İyi günde kötü günde Mozart

10 Haziran 2020 Çarşamba

Giysi dolabınızda yıllardır asılı duran bir ceket vardır değil mi? Yeni mevsim başlarken onu çıkartıp bakarsınız; hâlâ değerlidir, hatta moda dönüp dolaşıp bir yanıyla yine ona gelmiştir. Kıyamazsınız dolabınızdan atmaya. İçinizden dersiniz ki, “O klasik bir ceket, modası hiç geçmeyecek; bu mevsim değilse bile gelecek mevsim yine işe yarar. Bırak dursun dolabımda.” Tıpkı o ceketiniz gibi büyükbabalardan kalmış bir koltuk da oturma odanızın vazgeçilmezidir. Onu da bir türlü eskiciye satamazsınız: “Artık ailenin klasikleşmiş bir eşyası, kim bilir kaç kuşağın anılarını taşıyor. Bütün eşyayı değiştirsek de onu atmaya kıyamayız. O, bizim için kuşakların bir tanığı” dersiniz.

Batı müziği tarihinden söz ederken, “klasik” olarak adlandırılan dönemin yapıtları, yalın ve sağlam biçimleriyle her zaman müzik dünyamızda bir köşe başı olarak değerlendirilir.

Haydn, Mozart ve genç Beethoven 18. yüzyılı 19. yüzyıla bağlayan Klasik Dönem bestecileri olarak anılırlar. Örneğin Mozart’ın 40. Senfonisi, 20. piyano Konçertosu, flüt kuvartetleri, dantel gibi piyano sonatları, birbirinden renkli operaları, nice oda müziği, sağlam ve güvenli yapılarıyla tarihin her döneminde dinleyicisini mutlu etmiştir.

Mozart’ta Türkler

Mozart, “Türk” adını müzikte en çok duyurmuş besteci olarak, bizler için ayrı bir özelliğe sahiptir. Sonat, konçerto, opera ve bale gibi yapıtlarında Türk vurma çalgılarını, ya da renklerini kullanmıştır. 1772’de bestelediği K.162, 22 No’lu senfonisinin finalinde “Türk trilleri” (süslemeler) kullanmıştır. 1775’te yazdığı KV.219, beşinci keman konçertosunu “Türk konçertosu” olarak adlandırmıştır. Bu yapıtın finalinde çelloların yarattığı vurmalı karakter zarif bir rondo ile birleşir. K.V.331 (1778) La Majör piyano sonatının son bölümüne “alla turca” başlığını vermiştir. Bu yapıt için kendisi hiçbir zaman “Türk Marşı” başlığını kullanmamıştır. Sol el mehter davulunun tokmakla vuruşunu; sağ el de mehterin dantel inceliğindeki zillerinin etkisinde, bir marşı işler.

Saraydan Kız Kaçırma, KV384 (1782), üç perdelik bir şarkılı oyundur. “Komik Opera” (arada şarkılı konuşmalar olan) niteliğindedir ve Almanca yazılmıştır. Mozart babasına yazdığı bir mektupta bu operanın uvertürünü ve finalindeki koro müziğini Türk motifleriyle donatacağını söylemiştir. Osmin tiplemesi, eski bir İstanbul yalısını mekân olarak alması, davullar ve zillerle, mehter bandosu etkisini yaratması, bu yapıtı Türk operası olarak ünlendirmiştir. Özellikle uvertüründe, mehteri bütün karakteriyle çizer. Mozart’ın Türk elçiliği maiyetinde Viyana sokaklarında konserler veren mehter bandosunu dinleyerek etkilendiği sanılmaktadır. Ayrıca Ortadoğu’yu gezmiş olan Mason Locasındaki arkadaşı Angelo Soliman’ın da anlattıklarından etkilendiği sanılır. Vurma çalgıları kullanımı ve şarkılardaki ses aralıklarında duyulan Türk müziği benzerlikleri dışında Mozart’ın kendi hayal gücüyle donattığı bir “Türk müziği”ni kurguladığı söylenebilir. Türkleri konu eden yarım kalmış operası Kahire Kazı (L’Oca di Cairo) KV 422 (1783) Varesco’nun metni üzerine yazılmıştır; Türk ülkesine benzer bir yerde geçer, “komik opera” niteliğindedir. Diğeri de Zaide Operası dır ki KV 344 (1779) Saraydan Kız Kaçırma’nın ilk şeklidir.

Daha önce de yazmıştım: Yıllardır ameliyathanede doktorlara operasyon süresince veya nekahat devrindeki hastalara evlerinde Mozart dinlemeleri önerilir. Mozart’ın müziği, iyi günde kötü günde, hep içinde espriler ve derin anlatımlar saklayan dehlizler taşır. Evinizdeki dolaptan bir türlü atamadığınız klasik ceket gibi onu da yaşamınızdan bir türlü çıkaramazsınız. Günün her saatinde Mozart dinlemek için bir bahane yaratabilirsiniz.


Yazarın Son Yazıları

Davuldan Kahveye Kadar 27 Mayıs 2020
Helikopterler ve müzik 20 Mayıs 2020
Sessizlik ve müzik 13 Mayıs 2020
Acılar ve müzik 6 Mayıs 2020