‘Yaşama sevinci’ aşısı mı?

28 Mayıs 2019 Salı

İmamoğlu topluma, “ihtiyacını şiddetle duyduğu yaşama sevincinin” bir aşısı gibi geldi. Gizlilik, bilgiye ulaşamama, ekonomik bunalım: medya bağımsızlığının kaybolması: ailede, sokakta, siyasette kavganın ve şiddetin yaygınlaşması.
Suriye’den Irak’a, Ege’den Doğu Akdeniz’e sorunların giderek derinleşmesi: DEAŞ’lısından iş arayan Suriyelisine çok geniş bir kitlenin Türkiye’ye yerleşmeye başlaması: rejimin demokrasiden uzaklaşarak oligarşi yönünde ilerlemeye başlaması toplumu umutsuzluğa itti.
İmamoğlu ve İstanbul seçimi bir “mihenk taşı”, bir temel gösterge haline geliverdi. Ekrem Bey platonik ve reel mutluluk ölçütlerinin, turnusol kâğıdı oluverdi:
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin toplantılarının canlı olarak yayına sokulması toplumda şeffaflık, insana saygı, kimin ne olduğunun halk tarafından açık bir şekilde “görülmesi” ve dürüstlük açısından bomba gibi etki yaptı.
Halkın gözünde şeffaflık istemeyenlerin, bilgiyi gizleyip vermeyenlerin, “dürüst olmayan, kaynakları kendi çıkarları için kullanan kişiler olacağının kesinleştiği bir dönemece gelindi”. Bunu İmamoğlu başardı.
Üstelik genç adam, dindar ama siyaseti camiye sokmuyor, dini istismar etmiyor. Bu konuda da “vatandaşın gerçekleri daha net görmesini sağladı”. “Gerçek dindar vatandaş nasıl olunur”, bunu herkesin anlayabileceği bir biçimde ortaya koydu.
Belediye (ve ülke) idareciliğinin güler yüzlü, sevecen, birleştirici, ortak değerleri geliştirerek nasıl yürütülebileceğini kanıtladı.
Bu genç adam bütün bu olumlu öğeleri, adeta bir “mutluluk aşısı” gibi fiilen gösterdi, üretti ve halka şırınga etti. Bu sadece bir bilgi ve görgü meselesi değildir: bu genç adamın “fıtratında bulunan” bir şeydir: taklit edilemez, çakma bir biçimde de öğretilemez: müzisyenin doğuştan sahip olduğu bir yetenek misali.
Bu genç adamda, o kadar alçakgönüllü görünüşüne karşın, “büyük bir etkileme gücü” fazlasıyla mevcut. Taklit etmeye kalkanlar, sadece komik duruma düşerler.

Mutluluk sevinci
Halk, mutluluk sevincini yaşamak, karanlık labirentlerden uzaklaşmak istiyor. İnsanlar içlerindeki “bu beklenti ve birikimi” İmamoğlu’nda bulduklarına inandıkları için ona sarılıp öpüyor, kucaklıyor ve ellerini uzatıyorlar.
Yıllardır biriken özlemlerini gideriyorlar: gençler, yaşlı nineler, iş arayan insanlar, bunaldıkları için “dışarıya” kaçmak isteyenler bu genç adamda, “yaşama sevinci ve mutluluğunu buluyorlar”.
İmamoğlu bugün, “Türkiye’nin iç dinamiklerine egemen olmuş negatiflere karşı” pozitif bir umut ışığı olarak algılanıyor. Ülkemizde, bu tür “çoban ateşlerinin” önü hep kesilmeye çalışılmış ve çok kere de kesilmiştir.
Temelinde hep, “12 Eylül”leri üreten faktörler yer almışlardır. Çağdaşlaşmaktan, demokrasiden, şeffaflıktan korkan güç odakları bizde varlıklarını hep sürdürmüşlerdir.
Aynen, 12 Eylül’den FETÖ’ye götüren süreçte olduğu gibi. Temelinde de hep “Batıcılar-siyasal İslam işbirliği bulunmuştur”. FETÖ’yü de bu iki ayak üretmedi mi?
Bunlar, “matematik ve felsefe derslerini seçimlik yapıp, öbür dünyayı zorunlu hale getirmenin” sonuçları.
Yaşadığımız dünya “seçimlik”, yaşamadığımız dünya “zorunlu” olmuyor mu?
Esas sorun, “hangisi, kimler için tezgâhlanıyor”...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları