Öner Yağcı

Eylül deyince

31 Ağustos 2019 Cumartesi

Eylül deyince hüzün gelir nedense aklımıza. Oysa eylülün diğer ay­lardan hiç de farkı yok. Her ay­da olduğu gibi eylülde de doğumlar ve ölümler var. Acılar sevinçler de var, güzellikler ve çirkinlikler de... 
Eylül sözcüğünün çağrıştırdıkları, yakın tarihimizin öğrettikleri, aynı za­manda bir bellek yenilemesi oluyor. Cumhuriyetimizin temelinin atıldığı Si­vas Kongresi (4 Eylül 1919), 13 Ey­lül 1921’de Sakarya Meydan Savaşı’nı kazanan Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun İzmir’e girişi (9 Eylül 1922) geliyor ak­lıma. Cumhuriyet gazetesinin kuruluşu (7 Eylül 1924)... 

Dil bayramı
Eylül, dilimizin yabancı diller bo­yunduruğundan kurtarılması yolun­daki ilk kurultayını, Dil Bayramı’nı (26 Eylül 1932), bir bilincin, bir du­yarlılığın, bir aydınlanma savaşımı­nın, bir devrimin nasıl doğru bir te­melde yükseldiğini anımsatıyor. Dağlarca’nın deyişiyle Ses bayrağı­mız Türkçe ile insanlaşıyor, özgürle­şiyor, uluslaşıyor, aydınlanıyoruz. Dil devrimimiz, gönül veren aydınlarımı­zın, Sevgi Özel’in başkanlığındaki Dil Derneğimizin çabalarıyla sürüyor.
Bir görkemli savaşımın zorluklarla, engellemelerle karşılaşmasının, dev­rimin karşıdevrime dönüştürülmesi­nin ilk adımlarından birinin atılmış ol­duğu geliyor aklıma: NATO’ya giri­şimiz (20 Eylül 1951). Yaşamımızda Amerikancı politikalarla dış borç ba­tağı ve sömürgeleştirilme süreci...
Aziz Nesin’in Salkım Salkım Asıla­cak Adamlar’da anlattığı, soğuk sa­vaş politikalarının amansızca uygu­landığı ve özgür düşünceye, dev­rimcilere, solculara nasıl bir yaşa­mın uygun görüldüğü geliyor aklıma: Azınlıklara yönelen yağmacılık ve şiddet: 6–7 Eylül 1955.

12 Eylül
Tabii ki bugüne gelişimizin do­ruk noktası karşıdevrim, 12 Ey­lül 1980, Metin Demirtaş’ın de­yişiyle gergedanların gelincikle­ri çiğnemesi geliyor. CIA’nın ABD Başkanı Carter’a “Bizim oğlanlar o işi becerdiler” cümlesiyle haber verdiği ordunun yönetime el koy­ması...
12 Eylül ülkemizin geleceğini yapılandırdı. Yaşama biçimimiz, top­lumsal düzenimiz altyapısıyla değişti­rilmeye başlandı 12 Eylül’le. Ulusal ba­ğımsızlıkla kurulan devrimci Cumhuri­yet emperyalist ülkelerin sömürgesi ol­maya doğru koşar adım giden bir ülke haline getirildi. Baskının, işkencenin, idamların, yargısız infazların, adaletsiz­liğin, gözaltında kayıpların günlük ya­şamın ta kendisi haline geldiği bir fa­şizm dönemi başladı. Ekonomik, siya­sal, askeri, toplumsal, kültürel yapılan­malarla ve uygulamalarla insanlar öz­gür insan olmaktan çıkarılmaya, ırk­çı ve dinci bağnazlıklarla Cumhuriye­tin aydınlığını geleceğe taşıyacak olan insanların düşünmelerinin bile önüne geçilmeye çalışıldı.
Bu yapılanmanın sonuçlarını ve ül­kemizi nerelere getirdiğini hep birlikte yaşıyoruz. Her ne kadar 12 Eylül’le il­gili romanlar, öyküler, şiirler, deneme­ler, anılar, oyunlar yazıldı, filmler çe­kilip resimler, incelemeler, araştırma­lar yapıldıysa da, şarkılar türküler bes­telendiyse de insanı insan olmaktan, toplumu savurup kendisi olmaktan çı­karan bu dönemin verdiği hasarlar hâlâ giderilmiş değil…

Barış özlemi
Hüzünlendim işte eylül deyince...
Çünkü bir de Dünya Barış Günü ge­liyor aklıma. 1 Eylül 1939’da dönemin en azgın emperyalizmi Nazizm’in or­dularının 2. Dünya Savaşı’nı başlat­ması, dünyayı kana ve ateşe boğma­ya başlaması barış günü ilan edilmiş. İnsanlığın barış arayışı her yılın 1 Ey­lül’ünde daha bir coşkuyla, haykırışa, çığlığa dönüşerek kendini büyütüyor. Ben de kendimi bildim bileli özgürlük ve kardeşliğin egemen olduğu, sömü­rüsüz bir dünyaya kavuşmak özlemini yeniliyorum her eylülde.
Yarın 1 Eylül barış günü... İnsanlığın ba­rış özlemi her geçen gün daha da büyüyor.


Yazarın Son Yazıları

Özne olurken: Bugün 26 Aralık 2020
Özne olurken: Şiir 5 Aralık 2020
Kitap ve sıkıntı 28 Kasım 2020
İnsan ve kitap 21 Kasım 2020
Korku kültürü 17 Ekim 2020