Kadim bir gerçeği hatırlayarak başlayalım: gerçek mezuniyet törenleri yalnızca lise ve üniversite bitiminde yapılır. Anaokulu, ilkokul veya ortaokul bitiminde düzenlenen törenler, bugünün eğlence dünyasının vahim birer icadıdır. Çünkü mezuniyet, bir çocukluk oyununun sonu değil; zihnin, sorumluluğun ve toplumsal varoluşun eşiğidir. Tarih boyunca bu eşik, bir bitişi değil bir başlangıcı ifade eder.
Anadolu kültürünün binlerce yıllık evrimsel mirasını zihinlerimizde taşıyan bizler, dünyanın birçok yerinde en az üç çeyrek yüzyıldır unutulan eğitimin esaslarıyla, pek çok toplumun aksine çok daha doğrudan bir bağ kurabiliyoruz. Bu bağın en somut göstergesi, Tanzimat’tan itibaren Batı’daki graduation kavramı yerine mezuniyet kavramını kullanıyor olmamızdır. Bu, Anadolu’nun kadim düşünce havzasının, eğitimin özüne dair taşıdığı derin kavrayışın bir yansımasıdır. Zira Latince gradus’tan (basamak) türeyen graduation, merdiven basamaklarını tırmanan bireysel bir çabaya, dikey ve biçimsel bir yükselişe işaret ederken; Arapça vezn’den (tartmak, ölçmek, biçmek) türeyen mezuniyet, eğitimin asıl amacı olan olgunlaşmayı ve bu olgunluğun toplumsal meşruiyetini ifade eder.
Batı’daki bu dikey anlayış, eğitimi çoğu zaman bir yarışa, unvan biriktirme sürecine indirgerken; Anadolu kültüründe yaşayan yatay anlayış, kişinin toplum içindeki ehliyetini, sorumluluğunu ve yetkinliğini merkeze alır. İşte bu nedenle, eğitimin gerçek amacı olan “insanı olgunlaştırma” fikrine en sadık kavram, kuşkusuz ki mezuniyettir.
Graduation gibi pek çok Latince kavramın insanlığın zihinsel gelişiminde yol açtığı epistemik zehirlenmeyi göstermek ve bunun karşısında mezuniyet kavramının eğitimin özüyle kurduğu sağlam ilişkiye dair kanıtları sunmak bu yazının sınırlarını fazlasıyla zorlayacaktır. Ne var ki bu kanıtlara, Eski Yunan’ın felsefe bahçelerindeki papirüslerde ve hatta Sümer’in kil tabletlerinde bile rastlamak mümkündür.
CÜBBE, KEP VE PÜSKÜLÜN İŞARET ETTİKLERİ
Mesele şudur: her insan istese de istemese de yetişkin olur; ancak olgun olamaz. Olgunluk, yaşın getirdiği bir zorunluluk değil; eğitimin, emeğin ve içsel muhasebenin bir sonucudur. Mezuniyet işte bu sonucun toplumsal tescilidir. Mezun olan kişi, fiziksel olarak büyümüş değil, zihnen ve vicdanen ehil hale gelmiş, başkasının iznine muhtaç olmaktan çıkıp sorumluluk alabilen özerk bir birey olmuştur. Artık o, aldığı izni değil, verdiği kararları tartacak kişidir.
İşte bu kadim düşünce iklimi, 11 ve 12. yüzyıllarda Avrupa’da yükselen ve modern üniversitelerin atası sayılan okullarda bir bedene bürünür. Ve bu beden felsefenin bir ürünü olan eğitimdeki kavramsal derinliğini sessiz ama güçlü bir sembolik dille bugünkü mezuniyet törenlerimizde yaşamaya devam eder.
Şu hâlde, bu köklerden beslenen o sembolik evrene, yani mezuniyet törenlerindeki kıyafetlerin ve hareketlerin anlam dünyasına yakından bakalım şimdi. Çünkü taş binalardan günümüze uzanan bu kumaş parçaları, aslında bize emanet edilen bilginin, özgürlüğün ve insanlık görevinin birer nişanesidir.
Mezunlar neden özel bir cübbe giyer? Bu cübbeler neden çok geniştir? Neden cepleri yoktur? Kep, neden yuvarlak değil de karedir? Ve neden bu kepin tam ortasına dikişlenmiş bir püskül bulunur? Bakalım…
CÜBBEDEKİ SEMBOLLER
11 ve 12. yüzyılların Avrupa’sındaki okullar çoklukla ısıtmasız taş binalardan ibarettir. İşte burada ders veren öğretmenler ile ders gören öğrenciler, eğitimin eşitlik ilkesini, yani her insanın zihinsel olarak eşit olduğunu sembolize etmek ve toplumsal statüleri gizlemek için bu uzun cübbeleri tüm günlük kıyafetlerinin üzerine giymeye başlamıştır. Yani cübbenin sembolik anlamı eşitlik ve tevazudur. Ayrıca bu cübbeler, bugün kimi tasarımcıların yaptığı gibi dar değil, kasıtlı olarak hep bol kesimdir; bol kesimdir, çünkü bu bolluk hem eğitimli kişilerin dar kalıplara sığmayacağını hem de düşünce dünyasının engin olduğunu simgeler.
Dahası cübbelerin düğmesi de yoktur. Bunun da iki temel sembolik anlamı vardır. İlki, bilginin özgürlüklerin önünü açmasına ve mezun, yani eğitimli kişinin her türlü yeni düşünceye ve eleştiriye açık olmasına işaret eder. Çünkü zihin dünyasını asla kapatmaz ve hiçbir bilgi kilitlenemez ve sınırlandırılamaz!
İkincisi ise ülkemizde de ilkokul üniformalarından lise üniformalarına dek halen önemli ölçüde yaşayan bir semboldür. Kıyafetlerimizdeki düğmeler büyüklükleri ve sayılarıyla bağımlılığımıza ya da bağımsızlığımıza işaret eder. Bu yüzden ilkokul kıyafetlerinde düğmeler büyük ve çokken, ortaokul ve lisede bu düğmeler küçülür ve azalır. Çünkü eğitim sürecinde ilerledikçe bağımlılıktan bağımsızlığa doğru bir geçiş yaşanır. Ve tam mezun olunduğunda da tüm düğmeler ortadan kalkar; çünkü olgunlaşan kişi bağımsızdır!
Peki ya cepler? Bilindiği gibi bu cübbelerin bir cebi de yoktur. Bu bir eksiklik değil, belki de en derin sembollerden biridir. Cep, biriktirmenin, saklamanın, kendine mal etmenin sembolüdür. Oysa bilgi, asla cepte taşınacak bir madeni para değildir; paylaştıkça çoğalan, verdikçe değerlenen bir ışıktır o! İşte bu yüzden mezun olanın cebi olmaz. Çünkü mezun kişi bildiklerini kendine saklamaz, öğrendiklerini dünyayla paylaşır, bilgisini ve vicdanını başkalarının hizmetine sunar. Mezun olmak demek, bilginin bize ait olmadığını, bize emanet edildiğini anlamak ve onu insanlıkla paylaşma sorumluluğunu üstlenmek demektir.
KEPTEKİ SEMBOLLER
Kepe gelelim... Kep neden kare şeklindedir? Bu kare şekil bir yandan mezunun kafasının üzerinde taşıdığı bilgiyi bir yandan da sağlam temeller üzerine inşa edilmiş bir bilgelik evinin temelini sembolize eder. Evin kendisini mezun kişi, bu sağlam temel üzerine kendi başına inşa edecektir.
Din insanlarının giydiği yuvarlak keplerin aksine bu kepin kare şeklinde olması, zorunlu eğitimin yaygınlaşmaya başladığı daha yakın çağlarda yaşam, güvenlik ve mülkiyetten sonra gelen dördüncü temel hak olarak eğitim hakkının da bir sembolüne dönüşmüştür ayrıca. Bu şekliyle bu geometrik tercih bugün için hem eğitim hakkına hem de laikliğe işaret etmektedir.
Ve gelelim püsküle... Püskül kepin tam ortasına dikilmiştir, çünkü mezuniyet törenlerinin o en ikonik sahnesinde fırlatılacak kepin en can alıcı detayıdır.
Esasen püskül önce hep sağ taraftadır ve o ikonik anda, kep başın üstünden atılıp tekrar yakalandığında sol tarafa geçer. Neden? Çünkü, sağ taraf geçmişi ve eskiyi, sol taraf ise geleceği ve yeniliği sembolize eder. Sağdan sola yönelen bu küçük hareket, yıllar süren emeğin resmî olarak tescil edildiği anı simgeler. Burada günümüzde halen monarşilerin varlığını koruduğu Batı’daki çoğu ülkede bu hareketin sağdan sola değil de soldan sağa yapılmasının tarihsel bir politik gönderme olduğu notunu da düşelim.
İşte, bu şekilde tarih boyunca cübbe ve kep bilgiyi taşıyacak olgunluk eşiğinin sembolü olmuştur ve püskülü çevirmek, tam da bu eşiği geçmek demektir.
Sembollerin de gösterdiği gibi eğitimli insanın gerçek sınavı, hayat sınavıdır. Ve mezun olduğunuzda mesele şudur: aç olanı doyuracak mısınız, yoksa umarsızca yanından geçip gidecek misiniz? Haksızlık karşısında mücadele mi edeceksiniz, yoksa köşenize çekilip korkup susanlardan mı olacaksınız? Diplomanızla insanları koruyacak mısınız, yoksa diplomanızı bir sopa gibi kullanıp onları ezecek misiniz?
***
Hayır! Hayatta bakacağımız tek şey kürsüde söylenenler değil; kürsüden inildiğinde, kameralar kapandığında, alkışlar sustuğunda yapılanlardır.
Hayatları boyunca püskülü daima sola çevirenlere selam olsun!