Şerif Mardin’in Said Nursi kitabına eleştiri

28 Eylül 2017 Perşembe

Şerif Mardin’in ölümü üzerine yazdığım bu yedinci yazı.
Mardin, hataları ve sevaplarıyla, katkıları ve yanlışlarıyla, benim çok yakın çalıştığım, kendisinden çok şey öğrendiğim, yetişmeme katkıları olmuş önemli bir bilimciydi.
Ölümü üzerine kulaktan dolma bilgilerle yapılan değerlendirmelerden rahatsız oldum; kendisi hakkında bazı anılarımı ve değerlendirmelerimi yazdım...
Bu arada yine büyük bir üzüntüyle gördüm ki, toptancı, keskinlik iddiasında olan yaklaşım, Şerif Bey üzerine yazdıklarımdan dolayı beni de hemen yargıladı, kendi kafalarında mahkûm etti.
Doğrusu bunlar beni pek de etkilemiyor...
Sadece, önem verdiğim, bu nedenle de desteklediğim bazı yazar-çizer arkadaşlarımın toptancı yargılarla aynı basitlikleri paylaşmaları kendileri için üzülmeme yol açıyor.

***

Şerif Mardin’in, Said Nursi kitabı, ne yazık ki, yanlış bir yargı, yanlış bir varsayım üzerine dayalı:
Saltanatın ve Hilafetin kaldırılması ile tekke ve zaviyelerin kapatılmasının, devlet ile vatandaş arasında, din vasıtasıyla kurulan sıcak (Toplumbilimin “Birincil ilişki” dediği, nitelikteki aile içi ilişkilerdeki bağlara benzeyen) bağları yok ettiği ve bunun bireyleri toplum içinde “haritasız”, “kılavuzsuz”, “yol göstericisiz” bıraktığı varsayımı kitabın ana ekseni.
Burada üç yanlışı bir arada görüyoruz:
1) Cumhuriyet, halifeliği ve saltanatı kaldırarak, tekke ve zaviyeleri kapatarak devletin din üzerinden vatandaşla kurduğu bağları yok etmemiştir.
Tam tersine, Diyanet İşleri Başkanlığı, İmam Hatip Okulları ve benzeri yeni kuruluşlarla toplumun din üzerinden sahip olduğu değerlerin devlet tarafından sahiplenildiğini göstermiştir.
2) Dini değerler, özellikle çağdaş toplumlarda bireylerin sahip oldukları değerlerin tümü değildir; bireyin sahip olduğu tutum ve davranışların tümünü belirleyen haritalar ve bireylerini birbirine bağlayan tek değerler sistemi değildir.
Nitekim Cumhuriyet, bir yandan bu dini değerlere sahip çıkarken, öte yandan yeni değerler sistemi olarak, milliyetçilik, vatanperverlik, özgürlük, adalet, kardeşlik, dayanışma, yurtseverlik, çağdaşlık, insan hakları, uygarlık, kalkınma gibi başka kavramları da topluma kazandırmıştır. CHP’nin altı oku, bu yeni değerlerin kısa ve yetersiz bir özeti olarak görülebilir.
3) Mardin’in sözünü ettiği devlet ile vatandaş arasındaki sıcak ilişkiler, toplumbilimde, “Birincil ilişki-İkincil ilişki-Profesyonel ilişki” diye sınıflanan ilişkiler bağlamında “Birincil ilişki” türü ilişkidir ve Devlet/ vatandaş ilişkisi açısından artık önemli değildir.
Çünkü çağdaş toplumlarda Devlet/vatandaş ilişkilerinin kurulmasında, değerlendirilmesinde, bürokratik ilişkileri belirleyen “İkincil ilişkiler” önem kazanır...
Aile içi duygusal ilişkileri vurgulayan “Birincil ilişkiler” (liderlere dayalı bazı oy verme davranışlarının açıklanması dışında) fazla bir anlam taşımaz.
Mardin Endüstriyel/Kentsel değerlere göre kurulmuş olan ve işletilmek istenen Cumhuriyet’in vatandaşla ilişkilerini, Halife-Sultan yönetiminin egemen olduğu Din/Tarım toplumu bağlamında değerlendirmeye kalkmış ve bu nedenle yanılmıştır.

***

Mardin’in Said Nursi kitabı, Toplumbilimin en eski konularından biri olan “Dini değerler sisteminin toplumsal belirleyiciliğinin” Turner’in “Kök paradigmalar” adıyla yeni bir terminoloji ile ifade edilmesinin Sadi Nursi üzerinden Türkiye’ye uygulanmasından başka bir şey değildir:
Kısaca, Din/Tarım toplumundaki tek belirleyici olan dini değerlerin Kentsel/ Endüstriyel topluma dayalı Cumhuriyet döneminde zayıflamasına karşı Said Nursi öğretisi üzerinden bir “dini değerler savunması” mahiyetindedir ve bu niteliğiyle elbette anakronik, yani çağ gerisidir.

***

Sadi Nursi’nin öğretisi, Nurculuğun Kuran ile, İslamiyet ile olan ilişkisi, çağdaş olup olmadığı, Mardin’in buna yüklediği anlamlar, günümüzdeki cemaat ve tarikatlar ile Nurculuk ilişkileri üzerindeki tartışmalara hiç girmiyorum...
Sadece Mardin’in kitabının neden yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım.