Bizi ‘gebertmek’ isteyenlerin dünyası

10 Nisan 2020 Cuma

Bundan yıllar önce, “Sayın başbakan, çiftçinin bu hali ne olacak, anamızı ağlattınız!” diye protesto eylemi yapan çiftçiye “Artistlik yapma lan! Ananı da al git” diye cevap veren bir başbakanın, artık çok geniş yetkilerle donanmış bir cumhurbaşkanı rütbesiyle ülkeyi yönettiği şu düzende...

İstanbul Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdür Yardımcılığı görevinde bulunan Nail Noğay’ın, “Evde kal” çağrılarına veryansın eden, yoksulluk yüzünden sokağa çıkmak ve dilenmek zorunda olduğunu söyleyen bir Çingene kadınının videosunu sosyal medyada rahat rahat “Geber” yorumuyla paylaşmasında ters giden hiçbir şey yok.

Aksine her şey yolunda.

Şu anda:

İşsiz kaldığı için kirasını ödeyemeyeceğini söyleyen kiracısına, “Ben devlet miyim. Bana ne başına gelenden. Öde benim kiramı” diye kaygısızca cevap veren ev sahibi de...

Aynı apartmanda oturan sağlık görevlisinin asansörü kullanmamasını ve merdiven tırabzanlarına dokunmamasını isteyen bir yazıyı apartman girişine rahatça asan yönetici de...

Sağlık görevlilerine açıkça ev vermeyenler ya da oturdukları evden derhal çıkmalarını isteyen insanlar da...

Çöpten atık toplayan aileye yasaları uygulamak adına binlerce liralık ceza kesen zabıtalar da...

Tıpkı “Açlıktan ölelim mi?” diyen, dilenmek için hâlâ sokağa çıkmak zorunda olduğunu söyleyen bir Çingene kadının görüntüsünü sosyal medyada “Geber” yorumuyla paylaşan bu devlet görevlisi gibi;

Haklılıklarına olan inançlarını gelmiş geçmiş iktidarın gaddarlık ayarından alıyorlar.

Sadece bu ülkede değil...

Başka ülkelerde de uzun vadede ülke ekonomisini ayakta tutabilme umuduyla;

Kısa vadede zayıf olanların virüs vesilesiyle hayatını kaybetmesini...

Virüsün bu arada mutasyona uğrayarak etkisini azaltmasını...

Ve eski düzenin kaldığı yerden mümkün olduğunca devam edebilecek hale dönmesini sabırla bekleyen ortak bir menfaat gaddarlığa ikna olmuş bir iktidar ikliminde yaşıyoruz.

Bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” hayallerini her zaman olduğu gibi sadece bir avuç insan kuruyor.

Geri kalanlar ve en başta da iktidarda olanlar, her şey bir an önce aynen eskisi gibi olsun diye ellerinden geleni yapıyorlar.

Kimse başka bir dünyanın hayalini kurma peşinde değil.

Tüm iktidarlar bu süreçten nasıl en az zarar ve en yüksek kârla çıkabileceklerinin hesabını yapıyorlar.

Kâr ve zarar olarak bugüne kadar ne biliyorlarsa ondan da şaşmıyorlar.

Bu olağanüstü süreçte yapılmayan uçak seferlerinin, yollara düşmeyen motorlu taşıtların azalması atmosferi nasıl etkiliyor, umurlarında değil.

İnsanın vahşi uygarlığı evlere kapanınca diğer canlıların yaşam alanlarının genişlemesi onlar için bir anlam ifade etmiyor.

Tüketimin minimum ihtiyaç seviyesine inmeye başlaması kâbusları.

Bu süreçten sonra tüm ülkeler özel sağlık sigortalarının ayıbıyla yüzleşip en büyük bütçeyi ücretsiz ve adil sağlık hizmetlerine ayırmayacaklar.

Çocukların nasıl büyümesi gerektiğini düşünüp eğitim sistemlerini en baştan bambaşka değerler üzerine kurmayacaklar...

Dinlere bakış açılarını gözden geçirip bilime verdikleri önemi daha da artırmayacaklar...

Devletten aileye tüm kutsal kurumların paradoksal kıymetleri hızla deşifre olmayacak.

Tüm dünya yıllardır başına çöktüğü aynı kumar masasından kalkıp kırlara koşmayacak.

Hangi devlet bu kaostan güçlü çıkacak...

Yeni dünya düzeninde hangi gaddar, kapitalizmin ateşini diğerinin elinden alıp yeniden yola koyulacak... bunu hesaplamayı sürdürecekler.

Yani;

Yaşadığımız ülke, Tezer Özlü’nün 80’lerde adını koyduğu gibi hâlâ ve hep “Bizi öldürmek isteyenlerin” ülkesi.

Daha da fenası: dünya da bizi gebertmek isteyenlerin dünyası.


Yazarın Son Yazıları

Tek adam, çok baro! 1 Temmuz 2020
Sevdiğim kadın adları 26 Haziran 2020
İştah ve kötülük 10 Haziran 2020
Gezi darbesi? 29 Mayıs 2020
Geçmiş olsun 22 Mayıs 2020