Köşe Yazısı

A+ A-

Sporda centilmenlik nedir? İzlanda Reykjavik Havaalanı

13 Haziran 2019 Perşembe

Bugünlerde, Türkiye haklı olarak İzlanda’da Milli Takımımıza havaalanında yapılan çirkin muameleyi konuştu. Konu yalnız Kaptan Emre Belözoğlu’na uzatılan mikrofon kılıklı tuvalet fırçası değil. Bir kere böyle bir rezilliği “şaka” deyip geçiştirmek zor. Misafir bir milli takımın, bir havaalanında neredeyse üç saat girişte tutulması, eşyalarının didik didik aranması ise çok aşağılık bir tutum. Buna karşı Türkiye derhal UEFA’ya başvurarak İzlanda’ya bir yaptırım getirilmesini sağlamalı. Bir misafir takımı, o ülkenin futbol federasyonunun en üst düzeyden bir temsilci karşılar, gereken özeni göstererek rahatça otellerine ulaşmalarını sağlar, dostluk gösterir. Sporun hak ettiği tavır budur. Ayrıca ısrarla ekliyorum: Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışan tavır, İzlanda buraya geldiğinde o takımı çiçeklerle karşılamak, en rahat şekilde otellerine geçiş yapmalarını sağlamaktır. Bunu dünyaya göstererek rövanşınızı alırsınız. Tersini yaparak ise onların seviyesine düştüğünüzü gösterirsiniz!

Konya’da yaşanan üzücü ıslıklamalar ve yuhalamalar
Haklı olarak İzlanda’da yaşananlara onurlu bir ülke olarak tepki veriyoruz değil mi?
Türkiye, gerek sporseverleri gerek devlet düzeyinde tepkisiyle ne kadar doğru bir şey yapıyorsa, aynı Türkiye, özeleştiri yapmayı da göze alacak. Konya Stadı’nda Fransız milli marşı çalınırken terbiyesizce bu marşı ıslıklayan ve yuhalayan çapsızları da eşit derecede kınayacak. Bunu yapmayanın İzlanda’da yaşananlara gık deme hakkı yok! Fransa’da ve dünyada maçı izleyen milyonlarca sporseverin önünde bizi rezil edenlerin, Atatürk’ün bu Cumhuriyeti kurarken getirdiği evrensel barışçı güzelliklerle dolu bakış açısından hiç mi hiç haberleri yok! Bu ülkenin vatandaşı olarak o gün sahada ter akıtan başarılı futbolcularımızla ve Şenol Güneş’le ne kadar övünüyorsam, o rezilliği yapanlardan da bir o kadar şikâyetçiyim. Bizi dünyanın gözünde en güzel gurur günümüzde yine iki paralık etmeye çalıştılar. Bu rezaleti görüp tepki vermeyenler de doğru bir iş yapmadılar. Lütfen artık bu iptidailikler bunlar yaşanmasın, kimse Türkiye Cumhuriyeti’ni bu şekilde lekeleyemesin!

Türkiye’de büyük takım taraftarlarının sürekli üzücü tavrı
Ülkemizde ne zaman dört büyükler birbirleriyle maç yapsalar, hangi stadyum olursa olsun misafir takım sahaya çıktığında yuhalamalar, küfürler, gırla gider. Bu görüntünün ne kadar çirkin olduğunu yaşayan yüz binlerce sporsever umarım fark ediyordur. Ben ateşli bir Fenerbahçe taraftarıyım. Kimdir bizim en büyük ezeli rakibimiz? Diyelim o gün Galatasaray! Ben, Galatasaray bizim stadyumda, orta sahada seyircilere selam verdiğinde istisnasız her defasında ayağa kalkıp alkışlıyorum. Bunun aksi düşünülemez. Maç esnasında, isteyen taraftar takımı için sürekli bağırır, slogan atar, teşvik eder, alkışlar, hakeme kızar, esprilerle rakibi kızdırır, hepsi kabul; ama ezeli rakibine, onun bayrağına, tarihine, o güzel rekabete saygın yoksa, o gün o maça da gelme! Mustafa Kemal’in İzmir’de Yunan bayrağına gösterdiği saygıyı anlamayanların, bir futbol stadyumunda işi yoktur. Orada misafire karşı o çirkin tavrı gösterenler diyebilir ki: “Efendim onlar da bize aynı şeyi yapıyor, ben enayi miyim?” Evet kardeşim, sen kötüye kötülükle yanıt veriyorsan, enayisin. Orada senin görevin centilmenliğinle, bu saldırgan takımın taraftarlarını utandırmak. Sen ancak o zaman dünyanın her yerinde evrensel barışı taşıyan spora layık olursun. Aksi taktirde bu şiddet kreşendosunun sonu kötü olaylara gebedir. Kötü örnek, örnek olamaz.

Fenerbahçe-Ergin Ataman gerginliği
Oportünist yorumlar yapmak istemiyorum. Fenerbahçe seyircisi ve Ergin Ataman arasında yaşanan ağır gerginlik Türk sporuna, ileride sporcu olmak isteyen gençlere ve Fenerbahçe basketbol takımına doğrudan zarar veriyor. Büyük bir şamata içinde Ataman’a yönelik ağır sataşmalar şık durmadığı gibi, takıma bir fayda da sağlamıyor. Fenerbahçe, o gerginliklerin ortasında İspanya’da sezonun en önemli maçında Efes’ten fark yedi ve belki Avrupa şampiyonluğunu kaçırdı. Bana sorarsanız, Fenerbahçe o gün sakatlarına rağmen maçı alırdı. Ama spor salonunu dolduran taraftarların yarısının aklında takımlarını teşvik etmekten çok, Ataman’a her türlü ters tezahüratta bulunma hırsı vardı. 19 Mayıs’ın 100. yıldönümünde, Rus CSKA takımı Efes’e her sayı attığında, sanki Fenerbahçe, Beşiktaş’a son saniyede gol atmış gibi sevinen taraftarları da anlayamıyorum. Atatürk’ün ruhunun o maçı görmesini istemezdim.
Ataman, şu ya da bu nedenle ve tamamen haksız olduğu konularla Fenerbahçelileri kızdırmış olabilir geçmişte... Peki, ne yapacaksınız? Ömür boyu kan davası güderek geçmiş olayları büyütecek misiniz?
Eğitimsiz holiganların cirit attığı ülkemizde ileride herhangi biri, sportif rakibi gördüğü birilerine saldırırsa bu bedeli kim ödeyebilir? İlla işlerin oraya mı varması lazım?
Sevgili Başkan Ali Koç’a hiç kimse “şiddet azmettiricisi” diyemez. Fenerbahçe’nin artık Türkiye’de spora barış ve kardeşlik getirmek üzere yola çıktığını vurguladı. Lütfen başta kendisine oy veren ve onu destekleyenler olmak üzere, herkes o örnek sözleri hatırlasın. “Biz barış istiyoruz ama Ataman hariç” denirse, bir yere varılamaz. Çünkü herkesin farklı “istisnaları” vardır! Fenerbahçe Spor Kulübü’ne yakışan, Obradoviç’in gösterdiği yoldur: “Taraftarımız salonda yalnız bizi desteklesin, rakip takım ile uğraşmasın”. Ben o büyük insanın bu işlerden ne kadar rahatsızlık duyduğunu hissedebiliyorum. Teşekkürler Obradoviç.

Tenisin güzellikleri
Fransız tenisçi Mahut, Arjantinli Mayer’e Roland Garros’da 4 zorlu sette yenildi. Gözleri yaşlı, sandalyesine çökmüş otururken, sahaya 7 yaşındaki oğlu girdi, babasına sarıldı. Muhteşem bir sahneydi, Mayer ayakta alkışladı. İki dev rakipten Nadal, Federer’i yendi, İsviçreli büyük şampiyon, sahayı terk ederken Nadal herkesle beraber kendisini ayakta alkışlıyordu. Hep çağımızın en büyük tenisçisinin o olduğunu vurgular. Hem de kendisi Federer’i çok daha fazla yenmiş olmasına rağmen... Herkesin, gladyatörlerin çağdaş er meydanı tenisten alacağı o kadar çok ders var ki!
Sporun güzelliklerini örnek alalım, çirkinliklerini değil.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ali Koç, Emre Belözoğlu