Şiir aşk gibidir

Şiir aşk gibidir

04.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz. Tek yapabileceğimiz, onun doğuşunu beklemek ve gelişini kutlamaktı.”

Yeni yıl, güzel bir sürprizle geldi. Ünlü folk ve protest sanatçısı, 60’lı yıllardan bu yana aktivist, insan hakları ve barış eylemcisi, Joan Baez sahneleri bıraktıktan sonra kendini resim yapmaya ve peş peşe kitaplar yayımlamaya verdi. Ayrıca kendisi, benim kankam olur. Yukarıdaki sözler onun. Son kitabı geçen yıl ABD’de yayımlanan (When You See My Mother, Ask Her to Dance) “Annemi gördüğünüzde onu dansa kaldırın” başlığıyla (İnkılap Kitabevi) şimdi Türkçe olarak kitapçılarda. Üstelik bir başka şairin, Pelin Batu’nun enfes çevirisiyle!

Hemen söylemeliyim: Bu şiirleri yazıldığı dilde İngilizce okuduğumda (2024), ilk düşüncem, çevirinin güçlüğü olmuştu. Çünkü kitapta yer alan altmıştan fazla şiir çok kişisel, çok şeffaf, çok gizemli, otobiyografik ipuçları içeriyordu. Pelin Batu, son iki yıldır Joan Baez’in verdiği sayısız röportajın izinden giderek bu ipuçlarını teker teker çözüyor ve kendi şair duyarlığıyla bize Türkçe sunuyor. Çeviriyi canı gönülden kutluyorum.

KENDİYLE HESAPLAŞMA

Bu şiirlerin tümü 1990-97 yılları arasında yazıldı. O yıllarda Joan Baez ciddi bir psikolojik tedavi görüyordu. (Bu şiirler yayımlandıktan sonra kendi açıkladığı için artık söyleyebiliyoruz.) İçinde beş ayrı kişilik yaşadığına inanıyordu. Hangisinin nerede, ne zaman baskın çıkacağını bilememek onu çok zorluyordu. Tıbbi adı “dissosiyatif kimlik bozukluğu”.

Şiir kitabına kendi yazdığı önsözde zaten açıklıyor: 1990’da terapiye başladığını, içindeki farklı kişilikleri çocukluğunda yaşadığı travmayla başa çıkabilmek için yarattığını belirttikten sonra şöyle diyor:

“Buradaki bazı şiirler, içimdeki yazarların etkisinde kalarak ya da bizzat onlar tarafından yazılmıştır. Birlikte, görüntü ve kelimelerin oluşturduğu bir dalga tarafından zahmetsizce sürüklendik ve zaten bildiğimiz bir şeyi keşfettik: Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz. Tek yapabileceğimiz, onun doğuşunu beklemek ve gelişini kutlamaktı.”

Şiir kitabı dört bölümden oluşuyor: 1) Tek şiir: “Siyah Beyaz Topa Elveda”- Terapi sonrasında, 50 yaşında kendi içindeki cevheri keşfedişi. 2) İçindeki küçücük çocuğun sesinden aile, okul, öğretmen, ceza, oğul vb. 3) Çeşitli temalar, geniş bir yelpazeye yayılma, doğa tutkusu, etkilendiği kişiler, E.E. Cummings, Edgar Allan Poe’ya ve Bob Dylan’a göz kırpmalar... 4) Bugün hayatta olmayan “Artık bana kör kalmıyor” dediği babası, 100 yaşına dek yaşayan annesi; “Dağın Karaliçesi” ablası Pauline, ve “ölümle raks eden” güzel küçük kardeşi Mimi... Hepsiyle sevgi dolu vedalaşma.

Kitaba adını veren şiir, en sonda. Annesinin hayran olduğu İsveçli tenor Jussi Björling’e (1911-1960) sesleniyor. (Anımsıyorum: İstanbul’da, Paris’te, Milano’da, Selanik’te her buluşmamızda yanında mutlak Jussi Björling’in bir plağı olurdu. Hem tenor J.B. hem kendi J.B.!)

PELİN BATU FAKTÖRÜ 

Anladınız işte çok çok kişisel , otobiyografik, kendiyle hesaplaşma şiirleri bunlar. Özelliği, şeffaflığında, gizemde, derinlikte, yontulmamış olmasında... Joan Baez, karşımızda adeta çıplak duruyor!

Türkçe baskısında Pelin Batu’nun çok güzel ve açıklayıcı bir önsözü var. Joan Baez’i, 1989’da İstanbul’daki konserinde, kendi 11 yaşındayken dinlemiş, görmüş.

“Sesinin berraklığının ardında yüzlerce hikâye var, o da sanki yüzyılların geleneğinin uzantısı olan bir ozan gibi, bir dengbej gibi, bir masal anlatıcısı gibi bizlere kendinden yola çıkarak kadim mitler anlatıyor. (...) Karşımda sadece bir şarkıcı değil, insanlığın iyiliğine inanan, onlar için didinen bir ruhun vücut bulmuş hali duruyordu.”

Ustalıkla çevirdiği bu şiirlerden sonra söyledikleri, bu yazının da son sözü olabilir:

“Baez bundan böyle benim için çocukluğumdan beri tutunduğum bir bahar dalı değil, iç sesleriyle konuşmayı, raks etmeyi, anlaşmayı ve yer yer kavga etmeyi göze alan bir kadın-ağaca dönüştü. (...) Yıllar sonra onun içindeki en küçük çocuğun elinden tutarak bu sayfalarda dolaşıyorum. Kendi içimdeki çocuğu hatırlıyorum. Aynı yolculuğa çıkmak üzere olan siz sevgili okurlara da aynı macerayı temenni ediyorum. Belki bu bizim asıl buluşmamız olacak, gerçek tanışmamız- kendimizle, iç sesimizle ... tam da burada başlayacak.”

Yazarın Son Yazıları

Diktatörlerin ortak dili: Maval

“Bana maval okuma” deriz karşımızdaki aklımızla alay ettikçe, yalan söyledikçe, iftira attıkça, yalanlarla iftiralarla bizi oyalamaya kalktıkça, karşımıza geçip bize “masal” okudukça...

Devamını Oku
21.05.2026
Müzik ve Vicdan

Kimi akşamlar vardır; yalnızca bir konser dinlemezsiniz.

Devamını Oku
17.05.2026
Karadeniz’den

Sevgili Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan: Esir alınmış ama teslim olmayan sizler, dünyanın en hukuk dışı “casusluk davası”yla uğraşırken inanın başka herhangi bir konuda yazı yazmak, bana zulüm gibi geliyor.

Devamını Oku
14.05.2026
Seyahat sanatı

İnsan neden yola çıkar?

Devamını Oku
10.05.2026
Yumruklar havada yürüdük tek polis görmedik!

Yedi gün önceydi.

Devamını Oku
07.05.2026
Emek ve söz: Aynı kavga

İki gün arayla iki tarih...

Devamını Oku
30.04.2026
Savrulurken oradan oraya...

Bir ülke düşünün.

Devamını Oku
26.04.2026
Bayram mı, yoksa vicdan sınavı mı?

Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.

Devamını Oku
23.04.2026
Merhaba Günü

İktidara geldiklerinde dindar ve kindar bir kuşak yetiştireceklerini açıkladılar.

Devamını Oku
19.04.2026
Hrant Dink Hafıza Mekânı

Zaman uçuyor.

Devamını Oku
16.04.2026
Operasyon arası sanat

27 Mart 2026-Uşak Belediyesi’ne operasyon.

Devamını Oku
12.04.2026
Teşekkürler Zülfü Livaneli

Hem Zülfü Livaneli’nin kendisi hem sayısız araştırmacı, o baskı altında zoraki kabullenilmiş adaylığın, SHP’nin yerlerde sürünen oylarını yükseltmek için kabul ettiğini açıkladı. Yükseltti de. Uğradığı saldırılar, manipülasyonlar, kimi medya ve aydınların ihaneti hepsi yazıldı. Oyların nasıl çalındığı da... Daha sonra Baykal’ın dokunulmazlığı nasıl savunup Erdoğan’a başbakanlığı sunduğu, tüm partilerin tavırları... Ama okuyan kim!

Devamını Oku
09.04.2026
Tiyatro ve eleştiri

Samsun Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden bir çağrı alınca “Nâzım Hikmet 124 Yaşında” programımı sunmak üzere kendimizi o muhteşem kentte bulduk.

Devamını Oku
05.04.2026
Demokrasiye bak!

Ama gerçekten olacak şey mi?

Devamını Oku
02.04.2026
Semiha Berksoy: Kendi mitolojisini yaratan sanatçı

Minicik bir kız çocuğu.

Devamını Oku
29.03.2026
Hakikat yargılanamaz

Peş peşe birbirini izleyen olaylara bakınca, insan çıldırmadan nasıl bu ülkede yaşayabilir diye şaşmadan edemiyorum.

Devamını Oku
26.03.2026
Bayram bitti

Bayram bitti

Devamını Oku
22.03.2026
Gerçek bayramları beklerken

Bu yazıyı okuduğunuzda arife günü olacak... Yarın bayram... Hiç ama hiç bayram duygusu yok çoğumuzun içinde.

Devamını Oku
19.03.2026
Bir kayıp, bir ödül

“Ooo, Bayan Şifahi buradaymış!”

Devamını Oku
15.03.2026
İki savaş arasında

Başlık doğru...

Devamını Oku
12.03.2026
Katliam devam ediyor

Farkında mısınız, ülkemizde kadın katliamı dolu dizgin devam ediyor.

Devamını Oku
08.03.2026
Vicdan biraz vicdan

Ey siyaset!

Devamını Oku
05.03.2026
Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025