Kurtuluşun başkentinde yurttaşın duruşu
Öner Yağcı
Son Köşe Yazıları

Kurtuluşun başkentinde yurttaşın duruşu

03.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Kurtuluş savaşçılarının 19 Mayıs’ta Samsun’dan başladığı büyük yolculuğun Havza, Amasya, Erzurum, Sivas, Hacıbektaş’tan sonraki durağıydı Ankara.

27 Aralık 1919, Mustafa Kemal Paşa’nın Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı örgütlemek ve zafere ulaştırmak için Ankara’ya geldiği gündü.

Onun bu topraklarda yaşayanları insan ve özgür kılmak için geldiği Ankara, kurtuluşun başkenti olmasının ilk adımını attı o gün.

O, emperyalist işgal altında olan toprakları yurt kılmak, bu yurtta yaşayan “Etrak-ı biidrak” sayılarak kimlikleri ellerinden alınanlara özgür yurttaş olmayı armağan etmek için geldi Ankara’ya:

“Ben Ankara’yı coğrafya kitabından ziyade tarihte öğrendim ve cumhuriyet merkezi olarak öğrendim. Hakikaten Selçuki idaresinin parçalanması üzerine Anadolu’da teşekkül eden küçük hükümetlerin isimlerini okurken birtakım beylikler arasında bir de Ankara Cumhuriyeti’ni görmüştüm. Tarih sayfalarının bana bir cumhuriyet merkezi olarak tanıttığı Ankara’ya ilk defa geldiğim o gün de gördüm ki arada geçen asırlara rağmen Ankara’da hâlâ o cumhuriyet kabiliyeti devam ediyor.”

(Mustafa Kemal’le Anadolu’da Yolculuk, Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Doğan Kitap)

YURDUN ADI CUMHURİYET

Yurt kıldı toprağı. Yurtsuz kalanları, Kafkaslardan, Balkanlardan, Ortadoğu’dan gelenleri bastı bağrına.

Kardeş kıldı insanları. Padişahın kulu, ağanın kölesi, şeyhin müridi, beyin uşağı olanları insanlaşma kervanında buluşturdu.

Gılgameşlerin, Prometelerin, Spartaküslerin, Bedreddinlerin, Robespierrelerin ballarını akıttı yurdunun kovanına.

İnsanlaşma adımları attı ve eyleminin adını koydu:

“Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.”

Gençliğin omuzlarında yükselen Cumhuriyet, “kıvılcım olarak gidip alev topu olarak dönenler”in de verdiği olağanüstü güçle insanlaşma adımlarımızı, devrimlerimizi dünyaya duyurdu.

Asya’dan Afrika’ya, Latin Amerika’ya mazlum halkların umudu olan Cumhuriyet; İngiliz emperyalizminin desteği ve kışkırtmalarıyla 1924’te Nasturi isyanıyla başlayıp 1925’te Şeyh Sait ayaklanmasıyla, 1930’da Menemen kalkışmasıyla süren meydan okumalara, kardeşliğe kurşun atanlara karşı kendini savundu:

“Asla kuşkum yoktur ki Türklüğün unutulmuş büyük uygar niteliği ve büyük uygar yeteneği, bundan sonraki gelişmesi ile, geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.”

1940’LARDAN GELEN

Bugün yaşadığımız sorunların temelinde yatan 1940’lar, bugünleri anlamanın anahtarını verir.

1940’larda Cumhuriyetin kararlı devrimci atılımları sürerken savaş koşulları ülkedeki ekonomik, siyasal, toplumsal dengeleri değiştiriyordu.

Nazilerin dünyaya “yeni düzen” vermeye heveslendikleri yıllarda bizde de işbirlikçileri palazlanmaya başladı.

İkinci Dünya Savaşı bitip dünya yeniden paylaşılırken işbirlikçi ticaret burjuvazisiyle insanları yeniden padişahın kulu, ağanın kölesi, şeyhin müridi, beyin uşağı yapmak isteyen feodalizmin artıkları, toprak ağaları, şeyhler, ülkemizi ortaçağ karanlığına götürme hülyalarıyla bu kez Cumhuriyetin sunduğu demokrasinin nimetleriyle ayaklandılar:

“40’lı yıllar, bugünleri de yönlendiriyor.” (Uğur Mumcu, 40’ların Cadı Kazanı)

“Soğuk savaş” politikalarıyla sürerek bugünlere kadar gelen Cumhuriyet ve devrim düşmanlığı, o yıllardan bu yana insanlaşma adımlarına “Dur” dedi sürekli:

12 Mart, 24 Aralık, 12 Eylül, 2 Temmuz, Ergenekon, Balyoz, Saraçhane...

Cumhuriyetimiz içten ve dıştan kuşatılırken Mustafa Kemal Atatürk’ün gençleri, kadınları, çocukları, yurttaşları, 27 Aralık 2025 günü siyaseti uyarmak için Ankara’daydı.

Aynı zamanda laiklik ve kadın devrimi olan Cumhuriyetin yurttaşları, “Kızılca Gün”de 106 yıl öncesinin kurtuluş savaşçılarına borçlarını ödemek için Anıtkabir’deydi çünkü biliyorlardı ki:

“İnsan için en zor şey her gün insan kalmaktır.” (Cengiz Aytmatov)

Yazarın Son Yazıları

Şeytanla anlaşma

Al Pacino, Keanu Reeves, Charlize Theron’un oynadığı Şeytanın Avukatı, Andrew Neiderman’ın gerilim romanından uyarlanan 1997 yapımı bir filmdi.

Devamını Oku
27.06.2026
Yürüyüş


Yürüyüş deyince aklıma ilk Spartaküs geliyor...

Devamını Oku
20.06.2026
Yurtseverlik sevdadır

Doğanın sunduğu zenginliklerin, insanlığın uzun uğraşlarla kazandığı değerlerin yaşadığı topraklarda da çiçeklenmesini ister yurdunu seven.

Devamını Oku
13.06.2026
Kötülük gibi umut ve cesaret de bulaşıcıdır



Emperyalist projenin, Türkiye’yi, stratejik potansiyelinin bir ulus olarak dağılma sürecine kadar kullanmak olduğu yetkili ağızlarca birçok kez söylendi.
Yaşadığımız budur.


Devamını Oku
06.06.2026
İnsana yakışan

Yaşadıklarımız; Osman Selim Kocahanoğlu’nun deyişiyle “tarihin doğurduğu adam”ın emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin yok edilmesini de içeren haritanın gerçekleşmesi adımlarıdır.

Devamını Oku
30.05.2026
İki dost aydına armağan kitap

47 yıllık öğretmenliğine yarım yüzyıl boyunca gazete ve dergilerde yazılar; yurdun pek çok yerinde konferanslar, sunumlar, radyo ve TV programları, dergi yöneticilikleri ve sayısı 50’ye ulaşan kitap ekledi Ahmet Özer (d.1946). Ayrı Beraberlikler, Günle Dokunan, Gecenin Kanayan Yerinden, Söyle Yüzüm Tanığımsın, Aşklar Yedeğinde Ömrümüzün, Aşkın Taçyaprağı, Sözümüz Vardı, Bir Şehrin Boynundayız, Kardeş Yağmurlar, Suları Çekilen Nehir, Denizin Sesiyle, Ne Zaman Nerdeyiz ve Mordoğan (toplu şiirler) adlı şiir kitaplarına imza attı.

Devamını Oku
23.05.2026