Baştan söylemek isterim, içkili mekânlarda saatler ilerledikçe kadınların ve erkeklerin ellerinde kadehler, devrimci türküleri hele de İtalyan partizanlarının marşı Bella Çav’ı söylemelerinden ne şimdi ne de gençliğimde hoşlanmadım. Hele şiir okumalar, dehşet verici bir tiksinme duygusu yaratır bende. Her şeyin yeri ve sırası var. Öğretmen gibi mi konuştum, öyle olsun.
Öyle, hiçbir şey bana şu görüntüyü unutturamaz. Hayata Dönüş operasyonundan sonra açlık grevi yapan mahkûmların ölmeye yakın olanları ailelerine teslim edilmişti. Onların müşterek kaldığı bir evde epeyce vakit geçirdim ve Wernicke-Korsakoff hastalığının pençesindeki dal gibi gencecik bir delikanlının, durup durup Bella Çav marşının ilk mısralarını okuyup sonra birden “unuttum” diye ağlamasını kim unutabilir? Bu nedenle türkü barlarında kafalar kıyak Bella Çav söylenmesine, kadeh tokuşturulmasına dayanamam.
Şimdi bir Türkiyeli şarkıcı kadın Bella Çav marşını klip yapmış. Klipte kırmızı tulumları, yüzlerinde V for Vendetta (Guy Fawkes) maskeleri, ellerinde tüfekler bir grup adam dehşet verici bir biçimde yürüyor ve birden şarkıcı çıkıp Bella Çav nağmeleri arasında, küçücük bir blucin şort, kalçalarını kıvırıyor, ha babam kıvırıyor. Şöyle durdum, gerçekten şu anda solun içinde bulunduğu durumu dalgaya almak ancak bu kadar olur. Belli ki, şarkıcının amacı bu değil, ama klip ondan ayrı böyle bir işlevi yerine getiriyor. Bana kızanlar olacak biliyorum ama gerçekçi olalım ve kafalar kıyak kadeh kaldırarak Bella Çav söyleyenler biraz düşünsün.
Bugün ortaya karışık gidiyorum ya, gelelim şu Adana Genelevi’ne kayyım atanmasına. Arkadaşlar bu ne heyecan, bu ülkede Güneydoğu ve Doğu illerinde HDP’li, sayıları yüzü bulan il ve ilçe belediyelerine kayyım atandı. Ne çabuk unuttunuz. Üstelik daha üç gün önce Başkanımız yerel seçimlerde seçilenlerin hakkında hemen soruşturma açacağını, terörle ilgili olanların yerine kayyım atayacağını açıkça söyledi. Böyle bir vahim açıklamadan sonra ne olayın muhataplarından ne de ana muhalefet partisinden bir tepki geldi.Yani nasıl genelevlere kayyım atanıyorsa, seçilmiş yeni belediye başkanları da kayyımla gidebilir. Yani ülke baştan sona, söylemek istemiyorum siz anlayın işte, o hale dönmüş.
Bütün bu işler olurken, adam “benim twitter ve facebook hesabım yok!” diye feryat etse de bazı kahraman sevenler, İlber Ortaylı için hesaplar açıp, olmadık laflar yumurtladılar. Bu nasıl hazin bir şey, adam benim buralarla işim yok diyor ama inatla birileri ona tahmin bile edemeyeceği kadar kahramanlık yüklüyor. Sonra adam kendine yakışır bir iş yapıp kütüphanesini Saray’a bağışlıyor ve danışmanlık kapıyor. Ne bekliyordunuz? Adam başından beri “ben Osmanlıcıyım!” diye bağırdı. “Ben safi kibirim” diye bağırdı. Neden illa ki bir kahramana ihtiyacımız var. Kahraman birileri mutlak olacaksa bu hâlâ işini geri almak için açlık nöbeti tutan işçi Mahir Kılınç ya da sürekli ev baskınlarıyla gözaltına alınan Güney illeri siyasileri, anneleri mahkûm olduğu için hapiste yaşayan bebeler olmalı.
Bugün bazılarını kızdırma günüm, TİP adlı yeni bir parti kuruldu ve HDP oylarıyla Meclis’e giren iki TİP kurucusu anlı şanlı bir basın toplantısında HDP’den ayrılıp TİP milletvekili oldular. Bu arkadaşların siyası geçmişine şöyle bir bakarsanız, birinin hükümet tarafından oyunlarının yasaklandığını, bir diğerinin de yeni parti kurmada uzman olduğunu görürsünüz. Anlaşılan HDP kendi bölgesindeki oylara güvenmediği için sokaklarda dövüşen bu sol kesim iki insanını milletvekili yapmış, sonra da TİP milletvekili oluverdiler. Şimdi ben soruyorum, bu yeni TİP nerelerde örgütlendi. Tavanı hangi kesimlerdir? Eski muhteşem TİP efsanesine ne kadar yakındırlar, ülke insanı için teklifleri nelerdir? Gerçekten merak ediyorum.
Bu arada tuhaf bir hikâyeyle yazımıza son verelim. Mahalle kahvesinde oturmuş hayat pahalılığından söz ediyoruz. Sıkı facebook takipçisi bir arkadaşımız “herkes susup beni dinlesin” diyor, susuyoruz, “arkadaşlar” diyor, “Amasya’da bir soğan üreticisi çuvallarını bir kamyona yükleyip ahaliye kilosu 1 liradan satmış. Yani aracıyı ortadan kaldırmış, şimdi ben de bütün bir yaz yaptığım turşuları, salçaları size aracısız satıyorum. Pamuk eller cebe!”...Vav, vallahi iyi bir çözüm aracısız satış. Alan memnun satan memnun! Sıra mahallece imece usulü ekmek yapmaya geldi.
Geneleve kayyım, alaturka Bella Çav ve bizim çaresiz hallerimiz...
Yazarın Son Yazıları
Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.
Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.
Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?
Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.
Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”
Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.
Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.
Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.
Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.
Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.
Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.
Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.
Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.
Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.
Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.
Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.
Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.
Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.
Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.
Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.
Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.
Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.
Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.
Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.
Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.
Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.
Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.
Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.
Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.
Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.
Yurdumuz yeniden bizim olmalı!
24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festival
Unutma deprem geliyorum der ve gelir!
Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!
Bak şu işe ben şu küçücük Yunanistan’ı kıskanıyorum!
Boykotun sessiz çığlığı
Plastik mermi, cop, tazyikli su ve bitmeyen tutuklamalar
Hep birlikte haykırıyoruz: ‘O gün bugündür!’
Cihatçılar Alevileri ve muhalifleri öldürürken...
Ah ne çok öldük!