceğe yönelik önlem alınması açısından son derece önemlidir.
9 Mayıs, Rusya Federasyonu’nda Zafer Günü ve ulusal bayram olarak kutlanıyor.
Mutlak butlan kavramı, CHP’nin 38. olağan kurultayı ile ilgili “dava” nedeniyle kamuoyu gündemine girdi.
Dinin siyasallaşması, aynı zamanda dinin araçsallaşmasıyla sonuçlanır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu ve ilk genel başkanı Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Son yıllarda Türkiye’de birçok değerli felsefeciyi yitirdik.
Önceki gün, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tüm yurtta kutlandı.
Laiklik, dinin devlet, siyaset, hukuk, eğitim işlerine karışmaması ve müdahale etmemesi, devletin de dindar vatandaşın dini inanç ve ibadet özgürlüğünü ve dindar olmayan vatandaşın felsefi görüşünü ve yaşam tarzını güvence altına almasıdır.
1917 Ekim Devrimi’nin öncüsü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurucusu Vladimir Lenin, emperyalizm kavramını çözümleyen, kapitalizm ile emperyalizm arasındaki ilişkiyi açıklayan ve emperyalizme karşı mücadelenin kuramsal temellerini ortaya atan en önemli düşünürlerden ve yazarlardan birisiydi.
AKP’nin ana muhalefet partisi CHP üzerinde uyguladığı baskılar giderek artarken, CHP eski yöntemle yeni sonuç almaya çalışıyor.
ABD’nin ve İsrail’in İran’a saldırması, İran’ın da Ortadoğu’da kendisine saldırmayan başka ülkelere saldırması ve Hürmüz Boğazı’nı hukuka aykırı biçimde kapatması sonucunda ortaya çıkan savaşta, Lübnan ne yazık ki gölgede kaldı.
Düşmana karşı bir savaşı ve mücadeleyi kazanabilmek için, öncelikle düşmanın gücünü ve kapasitesini çok iyi analiz etmek gerekir.
19. yüzyılda felsefe, sosyoloji, siyaset bilimi, ekonomi, tarih alanlarında disiplinlerarası çalışmalar yapan Karl Marks, ekonomik temelin üstyapıyı belirlediğini savunmuştu.
Türkiye, düşünceyi ifade, yayınlama ve medya özgürlüğü açısından, dünyanın en geri kalmış ülkelerinden birisidir.
Savaşlarda her zaman masum vatandaşlar da yaşamlarını yitirirler.
Hürmüz krizi
İran, ABD ve Türkiye
ABD’nin ve İsrail’in, uluslararası hukuku devre dışı bırakarak İran’a saldırmaları kabul edilemeyeceği gibi, İran’daki yönetimin kendisine saldırmayan ve ABD üslerini kendisine karşı kullanmasına izin vermeyen ülkelere saldırması da kabul edilebilir değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, genel siyasi hedefini, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ve ulaştıktan sonra o seviyeyi aşmak olarak ortaya koymuştu.
ABD’nin ve İsrail’in İran’a saldırmasının sonucunda meydana gelen ve Orta Doğu’ya yayılan savaş büyük tehlikeler ve riskler taşımaktadır.
ABD’nin ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonları son günlerde hem Türkiye’de hem de dünyada en fazla tartışılan konuların arasında yer alıyor.
Laikliğin olmadığı bir ülkede demokrasi ve cumhuriyet değil, teokrasi olur. Teokrasinin olduğu bir ülkede halk, millet, ulus değil, ruhban sınıfı egemen olur. Bu nedenle laiklik cumhuriyetin özünde olan zorunlu ilkelerden birisidir.
AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan bu hafta, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisini imzalayanların “millete nefret kustuğunu” ve “ülkeyle aidiyet duygusu” taşımadığını iddia etti; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, “168 kişinin tamamı bir insan etmez” diyerek bildiriyi imzalayanlara hakaret etti!
AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Laikliği Savunuyoruz” başlıklı bildiriyi imzalayan yazarları, gazetecileri, sanatçıları, akademisyenleri, “hezeyan içinde azgın bir güruh” olarak nitelendirerek hedef göstermesinin ardından, “Milli Eğitim” Bakanı Yusuf Tekin’in bildiri hakkında dava açacağını açıklaması, anayasanın laiklikle, devlet yetkisi kullanımıyla ve düşünceyi ifade ve yayımlama özgürlüğüyle ilgili 2, 6, 14, 24, 25, 26, 28. maddelerinin ihlal edilmesi anlamına geldiği gibi, ramazan ayının siyasallaştırılmasıdır ve insanların dini duyguları üzerinden siyasi çıkar elde etmek çabasıdır.
Tüm yasaların ve idari uygulamaların üzerinde olan anayasaya göre, Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir.
Pedofili, tecavüz ve seks ticareti ağı kurmakla suçlanan Jeffrey Epstein adlı ABD’li işadamı aylardır gündemde.
AKP genel başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerine ve anayasadaki demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesine meydan okumaya devam ediyor.
“Antiemperyalizm” adı altında, İran’daki laiklik karşıtı ve teokratik baskı rejimini savunmak utanç verici bir durum olduğu gibi, antiemperyalist paradigma açısından da tutarsızdır.
CHP’nin geçtiğimiz hafta düzenlediği “Toplumsal Barış ve Demokrasi” başlıklı konferans, CHP’nin yönetim kademesinde kronikleşmiş sorunlarını yeniden ortaya çıkarttı.
İran’daki teokratik diktatörlük rejimi, sözde “seçimlere” katılım oranlarının gösterdiği gibi, halk desteğini büyük ölçüde yitirmiştir.
İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun üzerindeki hukuk dışı baskılar, tutukluluk durumu ve zulüm yaklaşık 10 aydır devam ediyor.
İsrail hükümeti 2023’teki bir terör saldırısını bahane ederek, iki yıl üç ay içerisinde Filistin’in Gazze bölgesini yerle bir etti, aralarında çocukların ve kadınların da bulunduğu yaklaşık 70 bin sivil insanı katletti, yüz binlerce insanı yaraladı ve sakatladı, milyonlarca insanı evsiz bıraktı.
Geçtiğimiz hafta ve bu hafta Suriye’de Türkiye’yi de yakından ilgilendiren gelişmeler meydana geldi.
Kendisini dünyanın efendisi sanacak kadar narsisizmin esiri olan ABD Devlet Başkanı Donald Trump’ın, Danimarka’ya ait olan Grönland adasını gasp etme girişimleri, tüm dünyayı ilgilendiren ve uluslararası dengeleri alt üst eden bir krize dönüştü.
İran’daki laiklik karşıtı teokratik rejim, Fransa’nın desteğiyle, 1979 yılındaki bir darbeyle binlerce insanı katlederek kurulmuştu.