Miyase İlknur

Altın vuruş

23 Ekim 2021 Cumartesi

Nihayet beklenen an geldi. Çok beklemediğimiz iyi oldu. Ne olacaksa olsun denildi ve altın vuruş gerçekleşti. Merkez Bankası, faiz indirimi konusunda piyasayı küçük dozlarla sersemletmek yerine altın vuruş yaparak en yüksek dozla aklını uçurdu. Altın vuruş yapan uyuşturucu bağımlısı ya nirvanaya ulaşır ya da kafası güzel bir şekilde eşek cennetini boylar. Bakalım Türkiye ekonomisi bu altın vuruşla nereye ulaşacak? Sanırım ikincisine...

Bu noktaya gelişimizi aslında haber vermişlerdi. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmeden önce dönemin başbakan yardımcısı Nurettin Canikli, “Güçlü ve istikrarlı yönetim yapısının oluşumunu sağlayacak cumhurbaşkanlığı sistemi 2017 yılı için altın vuruş olacaktır” dedi.

Gerçekten de öyle oldu. Anayasasının girişinde yazan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olma özelliği, Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmeden önce de tahrip edilmeye başlamıştı ama başkanlık sistemiyle ruhuna el fatiha okundu.

Zahirde her şey var ama batında yok. Halkın seçtiği Meclis var yetkisi yok, mahkemeler var hukuk yok, laiklik var ama yaşamın her alanı dinin kontrolü altında.

Bağımsız olduğu söylenen Merkez Bankamız ve bu bankada görev yapan başkanlar, başkan yardımcıları, kurulları var ama karar alma yetkileri yok. Saray’dan ellerine tutuşturulan reçeteleri uygulamakla yükümlü.

Geçen ay yaptıkları faiz indirimi ile piyasanın ateşini yükselten Merkez Bankası, perşembe günü yaptığı altın vuruşla “Öleceksek kafamız güzel ölelim” dedi herhalde.

Ekonomistler, hükümetin döviz kurlarının yükselmesini bilerek bu kararı aldığı görüşünde. Amaç, iç piyasada talep ve arz düşürerek enflasyonu frenlemekmiş.

Eskiler, “Allah, insanın önce aklını sonra canını alır” derlermiş ya gerçekten çok doğru bir söz. Madem öyleydi, Berat Albayrak  ekonominin dümenindeyken 128 milyar doları yine kurları frenlemek için harcadınız?

Pandemi döneminde de iç piyasa canlansın diye kredi musluklarını açtınız. Piyasa canlandı ama enflasyon da tavan yaptı.

Ya inadından yapıyorsa...

Belki de her ikisi birden.

“Kibir ve inat, bir kişinin kendisini önce mükemmel görmesini sağlar, sonra da sonunu getirir” demiş Tolstoy. Bu faiz inadı da AKP iktidarının sonunu getirecek gibi.

HEDEF KIRMIZI LİSTE

Ülke olarak pek çok alanda “annemizin ligine” düştüm ama enseyi karartmaya gerek yok. Bazı alanlarda da sınıf atladık. Basın özgürlüğünde, yargı bağımsızlığında, eğitimde, en büyük ekonomiye sahip ülkeler sıralamasında, hatta futbolda bile küme düştük. Ama bu başarısızlığı başka alanlarda sıçrama yaparak telafi ettik.

Mesela; bunların başında karapara, uyuşturucu ticaretinde sınıf atladık. Türkiye, FATF tarafından karaparanın aklanması ve terörizmin finansmanını engellemede başarılı olamadığı için “gri liste”ye alındı. 

Gri liste ne ya?

Kırmızı listeye almayacaklarsa bu FATF denen kurumla yaptığımız sözleşmeyi feshedelim gitsin. Biz annemizin liginde oynayacak bir ülke miyiz?

İÇ TEHDİDE PABUÇ BIRAKMAYIZ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yasadışı talimatları yerine getiren memurları tehdit etti diye Cumhurbaşkanımız kızdı. Kızmakta haklı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iç tehditlere boyun eğdiğini gördük mü hiç?

Hem içeride birileri tehdit edilecekse bu ana muhalefet liderinin haddi de değil yetkisi de. Varsa tehdit edilecek birileri onu Sayın Cumhurbaşkanımız gerekli gördüğünde ediyor zaten.

Anayasa Mahkemesi üyelerinden üniversite hocalarına, Boğaziçili öğrencilerden generallere, muhalefet partisi liderlerinden, sendikalardan TÜSİAD’a kadar herkesi tehdit etmişti nitekim. Memurlar tehdit edilecekse kendisi eder size ne oluyor?

Dış dünyadan gelen bir tehdit olsa tamam da içerideki tehditlere asla pabuç bırakmaz Reis.

Trump’ın “Bir gecede ekonomini çökertirim” demesine ve “Aptal olma” diye tehdit içeren mektubuna bir şey dedi mi mesela.

Süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçirilirken, ya ABD Kongresi’nde 24 Nisan’ın soykırım olarak ilan edilirken sesini çıkardı mı?

Kimi tehdit edeceğini biliyor Reis. Karışmayın işine.

TÜSİAD’IN GÜNAHI

Türkiye bu noktaya bir günde gelmedi. Adım adım yıkıma giderken karşısına dikilecek güçlü bir örgütlü toplumun olmayışı iktidarın işini kolaylaştırdı. TÜSİAD, 1970’lerde Ecevit iktidarına, 1980’lerde Özal hükümetinin yanlış bulduğu politikalarına kükrerdi.

Erdoğan’a karşı ise cılız bir şekilde itiraz ettiğinde ayar yiyince pısıp sustu. Sermaye ürkektir malum. Peki, güçlü sendikalar, meslek odaları olsaydı böyle olur muydu?

Güçlü sendikaların ölüm fermanını TÜSİAD ve sanayi odaları, 12 Eylül yönetimiyle kafa kafaya verip imzaladılar. Ülkenin yıkımını elleri böğürlerinde birlikte izliyorlar şimdi.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları