Öner Yağcı

Anadolululuk bilinci

28 Ağustos 2021 Cumartesi

Tokat İlköğretmen Okulu’nda öğrenciyken (1966-69) Çan Yayınları’nın iki kitabı ufkumu açmıştı.

Prometheus’la başlayıp “Atatürk ateşini taze tutmak”la, “yumruğuyla kırdığı soğanı eliyle kopardığı ekmeğe katık ederek yiyen” Anadolu insanının hasretiyle biten “Ateş Yakmak” adlı ilk yazısını okuyunca Vedat Günyol’un kitabını (Yeni Türkiye Ardında) elimden bırakamamıştım.  

Günyol’un yakın dostu Sabahattin Eyuboğlu’nun Mavi ve Kara adlı kitabının ilk yazısı ise şöyle başlıyordu:

“Bizim Anadolu”

“Bu memleket niçin bizim? Dört yüz atlıyla Orta Asya’dan gelip fethettiğimiz için mi? Böyle diyenler gerçekten benimsemiyor ama yurt saymıyorlar bu memleketi. Gurbette biliyorlar kendilerini yaşadıkları yerde. Hititler, Frikyalılar, Yunanlar, Farslar, Romalılar, Bizanslılar, Moğollar da fethetmişler Anadolu’yu. Ne olmuş sonunda? Anadolu onların değil onlar Anadolu’nun malı olmuş.

Bu memleket bizim olduğu için bizim, fethettiğimiz için değil. Aramıza dışarıdan gelenler çoğunluk olsa bile -ki değil elbette- kaynaşmış, halleşmiş hepsi. Fetheden de biziz artık, fethedilen de. Eriten biziz, eriyen de. Biz bu toprakları yoğurmuşuz, bu topraklar da bizi. Onun için en eskiden en yeniye ne varsa yurdumuzda öz malımızdır bizim. Halkımızın tarihi, Anadolu’nun tarihidir. (...) Sayısız devletler, medeniyetler bizim sırtımızda yükselmiş, bizim sırtımızda çökmüş. Yetmiş iki dil konuşmuşuz Türkçede karar kılmazdan önce. Hepsinin tadı kalmış damağımızda. Aylarımızın, günlerimizin, köylerimizin, kentlerimizin adlarına bakın. Ne değişik eller ne değişik halkoyunlarında tutuşmuş, ne horonlara ne halaylara girmişiz. Doğuyla batı sarmaş dolaş olmuş bizim içimizde. Ya o ya bu değil, hem o hem buyuz biz...” (Mavi ve Kara, yeni basımı T. İş Bankası Kültür Yay.)

‘BU MEMLEKET BİZİM’

Nice depremleri, yangınları, selleri görmüş Anadolu uyarmaya devam ederken çocukluğumu düşündüm. Türkmen, Laz, Kürt, Çerkes çocuklar oyunlar oynardık Yerköy’de. Bulgar komşularımız vardı, Arnavut, Gürcü, Arap, Boşnak, Tatar... Ayrımız gayrımız yoktu. Anadoluluyduk. Kaynaşmıştık.

Eyuboğlu’nun 1956’da yazdığı “Bizim Anadolu” yazısı ve Mavi ve Kara, Anadolululuk bilincimin ilk yapıtaşlarını döşedi. Kuşağımın birçok insanında da aynı duyguları yarattı.

Anadolululuk bilincim Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nde daha da gelişti. Emin Özdemir’in, Adnan Binyazar’ın derslerinde Eyuboğlu ve Günyol’dan okuduğu denemelerin tadı hâlâ damağımdadır. 

“Dörtnala gelip Uzak Asya’dan/ Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan/ bu memleket, bizim.- Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ ve bir orman gibi kardeşçesine,/ bu hasret bizim” diyen Nâzım Hikmet gibi vazgeçemediğim yazarlarım oldu, bu iki büyük usta.

50 yıl sonra Anadolululuk bilinci birikimimi Anadolu’nun Umudu Aydınlık (Kırmızı Kedi) adlı kitabımda aktarmaya çalıştım. Anadolu’nun hasretini, uyanışını, özgürlük arayışını aktaran kitap büyük onur ki 2016 Vedat Günyol Deneme Ödülü’nü kazandı.

ANADOLU’NUN UMUDU

Emperyalist politikalar göçe zorluyor çaresiz insanları. Toplumsal ve acımasız bir gerçek bu. 

Öfkelense, kahrolsa da göç ettirenlere kızsa da Suriyeli doldu, Afganlı geliyor diye korkmaz Anadolu. Eritir onları da. Fetheder, yoğurur bağrında. Çağdışılığa, Ortadoğululaştırılmaya, Afganlaştırılmaya, ümmetleştirilmeye izin vermez. 

Yeter ki Anadolululuk bilincinden uzaklaşmayalım.

Ve unutmayalım Anadolu’nun umudu biziz, bizim umudumuz Anadolu. 

*

Kızım Sevgican’ın anneannesi, 12 Eylül’ün canına kıydığı Nevin’in annesi Nuriye Semerci, “Nurişimiz” sonsuzluğa göçtü, çok üzgünüm.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Gerçeklik ve bilinç 18 Eylül 2021
Yarın 12 Eylül 11 Eylül 2021
Anadolululuk bilinci 28 Ağustos 2021
Yangın, kitap ve insan 21 Ağustos 2021