Sinemanın İstanbul’u neler anlatır
Işıl Özgentürk
Son Köşe Yazıları

Sinemanın İstanbul’u neler anlatır

15.12.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili okurlarım Türkiye Yazarlar Sendikası ve İBB’in elbirliğiyle ilerleyen aylar içinde sinemanın, romanın, kahvelerin, hikâyelerin İstanbul’un konuşulacağı bir proje başlatıldı. Projenin başlangıcı Sinemanın İstanbul’u oldu ve görev bana ve canım Sennur Sezer’in ve başkanımız Adnan Özyalçıner’in kızı, senaryo yazarı Ayşe Bengi’ye verildi. Moderatör Ayşe yeni kuşak olduğu için hemencecik konuyla ilgili bir slayt gösterisi hazırladı. Ben de epey çalıştım. Ama içimde acayip bir korku vardı, Atatürk Kitaplığı’nda yapılacak sunuma kaç kişi gelecek? Bir kişi de gelse bu sunumu yapacağız!

Neyse korktuğumuz olmadı kütüphanenin sunum salonu genç yaşlı, kadın erkek meraklılarla doldu.

Ve ben Sinemanın İstanbul’unu aralıksız çalışırken epey şaşırdım. Çünkü İstanbul’u mekân tutmuş yüzlerce film var. Aşk hikâyeleri, komediler, gecekondulardaki yaşam, göç insanları, saflığın ve kurnazlığın çatışmasını, kadınlığın değişen tarihini, feodal yapının insanları nasıl ölüme sürüklediğini, kara sevdaları anlatan yüzlerce film. O zaman dedim ki Türk sineması bir sokak sinemasıdır. İstanbul’un ve genel olarak Türkiye’nin değişen yıllar içinde sosyolojik, ekonomik ve darbelerle hırpalanan ama inatla mücadeleden vazgeçmeyen devrimci yapısını anlatan filmler ve bu filmlerde hayat bulan karakterler bana sinemanın ne denli güçlü bir anlatım aracı ve yol gösterici olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Buradan yola çıkarak 60/90 arası filmlerden söz etmeyi uygun buldum. Aksi takdirde dinleyicilerle sabahlayabilirdik ve ne yazık ki bize verilen saat bir saatti. Tabii ben her zamanki gibi anarşist karakterimi göstererek iki saatte çıkardım.

Önce hak yemeyelim çoğumuzun zengin oğlan fakir kız ya da zengin kız fakir oğlan diye küçümsediğimiz Yeşilçam aslında Türk sinemasını besleyen en önemli kaynaklardan biri olmuş. Ayrıca Türk sineması Türk edebiyatından fazlasıyla beslenmiş. Adeta ortak çalışmışlar. Örneğin Rıfat Ilgaz’ın kitabından uyarlanan, seyrettiğimizde masumiyeti, şefkati ve dayanışmayı yanı başımızda hissettiğimiz Tarık AkanŞener Şenli, Kemal Sunallı, Münir Özgüllü, kuzucuklarının annesi Adile Naşitli ve tam yedi bölüm çekilen Hababam Sınıfı hâlâ televizyon kanallarında en çok izlenen film. Çünkü biz şimdilerde en çok masumiyeti özledik.

Şimdi gelelim 60, 70, 80 yıllarında yüzlercesi çekilen taşradan, köyden artık adı taşı toprağı altın şehir olan İstanbul’a göç edenlerin hikâyelerine. Pek çok filmde göç edenler Haydarpaşa Garı’ndan trenden inerler ve önlerinde uzanan İstanbul’a bakarlar. Haydarpaşa Garı’nda başlayan göç hikâyeleri İstanbul’u ve o zamanların insan ilişkilerini, mekânlarını bize sunarlar. Bu nedenle hâlâ mücadele ediyoruz Haydarpaşa Garı bir simgedir ve haykırıyoruz: “Asla otel yapılamaz”!

Gelelim 1964 tarihinde çekilen Orman Kemal’in Gurbet Kuşları romanından uyarlanan ve Halit Refiğ’in çektiği Gurbet Kuşları filmine. Bu film Maraş’ta işleri bozulan ve daha çok para kazanmak için İstanbul’a göç eden, babanın her şeye hâkim olduğu bir ailenin İstanbul’daki hayatıdır. Aile o zamanlar kendi halinde oldukça muhafazakâr bir semt olan Fatih’te yaşamaya başlar. Baba birikmiş parasını çok güvendiği hemşerisine tamirhane açmak için verir ama hemşeri parayı iç eder. Baba oğullarıyla birlikte karısının evlenecek yaşa gelmiş kızının çeyizi için sakladığı altınları alarak bir tamirhane açar ama oğulları İstanbul’daki özgürlük havasını çok severler ve ayrı yaşta iki erkek kardeş tamirhanenin yan tarafında yaşayan bir Rum kadına âşık olurlar. Onun için kanlı bıçaklı savaşırlar. Ailenin genç kızı, baba ve ağabey baskısından bunalmıştır, evlerinin yanında oturan ve oldukça serbest bir hayat yaşayan bir kadınla arkadaş olur ve onun tanıştırdığı bir erkekle tüm feodal yapıyı göz ardı ederek birlikte olur ve hamile kalır. En küçük erkek kardeş ise tıp fakültesine girerek doktor olmaya çalışırken genç kız ağabeylerinin ve babasının baskısına dayanamaz ve intihar eder. O artık bir kurbandır!

Zamanlar ilerler ve artık göç filmleri bize feodal baskıyı kırmaya çalışan kadın karakterler anlatmaya başlar. Örneğin yaşadığımız tüm zamanları ve hızla değişen toplumu, yönettiği 114 filmle ve 37 senaryoyla anlatmaya çalışan Atıf Yılmaz’ın 1984 yılında Latife Tekin’in hikâyesinden yola çıkarak çektiği Bir Yudum Sevgi filmi böyle bir filmdir.

Filmin kadın kahramanı Aygül (Hale Soygazi) bir gecekondu mahallesinde yaşayan dört çocuklu genç bir kadındır. Kocası mahalle kahvesinden çıkmayan, oyun düşkünü, ilgisiz bir adamdır. Aygül gündelik temizlik işlerine giderek dört çocuğunu büyütmeye çalışır. İşe giderken Cemil (Yakışıklı Kadir İnanır) adlı bir fabrika işçisiyle tanışır ve Cemil onun fabrikaya işçi olarak girmesini sağlar. Bu Aygül için bir başlangıçtır ve artık sendikalaşma çalışmalarının yapıldığı fabrikada eşit işe eşit ücret isteyen bir kadındır. Dört çocuğuyla kocasını terk eder ve aynı mahallede bir eve taşınır. Cemil’le mahalle halkının baskısına rağmen birlikte yaşamaya başlar. Sonunda da evlenirler. Bu film İznik’te çekilmiştir ama hızla değişen koskoca bir Türkiye’yi anlatır.

Ah yerim bitti, öyleyse yakın zamanda ölen ve 30’dan fazla film yöneten Şerif Gören’i Yol, Endişe, Derman ve Sen Türkülerini Söyle adlı filmlerini izleyerek uğurlayalım.

Yazarın Son Yazıları

Cennete gidip gelenler

Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.

Devamını Oku
28.12.2025
Yetti bu uyuşturucu magazini!

Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.

Devamını Oku
21.12.2025
Hereke yolunda

Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.

Devamını Oku
14.12.2025
Boji’yle dünyayı gezdik!

Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.

Devamını Oku
07.12.2025
Canım şaka yapmışlardır

Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.

Devamını Oku
30.11.2025
Denize düşen yılana sarılır

Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?

Devamını Oku
23.11.2025
Müjde! Ölüm kokan parfümlerim var!

Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.

Devamını Oku
16.11.2025
Dünya unuttuğu bir sözcüğü yeniden anımsadı: Sosyalizm!

Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”

Devamını Oku
09.11.2025
Kraldan çok kralcılar

Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.

Devamını Oku
02.11.2025
İmecenin muhteşem gücü

Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.

Devamını Oku
26.10.2025
Hakan Tosun sen gittin gideli

Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.

Devamını Oku
19.10.2025
Düzenin yeni kurbanları: Katil çocuklar!

Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Ah bu ne sevgi bu ne ıstırap!

Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Adana’nın yolları taştan sen çıkardın beni baştan!

Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.

Devamını Oku
28.09.2025
Kırmızı elbiseli küçük kız

Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.

Devamını Oku
21.09.2025
Vahşetin korkunç sularında

Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.

Devamını Oku
14.09.2025
Bir kitap: ‘Sırlarım İpte Asılı Kaldı Balım’

Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.

Devamını Oku
07.09.2025
Devlet bir sivil itaatsizlik örgütü müdür?

Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.

Devamını Oku
31.08.2025
Bize kim düşe?

Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.

Devamını Oku
24.08.2025
Ah ah beni belediye başkanı yapmadılar!

Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.

Devamını Oku
17.08.2025
Parayı veren düdüğü çalar!

Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.

Devamını Oku
10.08.2025
Şu nitelikli ol ne demek? Biri bana anlatsın!

Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.

Devamını Oku
03.08.2025
‘Kolay ölümler ülkesi’

Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.

Devamını Oku
27.07.2025
Asılacak kadınlar ülkesi

Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.

Devamını Oku
20.07.2025
Kavşaktayız yeni sorular sorma zamanı!

Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.

Devamını Oku
13.07.2025
Topyekûn savaştayız!

Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.

Devamını Oku
06.07.2025
Zeytine ağıt

Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.

Devamını Oku
29.06.2025
Dünyanın hali gibi halimiz

Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.

Devamını Oku
22.06.2025
Yeniden Türkiş Dekameron

Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.

Devamını Oku
15.06.2025
‘Bana denizi göster’

Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.

Devamını Oku
08.06.2025
Unutma biz Anadolu’yuz!

Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.

Devamını Oku
01.06.2025
Biraz mevzu değiştirelim

Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.

Devamını Oku
25.05.2025
Cebinde şiirlerle dolaşan bir film yönetmenini uğurlarken

Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.

Devamını Oku
18.05.2025
Yurdumuz yeniden bizim olmalı!

Yurdumuz yeniden bizim olmalı!

Devamını Oku
11.05.2025
24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festivali’nde toplu anılar

24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festival

Devamını Oku
04.05.2025
Unutma deprem geliyorum der ve gelir!

Unutma deprem geliyorum der ve gelir!

Devamını Oku
27.04.2025
Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!

Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!

Devamını Oku
20.04.2025
Bak şu işe ben şu küçücük Yunanistan’ı kıskanıyorum!

Bak şu işe ben şu küçücük Yunanistan’ı kıskanıyorum!

Devamını Oku
13.04.2025
Boykotun sessiz çığlığı

Boykotun sessiz çığlığı

Devamını Oku
06.04.2025
Plastik mermi, cop, tazyikli su ve bitmeyen tutuklamalar

Plastik mermi, cop, tazyikli su ve bitmeyen tutuklamalar

Devamını Oku
30.03.2025