G20 Liderler Zirvesi dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Japonya’ya yaptığı geziden çıka çıka kadın üniversitesi kurulması önerisi çıktı. Sadece üniversite ile kalsa iyi... Kız çocuğunu ta kreşten başlayarak, ilk, orta, lise ardından da üniversiteye kadar sadece kendi hemcinsleri ile beraber olacağı bir düzen kurma hayali. “YÖK Başkanı’na hatırlatıyorum, çalışmanı da buna göre yap. Çok önemli bir şey. Türkiye de benzer bir adımı atmalı” diye de talimatını verdi.
Daha bir ay önce, bir cami açılışından sonra kendisine, “Ben iki üniversite mezunuyum işim yok şu anda, iş bulamıyorum” diyen kadına Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kocan ne yapıyor” diye sormuş; “Şu anda işi var çalışıyor” yanıtı üzerine “Gördün mü?” demişti.
Kısacası kocanın işi varsa, çalışıyorsa sen istediğin kadar üniversite bitir, iş bulamazsan o kadar da önemli değil, kocan bakar. Mantık bu...
15-64 yaş arası kadınların sadece yüzde 32.6’sının istihdam edildiği bozuk bir yapının içinde bu ülke yıllardan beri. Ve bunun toplumsal açıdan maddi, manevi zararları, ekonomiye yarattığı yük sürekli göz ardı ediliyor. Ve şaka gibi bir öneri ile ortaya çıkılıyor: Kadın üniversitesi.
Ta kreşten başlayarak “kocaya itaat et, sesini çıkarma, çocuk doğur ve onu büyüt” eğitimi mi verilecek?
Öte yandan dünya dinamikleri, Türkiye’nin üst politika belirleyicilerinin mantığının ve hızının misli misli ilerisinde bir noktaya doğru son sürat evriliyor. Bu da ülkelerin hem eğitim hem istihdam politikalarını çok yakından ilgilendiriyor.
Öngörüler 2022’de en çok talep görecek ilk beş beceriyi şöyle sıralıyor:
- Analitik düşünme ve yenilikçilik.
- Aktif öğrenme ve öğrenme stratejileri.
- Yaratıcılık, özgünlük ve inisiyatif.
- Teknoloji tasarımı ve programlama.
- Eleştirel düşünme ve analiz. Tek becerili iş rollerinin bile hızla azaldığı bir dönemin içindeyiz. Ve dünyadaki tüm çalışanların yüzde 54’ünün becerilerini artırmalarının yaşamsal olduğu belirtiliyor. Biz de ise zaten büyük yapısal bir sorunlar sarmalı haline gelen eğitimde gerçekten dünya dinamiklerine uygun bir reform hazırlığı yerine “kadın üniversitesi” gündeme getiriliyor.
Küçük bir parantez açayım. Seçimde geçen yazımda belirttiğim gibi Sultanbeyli’de görevliydim. Son 5 seçimde o bölgede olduğum için gözlemlerimin geçici olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Oy kullanmaya gelenleri oy verme kabinine yönlendirirken özellikle “sağdaki kabin” ya da “soldaki kabin” demeye dikkat ettim. Kadınların, genç kızlar da dahil önemli bir kısmının sağ ve sol kavramını bile tam bilemediklerini gözlemledim.
Aslında kadınlar toplumun yapıtaşı. Değişime ayak uydurmaya en hazır olanlar da onlar. Doğru eğitim, doğru vizyon ve önlerine doğru rol modeller konulması halinde neler yapabildiklerini iyi biliyoruz.
YÖK’e “kadın üniversitesi kurun talimatı vermek”, kızlar dışarı kaçmasın diye yangın merdiveni kapısı kapalı tutulan kız yurdunda 10 çocuğun yanarak ölmesinden çok da farklı bir mantık değil. Türkiye bunun bedelini çok ağır ödedi ve ödemeye de devam ediyor. Artık bunu anlayın...
Kadın üniversitesi (05.07.2019)
Yazarın Son Yazıları
“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...
Yılın son günü.
Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.
ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın editör kurulu önceki gün ülkelerinin otokratik bir rejime savrulduğunu söyleyerek “demokratik erozyonun 12 kırmızı alarmını” yayımladı.
Koç Üniversitesi’nin onuncu kez verdiği Rahmi M. Koç Bilim Madalyası bu yıl Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’e verildi.
Brezilya’nın tropik sıcaklığı altında toplanan COP30, dünya siyasetinin iklim krizine nasıl baktığını -daha doğrusu bakmadığını- tek karede özetleyen bir zirve oldu.
“Az sayıda insanın yaşadığı küçücük bir ada...
New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, yalnızca Amerika’daki Demokratlar için değil, tüm dünya için bir mesaj verdi: “Değişim hâlâ mümkün.”
Buruk, öfkeli ama öte yandan coşkulu..
Türkiye ara çözümlere sıkışırken dünya “neoprime” savunma çağına giriyor.
Nadir elementler konusu Türkiye’de kamuoyunun gündemine CHP tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden hemen önce “Pazarlık konusu yapılacak” diye getirildi.
“Eğer ateşkes kalıcı bir barışa evrilemezse, bu savaş yalnızca Gazze’yi değil, Batı ittifakının meşruiyetini ve küresel düzeni de sarsmaya devam edecek...”
Şu son bir yıl içinde yaşadıklarımızı diyelim beş yıl önce yaşasaydık herhalde “Olağanüstü günlerden geçiyoruz” derdik.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın New York’ta yaptığı görüşme, sadece ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel dengeler açısından da kritik.
Bir süredir gözüm Nepal’deki gelişmelerde...
Moda Caddesi’nden Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyorum.
Erdoğan AKP’si; karşısındaki tek önemli muhalefeti yani CHP’yi işlevsizleştirmek için elindeki tüm yetki ve yargı güçlerini kullanıyor.
Önce şunu görmeliyiz...
"CHP’nin üzerindeki yük öyle ağır ki özgür; laik, demokratik bir ülke olma mücadelesini tek başına omuzladı."
Neredeyse çeyrek asır...
Sahte diplomalar, sahte ehliyetler, sahte sağlık raporları...
Seyrediyoruz. Kimi insanlığın geldiği noktadan utanarak, kimi umarsızca sanki bir film seyreder gibi...
Tam bitti derken yeniden başlıyor. Rüzgârın hızına göre şiddetleniyor; ortalığı yakıp kavuruyor.
Şaşırdık mı? Hayır...
CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sonu gelmiyor. Belli ki yaz böyle geçecek.
Çünkü çözüm üretemiyor. Çünkü halkın sorunlarına yanıt veremiyor.
“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz yine.
Daha sular durulmadan Ortadoğu yeniden karıştırılmaya çalışılıyor...
“Bizim bayram görecek halimiz yok arkadaşlar” dedi ve ekledi CHP lideri Özgür Özel...
Sadece anayasal hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullandıkları için hapiste tutulan üniversite öğrencileri olan bir ülke...
O kadar fazla sistematik saldırı altındayız ki... Kimi zaman büyük resmi görebilmek için yaşananları alt alta sıralamak önemli...
Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak hiç kolay değildir, en azından bizim coğrafyada.
Karartma... Otokratik rejimde sıradan bir gün
Siz gidene kadar...
Deprem ensemizde: 40 milyar A dolarlık sessizlik
Yüzde 3.5 kuralı: Değişim kaç kişiyle başlar?
Tarife savaşının şifreleri
Uyanış...
Yeni bir siyaset... Ama nasıl?
AKP’nin elinde 2 torba: Biri Gezi, diğeri ‘terör’