Enver Aysever

Tarikatların cemaatlerin mimarı 12 Eylülcüler!

14 Eylül 2020 Pazartesi

Toplumbilim, “darbe” türü büyük kırılma yaratan olayların yirmi yıl sonra sonuçlarının ortaya çıkacağını söyler. 12 Eylül 1980’de TSK, TÜSİAD, milliyetçiler, dinciler eliyle yıkılan Cumhuriyet, 2002’de somut sonucunu gösterdi ve siyasal İslamcı parti AKP, iktidarı ele geçirdi. Başka türlü söylersek yirmi yıl boyunca liberal tezlerle zihni biçimlenen insanımız, düpedüz “kindar nesil” olma yolunda son aşamaya geldi.

12 Eylül 1980’le ilgili bugün lanetli cümleler kurmak kolay. Evren’in ucuz ve ülkesine ihanet eden bir NATO generali olduğu düpedüz ortada. Elbette o gün karşısında emir eri gibi dizilen siyasetçi, akademisyen, sanatçı, iş insanı kimler varsa aklımızda. Bugün onlar ve benzerleri Saray soytarısı halindeler. ABD’ye imanlı TSK üyeleri o gün “komünizm gelecek” söylemiyle dincilere destek verdiler, yanlarına milliyetçileri de aldılar, yıkıldı gitti Cumhuriyet.

***

Bugün türlü yalanlara devam ediliyor. Devrimcileri ortadan kaldırmak için kurgulanan darbede sanki ülkücüler, dinciler de zarar görmüş gibi hava estiriliyor. Oysa mahpusta şöyle diyordu ülkücüler: “Biz içerdeyiz, fikrimiz iktidarda!” Esasen kılık değiştirerek, hatta sertleşerek sürüyor o anlayış. Evren, bir elinde bayrak, diğerinde kutsal kitapla pazarladı darbeyi. AKP’nin 12 Eylül 1980 ürünü olduğu, Özal’ı fikir babası saymasıyla somutlaşıyor. O Özal değil midir 24 Ocak Kararları’nın ardındaki isim, darbe hükümetinin başbakan yardımcısı, ardından yasaklılar içinden sıyrılıp yüzde otuz dörtle başbakan ve cumhurbaşkanı olan adam?

Bugün siyaset sahnesinde rol alan tüm düzen partileri, tarihleri daha eskiye dayansa da darbe ürünüdür. Şu ya da bu biçimde sosyalistlerin tasfiye edilmesiyle doğan siyasal ortamdan yararlanmışlardır. Yüzde on barajı, dahası vetolu seçimlerle bugüne gelinmiştir. Oyların üçte birini alarak iktidarı tek başına ele geçiren ANAP’la AKP arasında ne fark var? Ya da SHP’yi tasfiye eden Baykal CHP’si, yüzde 20 oyla ülkenin ikinci büyük partisi olmadı mı?

***

Bugün tüm siyasi partiler 12 Eylül ideolojisini sürdürüyor: Piyasacı, farklı tonlarda İslamcı, tüm çeşitleriyle milliyetçi, popülist partiler hepsi. En küçük ilke, ölçü, değer bulmak mümkün değil hiçbirinde. Hamaset, bayağılık, cehalet diz boyu. Hepsi düşünen insana düşman! Semboller üzerinden süren siyaset anlayışı, sonunda ülkeyi uçurumun eşiğine getirdi. Belki de yuvarlandık da haberimiz yok! Özal’ın “dört eğilim” zırvasına hepsi ikna olmuş durumda. Cumhuriyet, laiklik, sınıf, emek demek suç olmuş halde! İçi boş “millilik” söylemine kapılmış gidiyorlar.

Baş belası liberaller 2010’da askerlerin bıraktığı işi tamamladı. “Vesayet düzenine son vereceğiz” diyen, kendi sözleriyle “kullanışlı aptallar”, bugün kılık değiştirerek büyük ölçüde muhalif saflara sızdılar. “Millet İttifakı” çevresine baktığınızda her yerde “yetmez ama evet” bolluğu görürsünüz. Becerilerini kabul ediyorum, her dönemin insanı olmak kolay değil. Yalnız onlardan akıl alarak yol alanlar dikkat etsinler, burunları pislikten kurtulmaz! Liberaller kolay saf değiştirir, hemen çıkar kokusu alırlar, kılıktan kılığa girerler. Üstelik “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diyerek ayakta kalmayı başaran kimse olmadı bugüne dek.

***

Sözü tarikat, cemaat rezaletlerine getireceğim. Başta FETÖ olmak üzere, tüm bu grupların önünü açan ilk isim darbeci Evren ve onun işbirlikçileridir. Özal’ın Nakşi olduğunu bilmeyen var mıdır? İsmet Paşa’nın oğlu Erdal İnönü’yü veto eden konsey, nasıl olup da Özal’ı zararsız görmüştür. MSP’nin Konya vekil adayıydı Özal. Darbeye gerekçe sayılan meşhur mitingin yapıldığı Konya’dan söz ediyoruz. Şimdi öve öve bitiremedikleri tonton ve darbeciler, bugün sınırsız iktisadi, siyasi güçleriyle ülkeyi ele geçiren tarikatların mimarıdır. Dahası var…

2010’da AKP güzellemesi yapan liberaller, ekranlarda/gazetelerde “tarikatlar, cemaatler sivil toplum örgütü” diye bağırmadılar mı? Hatta bir ara bizim gazetede yazan biri: “Anne baba çocuğunu dilediği gibi yetiştirir, isterse üç yaşında da türban takar, dilediği gibi din eğitimi verir” demedi mi? Bu liberaller “laiklik” diyen herkesi “darbeci” diye fişlemedi mi? İşte bunların tümü tarikat yurtlarında, şeyhlerin odalarında ırzına geçilen çocukların günahını taşıyor. Herkes takkeyi önüne koymalı: Ezan, bayrak diyerek kurulan düzenin parçası olanlar, insanların manevi duygularını sömürerek iktidar devşirenler, işlenen tüm bu insanlık suçuna ortak oluyorlar!

***

Elbet istemeden de olsa olan bitene göz yuman sıradan insana da bir çift sözüm var. Biliyorum, çok uzun sürdü İslamcı iktidar, yorgun, umutsuz insanlar. Ancak öyle meseleler vardır ki, kimse susamaz, kayıtsız kalmak insanlık suçudur. “Yarın cumhurbaşkanı olacağım” diye herkese boncuk dağıtarak iyice zayıflamış laik Cumhuriyetin altından bir tuğla daha çekenlere dikkat etmek gerekir. “Ne yapalım düzen böyle” demek bahane sayılamaz. Ben kendi payıma kardeşim olsa bu tarikat, cemaat düzenine göz yumanla mücadele edeceğim!


Yazarın Son Yazıları

Entelektüel 28 Eylül 2020
Acı hakikat! 17 Ağustos 2020
Üç maymun 13 Ağustos 2020
Erbaş’ın kılıcı! 3 Ağustos 2020
Bana Dostunu Söyle... 30 Temmuz 2020
Tıpış tıpış! 23 Temmuz 2020