Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

22.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm. Çünkü Devlet Opera ve Balesi’nin genel müdürü olarak bu kuruma sonsuz katkıları olmuştu.

Başka meslektaşlarımı bilmem ama bunca yıllık gazeteci tepkisiyle benim ilk işim Tan Sağtürk’ü aramak oldu. Zaten gazetecilik okullarında ilk derste öğretilir, önce olayın muhatabından görüş almak gerekir.

TAN SAĞTÜRK DİYOR Kİ

İşte Tan Sağtürk’ün sorularıma verdiği yanıtlar:

“Daha göreve geldiğim gün, tüm çalışma arkadaşlarıma biz burada devrim yapacağız, buna inanmayan istifa etsin demiştim. Öyle coşkuyla işe sarıldık ki kimse ayrılmadı. Ancak o coşkunun sürdürülebilir olması gerekir. Yoksa düşeriz.”

“Uzun vadede sayısız sorunlarımız ve handikaplarımız vardı. Sağlam temeller üzerine kurulmuş bir sistem vardı ancak yeterli değildi. Geliştirilmesi gerekiyordu.

Örneğin, benim kuşağım dansçılar, bizler yatılı okullardan konservatuvarlardan geliyorduk, bu kaldırıldı. Anadolu’dan yetenekli gençleri arama zayıfladı, nitelikte de düşmeler oldu. Radikal bir çalışma yapılmalıydı. Böyle giderse yerimizde sayarız ya da daha da zayıflarız. Bizim fabrika ayarlarımıza dönmemiz gerekiyordu.”

Fabrika ayarlarından neyi kastediyordu?

Muhsin Ertuğrul’ların, Aydın Gün’lerin zamanını düşünün.” Doğrusu benim için bundan muhteşem referans olamazdı.

“İşte bu nedenlerle son zamanlarda hep uzun vadeli düşünüyordum. Bakanlık desteklerse, akademisyenler hızlı hareket ederse büyük adımlar atılabilir. Ben ilk günden beri bakanlıktan destek gördüm. Bu düşüncelerimi bakanımla paylaştım ve opera ve bale kurumumuzun geleceği için, sürdürülebilir gelişim için görevden alınıp bu işin planlaması için çalışmak istediğimi söyledim. Üstelik yeni genel müdür olarak yine kurum içinden bir arkadaşmız atandı.”

“Şimdi mutluyum. Yeniyi oluşturmak için daha büyük adımlar atma fırsatı bana verildiği için çok mutluyum.”

İşte konuştuklarımızın özeti böyle. Bilginize...

KİŞİSEL KANIM 

Kişisel kanım şöyle: Turizm ve kültür bakanlıklarının birleştirilmesine ilk günden beri karşı çıkan ben, Tan’ın genel müdürlük görevini sürdürerek de bu uzun vadeli planlamayı yapabileceğine inanıyorum.

Bir de şu var:

Bu yazıyı 21 Ocak günü yazıyorum. Anımsayın, 21 Ocak 2025 günü, tam bir yıl önceydi. Bursa Kartalkaya’da sömestr tatiline giden ve sorumsuzluk, liyakatsizlik, bencillik, denetimsizlik, rant, kötülük, hırs yüzünden 78 insan ölüme terk edildi. İçlerindeki 34’ü çocuktu.

Belki çok nahif ve safça görürsünüz ama Kartalkaya katliamından sonra o otele turizm işletme belgesini veren ve denetlemekle yükümlü olan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın başında bulunan kişinin o görevde kalmasını, doğrusu ben hâlâ içine sindiremeyenlerden biriyim.

PEN’DE GÖREV DEĞİŞİMİ

Sevgili okurlar, geçen cuma PEN Yazarlar Derneği’nin genel kurul toplantısında kurumun başkanlığına veda ettim. Yaklaşık 20 yıldır PEN’de çalışıyordum. Önce bir üyesi ve yönetim kuruluna girmiş olarak, son 10 yıldır da PEN Türkiye’nin başkanı olarak... Zamanımı, emeğimi seve seve verdim. Bu sürede PEN’i Türkiye’nin her köşesine taşıyabildik, yaygınlaştırdık, görünür kıldıysak ne mutlu bize.

Bence hiçbir sivil toplum kuruluşunun, hiçbir kurumun, hiçbir yerin, 10 yıldan fazla başkanlığını yapmamak gerekir. Yeni kan, yeni coşku, gençlik ateşi iyidir.

Yeni başkanımız Halil İbrahim Özcan zaten ikinci başkandı. Yazar, şair, öğretmen. Görevi ona devretmekten mutluyum. 25 yıldır PEN’de. Derneğin hapisteki yazarlar komisyonu bakanıydı. Ne de olsa deneyimli. 10 yıl ülkemim hapishanelerinde düşüncelerinden dolayı yatmışlığı vardı. Zaten tanışıklığımız da PEN’den önce, 12 Eylül sonrası benim yazılarımın “Yalnız değilsiniz!” diye haykırdığı günlere dayanıyor. Kendisi hem iyi bir yazar hem de müthiş örgütçüdür. Yani, dernek emin ellerde.

Bu arada aidatını ödeyen ve hiç ödemeyen tüm üyelerimize; her daim işimi kolaylaştırmak için koşuşan yönetim kurulu ve tüm dostlarıma, bir kez olsun PEN’le ilgilenmeyip sadece bir şeyler isteyen ya da sadece eleştirenlere de tüm kalbimle teşekkür ediyorum.

Vurgulamak gereğini duyduğım bir hatırlatma:

Sivil toplum kurumlarına, “Bu STK bana ne verebilir” diye değil, “Bu kuruma ben ne katabilirim” diye girilir. Giderayak bunu da söylemek istedim. Sağlıcakla kalın!

Yazarın Son Yazıları

Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025
Ellerinde Toprak

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Devamını Oku
25.09.2025
‘Üç Ayaklı Kedi’ İstanbul’da

İstanbul dolu dizgin.

Devamını Oku
21.09.2025
Nice yıllara Hrant Dink

15 Eylül, arkadaşımız, yoldaşımız, omuzdaşımız, ülkemin en aydın, en dürüst, en yararlı, en barışçı insanlarından Hrant Dink’in yaş günüydü.

Devamını Oku
18.09.2025
Düşme var düşüş var

Bundan önceki yazım şöyle bitiyordu: “Yeryüzü muhteşemdi. Türkiye’nin asla uygarlıktan, yaratıcılıktan, aydınlıktan ve gelecekten vazgeçmeyeceğine dair umutlarımız tazeleniyordu.”

Devamını Oku
07.09.2025
Büyülü aydınlık bir gece

Elbe Nehri’nin kıyısında görkemli mi görkemli o yapı bir mucize gibi yükseliyor.

Devamını Oku
04.09.2025
Hapishane ve ödül: Vicdan ve haysiyet

Hafta içinde hapisteki iki çok değerli insanımıza yine uluslararası ödüller verildi.

Devamını Oku
31.08.2025