Salgın felaketi: Kutuplaştırmaya devam mı, birleşme mi?

24 Mart 2020 Salı

Türkiye’de, “felaketlere karşı önlemlere” ve demokrasiye en büyük zararı, “toplumun kutuplaştırılması” vermektedir.

- İktidar hesapları kutuplaştırma ve ayrıştırma odakları üzerine oturtulduğunda “bölücü, ayrıştırıcı, bilimdışı öğeler” hem Türkiye’nin ulusal çıkarlarına hem de ülkenin dış dünya ile ilişkilerine büyük zarar verdi.

- Yaşadığımız koronavirüs felaketinde görüyoruz: “gönderilmemesi gereken”, umreye binlerce insanın gönderilmesi ve dönüşteki karantina zaafları: önlemlerle ilgili toplantılara, “sağlıkla ilgili sivil toplum örgütlerinin” çağrılmamaları: CHP’nin kazandığı İstanbul başta olmak üzere belediyelerde, iktidarın işbirliğine karşı çıkması sadece birkaç örnektir. Göz göre göre yapılan bu yanlış uygulamaların bedelini büyük halk kitleleri ödemektedir.

Kutuplaşma odaklı iktidar hesaplarının üreteceği negatif gelişmeler inanılmaz boyutlara ulaşabilecektir. İnsan hayatı ile birlikte, ekonomik ve sosyal boyutlarda da fatura olağanüstü büyük boyutlara ulaşacaktır.

Birleştirici, bütünleştirici, adil ve demokratik uygulamalar yerine, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı uygulamalar ülkenin yarını için büyük tehdittir. Bilimden, akılcılıktan ve demokrasiden uzaklaştıran kutuplaştırıcı tercihler, sonunda kendi kendini yok eder.

Ama aynen koronavirüsler gibi, ülkeye zarar verecektir.

- Suriye, İdlib, deprem felaketlerinde de “kutuplaştırıcı uygulamaların” zararlarını fazlasıyla yaşadık ve halen de yaşamaktayız. Şam’a karşı “yanımızda saydıkları” cihatçılar İdlib’de bizim askerimizi öldürmeye başladılar. “Kutuplaştırma şaşkınlığının” en çarpıcı örneğini yaşadık.

Suriye politikasındaki “mezhep odaklı kutuplaştırma uygulamaları”, bir bumerang gibi üstümüze geldi, evlatlarımızı şehit etmeye başladı.

Koronavirüs de akıllandıramazsa

Karşımızda artık, her an her yerden saldırabilecek bir düşman var: Bu savaşta da eski, ilkel kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı uygulamalarımızı mı sürdüreceğiz?

Koronavirüsle savaş, kimilerinin dediği gibi 2-3 aylık bir mücadele değildir, çok daha uzundur. En az sağlık boyutu kadar ekonomik ve sosyal boyutlarıyla da yarının Türkiyesi’ni ve dünyamızı etkileyecektir.

Bu nedenle AKP ve Erdoğan’ın “eski kutuplaştırıcı uygulamalarının” tamamen değişmesi kaçınılmazdır.

- Her şeyin TBMM’de şeffaf bir biçimde tartışılarak “birleştirici, bütünleştirici ortak kararların alınması”,

- İlgili sivil toplum örgütlerinin, “iktidar-muhalefet hesapları yapılmadan” aktif bir biçimde kararlarda söz sahibi yapılması,

- Ülke İdlib, deprem, koronavirüs gibi felaketlerle baş etmek zorunda bırakılmışken Kanal İstanbul gibi fantezi, zararlı ve mali kaynaklarımızı tüketen projelerden derhal vazgeçilmesi gerekmektedir.

Özellikle son 10 yıldır yürütülen “kutuplaştırıcı ve ötekileştirici” politikalar, tek adam rejimi ile de tamamlanınca, bizi getirdiği nokta negatif sonuçları ile ortadadır. Bugün “bize özel” krizlere koronavirüs felaketi de eklenmiştir.

Tanrı insanoğluna, kullanması için “akıl” vermiş: kimileri ise akılcı ve bilime dayalı uygulamalar yürütmek yerine, “dua edelim yeter” diyerek işi bu dünyada değil “öbür tarafta” halletmeyi düşünebiliyor!

Ama koronavirüs, bu yaşadığımız dünyada, burada. Tanrı’nın bize verdiği aklı kullanarak bilime, adalete, demokrasiye dayanan uygulamalar ile işi “bu tarafta” halletmek zorundayız.

Koronavirüs Müslüman mısın, Yahudi misin, Hıristiyan mısın, dua ettin mi, etmedin mi diye sormadan yakalayıp öldürüveriyor...

Bunu daha anlayamadık mı? Yoksa aptalı oynamak hâlâ işimize mi geliyor? Karşımızdaki dev tehdidi ve felaketi yenmek için birleşmek, bütünleşmek zorundayız...


Yazarın Son Yazıları