İlk kaleyi bulan top için dakikalarca beklemiyoruz. Fenerbahçe daha 2. dakikada Tolga’nın şutuyla Karius’un kaleciliğini deniyor. İlk korner de Beşiktaş’tan dakika 5’te. Yani anlaşılan iki takım da top oynamaya çok istekli. Ama ev sahibi istediğini çok daha fazla elde edebilen taraf. Topu alıyor ve bırakmıyor. Beşiktaş ise oyun kurmakta zorlanıyor. Dolayısıyla rakibini karşılıyor daha çok. Ve Beşiktaş’a bir “VAR” bir “YOK” olan “VAR”ın uyarısıyla 22’de Rebocho’nun eli penaltıya dönüşüyor. Böylece Fenerbahçe’nin baskısı sonuç veriyor; öne geçiyor Kruse’nin penaltı atışıyla. On dakika sonra 2. golü de buluyor ev sahibi; bu kez ceza alanı dışından Ozan’ın attığı harika şutla. İkinci gol öncesi Diaby’ye yapılan faulü kimse görmüyor. Tabi ardından itirazlar ve kartlar geliyor. Bu arada Beşiktaş’tan oyuna refleks hâlâ yok. Fenerbahçe’nin hızlı ve dikine ataklarını bozamıyor bir türlü. Ama soyunma odasına gitmeden 45+5’te bir duran top kullanımı, ardından Atiba’nın kale önünde dokunuşuyla kazanılan gol Beşiktaş’ı ümitlendiriyor. İkinci 45’te Diaby yerini Ljajic’e bırakıyor. Bu arada Serdar Aziz kime denk gelirse ceza alanı dışı, içi faul yapıyor; Vida’ya, Lens’e, Burak’a... Beşiktaş biraz hareketleniyor 2. yarının başında. Burak çok müsaitken değerlendiremiyor fakat 58’de Vedat Muriç eline geçen fırsatı iyi değerlendirince skor 3-1 oluyor. Gerçi bu gol öncesi de Ljajic’e faul var ama olsun (!). Yani tecrübeli hakemimiz Çakır pek de başarılı değil pozisyonları süzmede. Ne ki tüm bunlar Beşiktaş’ın etkisiz oyununu hiç açıklamıyor. En başta Diaby, Lens, Ljajic o kadar yoklar ki. Bir tek Atiba ne yapabilir? Sonra N’Koudou da giriyor oyuna. Ama oyun değişmiyor. Daha önce Quaresma’nın ayağına bakılıyordu şimdi Caner’in. Sonuçta bu önemli derbiyi Fenerbahçe etkili ve baskılı oyunuyla farklı kazanıyor.
Yazarın Son Yazıları
Medyamızın, taraftarların, menajerlerin ve aracıların en sevdiği dönemdeyiz; ara transfer dönemi.
Yeni bir yıla daha girdik ama sorunlarımızı da birlikte getirerek.
Cerny, Abraham ve Orkun’un bireysel becerilerine kalmış her şey. Oyun içinde dalgalanmalar, skorlarda dalgalanmalar hep bu yüzden. “Bireysel hata” gibi ucuz mazeretlerden değil.
Her iki takımda da büyük eksikler var.
Sakat, cezalı ve milli takımlara gidenler nedeniyle Beşiktaş’ta Demir Ege, Kartal ve Taylan ilk on birde.
Yine değişen bir şey yok; ne maç yönetimlerinde, ne hakem atamalarında ne de kulüp yöneticilerinin tavırlarında.
Böyle skor korunamaz, korunamıyor da zaten. Skor eşitleniyor: 3-3. Uzatmalarda Beşiktaş’ı Allah koruyor. Sonuçta ben de skoru belirleyen VAR ile ilgili Trabzonlu TFF Başkanı’ndan bir açıklama bekliyorum.
TFF Başkanı Hacıosmanoğlu yaptığı açıklamalarla bize ne demek istedi?
Beşiktaş’ın ilk on birinde 6-7 oyuncu belli artık. Ama ben mesela Milli Takım kalecisi Mert’in, Sergen Yalçın’la birlikte neden itibar kaybına uğradığını anlamıyorum.
Pazartesi akşamı ne izledik biz?
Baştan söyleyeyim.
Baksanıza adalete olan inancımızın her gün daha da azaldığı şu kirlenmiş futbol ortamını birileri bahis üzerinden temizleme kararı almış.
Önde presle rakip alanda topu tutabilme, savunmadan güvenli çıkışlar, kanatların iyi çalışması Beşiktaş’ın artılarıydı
Beşiktaş’ın son mali kongresi kulüpte işlerin hangi noktalara vardığının bir göstergesi maalesef.
Beşiktaş baskılı ve enerjik başlıyor ve 2 golle öne geçiyor. Ama VAR’ın işgüzarlığıyla, hakemin sarı kartı kırmızıya dönüyor, Orkun gereksiz hareketi yüzünden atılıyor ve Kartal 10 kişi kalıyor.
Bu ligin şaibeli olduğunu zaten hep biliyorduk.
Maçın hemen başında Toure’nn soldan top sürerek ceza alanına girişi, Cerny’nin yerden topu uzatışı ve Cengiz’in net vuruşuyla Beşiktaş Kasımpaşa karşısında öne geçiyor.
Ne sebeple olursa olsun maç ertelenmesine karşıyım.
Süper Lig’i yayıncı kuruluş mu yönetiyor?
Zafer sarhoşluğu içindeyiz.
Maç yazımda “Fırsat kaçtı” başlığını atmıştım.
Fırsat kaçtı
Galatasaray derbinin favorisiydi. Ama belli ki Liverpool maçının yorgunluğu vardı.
Bitmeyen çilemiz bizim bu; tribünlerin küfürlü sloganlar nedeniyle sürekli ceza yemesi.
MHK’nin görevi iyi hakem yetiştirmek ve o iyi hakemleri adaletli bir şekilde maçlara vermek değil midir?
Garabetler ülkesiyiz; anımsarsanız 2004’te tekrarlanan Çaykur Rize-Fenerbahçe maçı ocak transferleri de kullanılarak oynanmıştı.
Beşiktaş-Başakşehir maçından çıktım koşa koşa eve geldim.
Bakın Erkek Milli Basketbol Takımımızın oyuncusu Kenan Sipahi, Avrupa Şampiyonası’nda yarı finale çıkma başarısı gösterildikten sonra “Biz saha içinde ve saha dışında birlikte zaman harcamaktan çok zevk alıyoruz” diyor.
Sürekli dön dolaş aynı noktaya geliyoruz.
Bravo bildiniz, Ole Gunnar Solskjaer Beşiktaş’ı şampiyon yapamadı.
Karşınızda çok zayıf bir takım da olsa siz oyun kuramaz, topu rakibe verirseniz istediğiniz kadar savunmacıyla sahaya çıkın o rakip istediğini yapar, öyle olur böyle olur golü de bulur.
Eldeki kadroya bakıp Solskjaer üçlü savunmaya geçmiş.
Transfer değil emek!
Beşiktaş şu anki takım performansıyla kimi rahat yenebilir sorusunun yanıtı yok maalesef.
Gerçekçi olmak gerekirse Beşiktaş’ın bugün mucizeye ihtiyacı olacak.
Beşiktaş maçın başında kaptırılan topla şanssız bir gol yiyor.
Bu kadar kötü bir zamanlama olabilirdi ancak. Malum; Beşiktaş bu akşam Shakhtar Donetsk ile tarihi bir maça çıkacak.
Daha önceki yazımda, forma aşkının olduğu, aidiyete dayalı o eski yılların çok gerilerde kaldığından, artık her şeyin değerinin para ile ölçüldüğünden bahsetmiş ve bir futbolsever olarak üzüntümü dile getirmiştim.
Fikstür çekiminin üstünden daha bir hafta bile geçmedi. Ama kimse içerdiği haksızlıklar üzerine konuşmuyor.
Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Beşiktaş’ta çok isabetli gözüken iki transfer yapılmış, hele Abraham gibi çok renkli bir santrfor gelmiş ama hâlâ laf edenler var.