Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm. Çünkü Devlet Opera ve Balesi’nin genel müdürü olarak bu kuruma sonsuz katkıları olmuştu.
Başka meslektaşlarımı bilmem ama bunca yıllık gazeteci tepkisiyle benim ilk işim Tan Sağtürk’ü aramak oldu. Zaten gazetecilik okullarında ilk derste öğretilir, önce olayın muhatabından görüş almak gerekir.
TAN SAĞTÜRK DİYOR Kİ
İşte Tan Sağtürk’ün sorularıma verdiği yanıtlar:
“Daha göreve geldiğim gün, tüm çalışma arkadaşlarıma biz burada devrim yapacağız, buna inanmayan istifa etsin demiştim. Öyle coşkuyla işe sarıldık ki kimse ayrılmadı. Ancak o coşkunun sürdürülebilir olması gerekir. Yoksa düşeriz.”
“Uzun vadede sayısız sorunlarımız ve handikaplarımız vardı. Sağlam temeller üzerine kurulmuş bir sistem vardı ancak yeterli değildi. Geliştirilmesi gerekiyordu.
Örneğin, benim kuşağım dansçılar, bizler yatılı okullardan konservatuvarlardan geliyorduk, bu kaldırıldı. Anadolu’dan yetenekli gençleri arama zayıfladı, nitelikte de düşmeler oldu. Radikal bir çalışma yapılmalıydı. Böyle giderse yerimizde sayarız ya da daha da zayıflarız. Bizim fabrika ayarlarımıza dönmemiz gerekiyordu.”
Fabrika ayarlarından neyi kastediyordu?
“Muhsin Ertuğrul’ların, Aydın Gün’lerin zamanını düşünün.” Doğrusu benim için bundan muhteşem referans olamazdı.
“İşte bu nedenlerle son zamanlarda hep uzun vadeli düşünüyordum. Bakanlık desteklerse, akademisyenler hızlı hareket ederse büyük adımlar atılabilir. Ben ilk günden beri bakanlıktan destek gördüm. Bu düşüncelerimi bakanımla paylaştım ve opera ve bale kurumumuzun geleceği için, sürdürülebilir gelişim için görevden alınıp bu işin planlaması için çalışmak istediğimi söyledim. Üstelik yeni genel müdür olarak yine kurum içinden bir arkadaşmız atandı.”
“Şimdi mutluyum. Yeniyi oluşturmak için daha büyük adımlar atma fırsatı bana verildiği için çok mutluyum.”
İşte konuştuklarımızın özeti böyle. Bilginize...
KİŞİSEL KANIM
Kişisel kanım şöyle: Turizm ve kültür bakanlıklarının birleştirilmesine ilk günden beri karşı çıkan ben, Tan’ın genel müdürlük görevini sürdürerek de bu uzun vadeli planlamayı yapabileceğine inanıyorum.
Bir de şu var:
Bu yazıyı 21 Ocak günü yazıyorum. Anımsayın, 21 Ocak 2025 günü, tam bir yıl önceydi. Bursa Kartalkaya’da sömestr tatiline giden ve sorumsuzluk, liyakatsizlik, bencillik, denetimsizlik, rant, kötülük, hırs yüzünden 78 insan ölüme terk edildi. İçlerindeki 34’ü çocuktu.
Belki çok nahif ve safça görürsünüz ama Kartalkaya katliamından sonra o otele turizm işletme belgesini veren ve denetlemekle yükümlü olan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın başında bulunan kişinin o görevde kalmasını, doğrusu ben hâlâ içine sindiremeyenlerden biriyim.
PEN’DE GÖREV DEĞİŞİMİ
Sevgili okurlar, geçen cuma PEN Yazarlar Derneği’nin genel kurul toplantısında kurumun başkanlığına veda ettim. Yaklaşık 20 yıldır PEN’de çalışıyordum. Önce bir üyesi ve yönetim kuruluna girmiş olarak, son 10 yıldır da PEN Türkiye’nin başkanı olarak... Zamanımı, emeğimi seve seve verdim. Bu sürede PEN’i Türkiye’nin her köşesine taşıyabildik, yaygınlaştırdık, görünür kıldıysak ne mutlu bize.
Bence hiçbir sivil toplum kuruluşunun, hiçbir kurumun, hiçbir yerin, 10 yıldan fazla başkanlığını yapmamak gerekir. Yeni kan, yeni coşku, gençlik ateşi iyidir.
Yeni başkanımız Halil İbrahim Özcan zaten ikinci başkandı. Yazar, şair, öğretmen. Görevi ona devretmekten mutluyum. 25 yıldır PEN’de. Derneğin hapisteki yazarlar komisyonu bakanıydı. Ne de olsa deneyimli. 10 yıl ülkemim hapishanelerinde düşüncelerinden dolayı yatmışlığı vardı. Zaten tanışıklığımız da PEN’den önce, 12 Eylül sonrası benim yazılarımın “Yalnız değilsiniz!” diye haykırdığı günlere dayanıyor. Kendisi hem iyi bir yazar hem de müthiş örgütçüdür. Yani, dernek emin ellerde.
Bu arada aidatını ödeyen ve hiç ödemeyen tüm üyelerimize; her daim işimi kolaylaştırmak için koşuşan yönetim kurulu ve tüm dostlarıma, bir kez olsun PEN’le ilgilenmeyip sadece bir şeyler isteyen ya da sadece eleştirenlere de tüm kalbimle teşekkür ediyorum.
Vurgulamak gereğini duyduğım bir hatırlatma:
Sivil toplum kurumlarına, “Bu STK bana ne verebilir” diye değil, “Bu kuruma ben ne katabilirim” diye girilir. Giderayak bunu da söylemek istedim. Sağlıcakla kalın!