Anayasa Mahkemesi çok farklı bir tepki vermeliydi

Anayasa Mahkemesi çok farklı bir tepki vermeliydi

16.11.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

Cumhuriyetimizin 100. yıl kutlamaları gazete sayfalarını yoğun bir şekilde doldurmuş olsa da, doğruyu söylemek gerekirse beklediğimizden çok daha sönük geçti. Buna karşılık, sanat ortamı olarak mutluyuz, birçok önemli sergi açıldı. Küratörlüğünü yaptığım ve 81 sanatçının katılımıyla gerçekleşen “100 Yıl Perspektifinde Sanat: Türkiye’de Modern ve Çağdaşın Serüveni” başlıklı sergiyi Atatürk’e ithaf ettik. İBB Kültür AŞ’nin sanat platformu Taksim Sanat ve kurucusu olduğum Piramid Sanat’ın ortak projesi olarak düzenlenen sergi, her iki mekânda 14 Ocak 2024’e kadar açık olacak. Benim için öne çıkan diğer bir proje ise, İzzettin Çalışlar’ın küratörlüğünü yaptığı ve Borusan Kocabıyık Vakfı’nın himayesinde Galataport’ta açılan “Cumhuriyetin Yüzü” adlı sergiydi. Gerek bilgilendirici/özet metinler gerek yüksek kalitede büyütülmüş fotoğraflar ve sanat eserleriyle çok değerli bir bütünlük kazanmış olan sergi, 3 Mart’a kadar devam ediyor. Her iki büyük buluşmayı da Mustafa Kemal Atatürk’ün görebilmiş olmasını çok isterdim. 

100. YIL DÖNEMECİNDE BİLE GERİCİLİK KUŞATMA PEŞİNDE

Devletimizin etkinliklerini planlayan hükümetin kutlama programları ise beklediğim düzeye yaklaşamadı. Sanıyorum, bunun gerekçelerini uzun uzadıya açıklamamıza gerek yok. Bir yandan gazetelerin o güne özel tasarlanan birinci sayfaları, yayınladıkları özel ekler, makaleler, sergiler, konserler, gösteriler, etkinlikler Cumhuriyet’in 100. yaşını gururla kutsarken, bir yandan da ne yazık ki parazit olmayı refleks haline getirmiş çeşitli kişi ve “kurumlar” yine her türlü çamur sıçratma operasyonunu eş zamanlı yürüttü. 100. yılda da Atatürksüz hutbe ile karşımıza çıkan Diyanet, ÇEDES ve hemen ardından gelen “Gençliğe Değer” projeleriyle, okulları artık öğretmenden çok din görevlisinin bulunacağı ve adeta bilim karşıtı bir geleceğin hazırlanacağı bir kumpasa dönüştürüyor. Laik eğitime doğrudan darbe vurulurken öğrenciler artık gericilere emanet ediliyor. Pansiyonlara, yurtlara tarikatlar doğrudan bir sızma gerçekleştirirken, ekonomik imkansızlıklar simitleri bile “askıya” taşıyor. “Osmanlı kaybetmedi, laik denen köpekler kaybetti o toprakları. Laikliği getiren köpekler, onlar kaybetti” diye atıp tutan dönerci nankör, “verem” olduğu gerekçesiyle serbest bırakılıyor ve bu tehlikeli ve bulaşıcı hastalıkla gıda işletmeciliğine devam ediyor. Şimdi bana diyeceksiniz ki, “Bunların neresi yeni, sevgili yazar? Değişen ne var ki?” 

ÖZGÜR ÖZEL, EN KRİTİK DÖNEMDE DİREKSİYONU ELE ALDI

Bize düşen, artık CHP’nin yeni Genel Başkan ve yeni yönetiminin genç enerjisini de yanımıza alarak, “Türkiye’de laiklik tehlikede değildir” masallarıyla kendini ve toplumu uyutan psikolojiden hızla uzaklaşıp Parti’yi gerçek hassasiyetleriyle buluşturmak. Toplumda ciddi bir umut halkası belirdi ve Özgür Özel ile yeni ekibinin zor görevi, bu ateşi canlı tutmak hatta daha da alevlendirmek… Özel seçilmeseydi, CHP son seçimlere kıyasla belediye seçimlerinde net en az % 20 oy kaybederdi. Bu benim siyasi, toplumsal ve genel frekanslardan aldığım kişisel izlenimim; bir anket sonucu değil. Zaten tüm bu sürecin içinden gelerek CHP’nin başına geçen Özel, kendini çok hızlı bir gündemin ortasında buldu. Ve bu gündem, gördüğümüz gibi Diyanet’in provokatif hezeyanlarından ibaret olmayacak! 

ANAYASA MAHKEMESİ KRİZİ VE YARGITAY’IN HUKUK TANIMAZ TAVRI

Duayen başyazarımız Alev Coşkun, geçtiğimiz Pazartesi yine inanılmaz derecede güncel ve yararlı bir tarihsel analiz yaptı: “Hukuk Devleti-Hukukun Üstünlüğü” başlıklı yazısını kaçıranlarınız olduysa, lütfen okusun. Coşkun, o kadar somut, sade ve tartışılmaz şekilde özetlemiş ki durumu… Öncelikle kanunların Anayasa karşısında güçlerini kaybettiklerini tarihsel olarak hatırlatmış, ardından da “Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlığını taşıyan 11. maddeyi yerleştirmiş metnine: “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” Bir diğer hatırlatılan 158. madde ise şöyle: “Diğer mahkemelerle Anayasa Mahkemesi’nin görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin kararları esas alınır.” 153. maddenin son fıkrası ise şunu vurguluyor: “Anayasa Mahkemesi’nin kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar.”

1961 Anayasası’nın mükemmelliğinin hatırlatıldığı bu kritik yazıya benim yapacağım tek ekleme, Cemal Gürsel’in Anayasa profesörlerine söylediği o tarihi cümledir: “Değerli arkadaşlar, bizler hukuk profesörü değiliz; anayasa ve hukuk sizin işiniz. Ama lütfen öyle bir anayasa hazırlayın ki, bir daha hiçbir parti, gücü tek başına eline alıp demokrasiyi ve özgürlükleri yok etmeye kalkışamasın.” Mealen aktardığım bu cümleler, ideal bir hukuk devletinin kökeni olan güçler ayrılığının, yani yasama-yürütme-yargının birbirinden ayrılması ve sistemin sürekli olarak denetlenebilmesinin kalıcı olarak yaşama geçmesi anlamına geliyor. 

Burada yakın tarihimizi, yani son 60-70 yılı ele almamız mümkün değil. Ama özetle hatırlatalım ki, 61 Anayasası’nın ruhu, 71’de, 80’de, 2010’da ve 2017’de ne kadar yok edilmiş olursa olsun, ilginçtir ki gericilerin gözünde hala nefretlerini kustukları bir referans noktası olarak korku salmaya devam ediyor! Özgürlüğe ve demokrasiye düşman oluşumlar sürekli olarak “Anayasa’yı özgürleştireceğiz” iddiası altında, sahte makyajlarla totaliter faşist rejimlere yanaşma operasyonunu tamamına erdirme konusunda fırsat kolluyorlar! 

Günün sonunda yaşanan bu kriz, abartılı hatta grotesk bir hukuk rezaletidir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararını -hiçbir yetkisi yokken- incelemeye alıp etkisiz duruma getirmekle kalmamış, Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda da bulunmuştur. Ömrümde hiçbir zaman Anayasa Mahkemesi’nin bu denli ağır bir saldırıya uğrayıp işlevsiz bırakıldığını görmedim. Şunu unutmayın ki, bugüne kadar Erdoğan’ın da Anayasa Mahkemesi kararlarını beğenmediği ve açıkça eleştirdiğine çok tanık olduk, ama burada devreye sokulan hukuk tanımazlık bambaşka ağır bir boyut atlama!

AYM, KARARLI VE ÖZGÜVEN DOLU, ÇOK FARKLI BİR TAVIR ALABİLİRDİ

Aslında burada yaşananları dramatize etmeden yapılacak tek şey vardı: Yargıtay kararının ardından, AYM’nin derhal Anayasa’nın gerekli maddelerini hatırlatarak bu kararların “kadük olduğunun” altını çizmesi ve kararlı bir şekilde kendileri hakkında “suç duyurusu” yapan Yargıtay üyelerinin üyeliklerinin doğal olarak tartışmaya açılması istemini kamuoyuna açıklamalarıydı. Anayasa Mahkemesi, bu ülkenin işleyiş çarkının tartışılmaz zirvesi olma vasfını ve gerçeğini -hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde, altı kalın çizgilerle vurgulamak suretiyle- önce kendisi belirtmeliydi. Mekânın esas sahibi, kendisine yasadışı şekilde saldıran başka bir yargı kurumuna karşı bu denli sessiz ve pasif kalmamalıydı. 

Ama ne yazık ki bu yaşandı. Bana göre Anayasa Mahkemesi pasif tepkili bir tavır alınca, oluşan otorite boşluğunda, sanki iki eşit mahkeme birbirleriyle itişip kakışıyor gibi bir imaj doğdu. Bu sefer Cumhurbaşkanı kendini önce Yargıtay’dan yana taraf gösterdi ve hemen sonra da hakem olarak ortaya attı. Ama taraflı bir hakem olduğunu da açıkça ortaya koydu!

Anayasa mahkemesi bir “süper” temyiz mahkemesi değildir. Anayasa Mahkemesi’nin iki temel görevi bulunmaktadır: İlki, somut norm denetimi ile yasaların Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesi. İkincisi, mahkemelerin verdiği kararların bireysel başvuru yöntemi ile Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlük ihlali yapıp yapmadığının denetlenmesi. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin olaydan el çektiği bir davayı AYM kararından sonra yenileyip düşme kararı vermesi gerekirken, dosyayı yetkisiz ve usulsüzce Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne göndermesi, krizin başlıca nedeni niteliğindedir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin de kendisine normal ve hukuki süreç içinde gelmeyen konuda karar vermesi, krizin tırmanmasına neden olmuştur. Olayı iki kurum arasında yetki tartışması olarak görmek, sorunu aslında hiç görmemek demektir. Bile isteye sorun karşısında taraf tutmak demektir. 

ÖZGÜR ÖZEL’İN KRİZE KARŞI ERDOĞAN’A VERDİĞİ HARİKA YANIT

Özel ise bu kavgada Anayasa Mahkemesi’nden yana olduğunu söylerken çok zeki bir çözümleme de getirdi. Bakın haberi beraber okuyalım: “Özel, Erdoğan’a ‘Sen darbecisin, bu bir darbe girişimidir’ dedi. Özel, ‘Yok hükmünde kabul edilmek istemiyorsan bu Anayasa’ya sahip çık. Sahip çıkmazsan sen de yok hükmündesin’ diye konuştu. ‘Sen Anayasa’nın o hükmünü değiştirecek güçte değilsin, millet bu yetkiyi vermedi. Sen bu yüzden darbecisin, bu bir darbe girişimidir. Bu, Anayasa’yı askıya alma girişimi. Türkiye’yi anayasasızlaştırma girişimine Anayasa’dan en çok yetki, güç ve sorumluluk alan kişi yol veriyorsa, göz yumuyorsa, destek veriyorsa kendi meşruiyetini ortadan kaldırıyor demektir.’ (…) ‘AYM kararlarının bağlayıcılığına yönelik maddesini yok sayan Cumhurbaşkanı, kendisinin görev yetki ve sorumluluklarıyla ilgili maddeyi var saymaktadır. Bir başkası da gelir senin varlığını yok sayar. Bu Anayasa’yı yok saymaya başlamak, esas Anayasa’dan en çok gücü ve yetkiyi alanın sorunudur, esas tehdit onadır. Ama o burada Anayasa’nın arkasında duracağına, o burada Anayasa’daki hükümleri koruyacağına Yargıtay ile birlikte Anayasa’nın bir hükmünü yok saymaya çalışmaktadır.”

Özgür Özel’in bu çıkışı son derece yerinde ve çok zekicedir.

İKTİDAR VE BAHÇELİ’NİN ESAS NİYETLERİNİN DEŞİFRAJI

Aslında AKP ve küçük ortak MHP’nin artık sabırsız oldukları ve kanuna “Yüksek yargı dediğimiz bir mahkeme bizim onayladığımız kararları veriyorsa meşrudur, vermiyorsa gayri meşrudur” şeklinde baktıkları ortadadır.

İşte bu nedenle de Devlet Bahçeli “Anayasa Mahkemesi kapatılmalı ya da yeniden yapılandırılmalıdır.” diyebilmektedir. Halbuki Anayasa Mahkemesi’ni kapatmaktan bahsetmek fiili olarak darbedir. Hiç kimse aksini iddia edemez. Yani bu cümleleri ile Bahçeli sözün şehvetine kapılıp haddini aşmış, açık bir fiili darbeye yeltenmiştir. Bahçeli’nin sözlerinin tercümesi şudur: “Yargının iktidarın eylemlerini, düşüncelerini denetlemek gibi bir fonksiyonu olamaz. Üst yargı ya yok hükmünde olacaktır, lağvedilecektir ya da onu her dediğimizi doğrudan onaylayacak şekilde yeniden kurgularız.” Bakın bunun bir tercümesi daha var: “Güçler ayrılığı diye bir şey olamaz, Erdoğan ne düşünürse, ne derse, ne uygulamak isterse meydan onun emirlerine açık olmalıdır. Yürütme, yasama ve yargı ayrılığı diye bir kavram ya da sistem denetlemeleri yok hükmündedir!”

Tıpkı İstanbul Sözleşmesi olayında yaşadığımız gibi Anayasa’ya bireysel başvuru hakkı konusunda da, AKP önce Avrupa’nın gözünde Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak adımları atar görünüyor, ardından bir süre sonra bu kadar demokratik adımın “kendi gözünde” ülkeye bol geldiğini saptayıp hemen olayı geri vitese taşıyor.

DİĞER GÜNDEM MADDELERİ BEKLEMEDE…

Özgür Özel’in sıcak gündemini meşgul edecek diğer iki konuyu ise burada dinlemekle yetineceğiz. İYİ Parti’yi birbirine katan, “CHP ile ittifak yapmak mı, yapmamak mı?” sorusunun siyasi arenada ve Altı Ok cephesinde nasıl ele alınacağı, normalde on gün içinde yapılması gereken Tüzük Kurultayı’nın ertelenip ertelenmeyeceği ve adayların tüm yurtta hangi yöntemlerle seçileceğinin iktidara gelirken Parti içinde verilen sözlerle uyum içinde kalıp kalmayacağının netleşmesi… Onları da takdir edersiniz ki aynı yazıda derinleştirmeyeceğim.

Özgür Özel’e ilk haftasında sabır, güç ve enerji diliyorum. Tüm bu fırtınalı ve çakıl taşlı zor yolda yürürken, Parti içi demokrasi konusunda verdiği sözleri, Demokratik Dijital Devrim dahil olmak üzere unutmayacağından şüphem yok.

Yazarın Son Yazıları

Demokrasi korkusu ve aşkı!

Muhalif belediyelere yönelik saldırı son sürat devam ediyor.

Devamını Oku
08.10.2026
Karanlık dünyanın yıldızları var

Ya sabır! Nasıl bir senaryonun içine düştük?

Devamını Oku
01.10.2026
Fonlar ve Ponzi sistemi

Fon vurgunu ve milyarlarca dolarlık krizin yarattığı deprem, medya tartışmalarının ve halk sohbetlerinin merkezine oturdu.

Devamını Oku
24.09.2026
AI sonumuzu böyle getirebilir!

Hiç kimseyi korkutmak istemiyorum.

Devamını Oku
17.09.2026
Zverev şampiyonluğu gerçekten hak etti!

Zverev şampiyonluğu gerçekten hak etti!

Devamını Oku
14.09.2026
Bay Kemal, yine gündemini yarattı!

Butlan tarafından CHP’de yaratılmış o çok özel ekibi, alışık olduğunuz düşünce sistemleriyle anlamaya boş yere çalışmayın.

Devamını Oku
10.09.2026
İktidar borazanları-butlan kargaşaları

Türkiye’de iktidarı destekleyen gazeteci olmak da zor!

Devamını Oku
03.09.2026
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'ne nasıl kavuştu?

Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'ne nasıl kavuştu?

Devamını Oku
28.08.2026
Buyurun buradan yakın!

Ülkenin hak etmediği gündemler okyanusunda yüzdüğü kesin.

Devamını Oku
27.08.2026
İmamoğlu’nun savunma hakkı ve Bay Kemal duruşu

Hangi dönemde olursa olsun, gözaltındaki veya tutuklu her insanın savunma hakkı kutsaldır.

Devamını Oku
20.08.2026
Fenerbahçe artık omurgasını fark edip, panikten çıkmaya mecbur

Fenerbahçe artık omurgasını fark edip, panikten çıkmaya mecbur

Devamını Oku
16.08.2026
Çerçeve yasa ve artçı şokları

Açık konuşalım, siyasi gündemimiz, konjonktürümüz, her şey birdenbire beklediğimizin ötesinde ciddi bir deprem yaşadı.

Devamını Oku
13.08.2026
Fenerbahçe'nin artan formu ve Talisca

Fenerbahçe'nin artan formu ve Talisca

Devamını Oku
06.08.2026
En büyük siyasi devrim!

Lütfen yanlış anlamayın; bugün görüşülen ve çok şüpheli bir geleceğe çanak tutan terör yasasından değil, Özgür Özel sayesinde kendilerini artık doğrudan siyasi kararların bir parçası olarak hissedecek milyonlardan söz ediyorum.

Devamını Oku
06.08.2026
YENİ Parti ve yarattığı dalgalar

Hayırlı olsun, Yeni Parti kuruluşunu tamamladı!

Devamını Oku
30.07.2026
Halk Yeni Parti için liderine yetki verdi!

Bundan iki ay ve iki gün önce, iki yıldır bir kumpas olarak hazırlanan mutlak butlan rezilliği sonuca ulaştı.

Devamını Oku
23.07.2026
Medyacılar-siyasetçiler: Bilmiyorsanız lütfen susun!

Mutlak butlan ve süregelen 1001 “Kemalvari” komplo yerine, bu hafta önemli bir başka ikaz yapmak istiyorum.

Devamını Oku
16.07.2026
Terminatör Sinner Wimbledon'u yine kazandı: Zverev yine direkten döndü

Terminatör Sinner, Wimbledon’ı yine kazandı ve üst üste ikinci kez bu büyük şampiyonluğa ulaşarak beşinci Grand Slam turnuasını aktifine yazdırdı!

Devamını Oku
14.07.2026
NATO-Silivri hattı

Gündem nedir?

Devamını Oku
09.07.2026
Yeni oluşumun vakti geldi!

Tarihi günler, haftalar, hatta aylar yaşıyoruz.

Devamını Oku
02.07.2026
11 örnekte kırılan dingil!

Birinci sahnemiz, milli takımdan...

Devamını Oku
25.06.2026
CHP’de gergin bekleyiş​​​​

Fakat bu günlerde durum daha da sıkıcı bir hal aldı. “CHP” dediklerinde mecburen “Hangi CHP?” demek zorunda kalıyorum. “KK’nın butlancı partisinden mi, yoksa Atatürk’ün kurduğu; laik, sosyal demokrat, Özgür Özel’in Türkiye’de birinci parti yaptığı gerçek CHP’den mi?”

Devamını Oku
18.06.2026
Bay Kemal’in CHP’yi yıkma çabaları!

Değerli dostlar, Atatürk’ün partisinin resmen cehennem ateşine atılıp Özgür Özel’e her açıdan tuzaklar kurulurken, bizlere düşen kendisine ve yol arkadaşlarına destek olmaktır; onların saflarında mücadele etmektir. Lütfen artık onlara olan inancınızı öne çıkarın, alkışlayın ve yaşadıkları kumpasa mani olun! İhtiyacımız budur.

Devamını Oku
11.06.2026
CHP bölünmedi, saldırı altında!

Tarsus’ta CHP’nin Belediye Başkanı Ali Boltaç ile yaptığımız güzel bir etkinlikten sonra kaleme aldım bu yazıyı.

Devamını Oku
04.06.2026
Mutlak şizofrenik kriz

Mutlu bayramlar Türkiye!

Devamını Oku
28.05.2026
CHP nasıl ‘güvenli kilit’ hattında siyasetçi bulabilir?

Adeta bir “rüzgâr gülü” gibi siyasi parti değiştirebilen, vatandaşın yüzüne hiç rahatsızlık hissetmeden bakmaya devam ederek siyaset yapmayı sürdürebileceğine inanan farklı bir insan türü ortaya çıktı.

Devamını Oku
21.05.2026
Bir ‘casusluk’ (!) davamız eksikti

Mühim olan RTE’nin bir numaralı rakibini, onu daha önce İstanbul’da dört kere yenmiş olan Ekrem İmamoğlu’nu nötralize etmek olduğu için her koldan yeni denemeler yapıyorlar.

Devamını Oku
14.05.2026
‘Barış koordinatörü’ mü dediniz?

Sayın Devlet Bahçeli gündem yaratmaya çok meraklıdır.

Devamını Oku
07.05.2026
Özgür Özel kendi limitlerini aşarken...

Özgür Özel ısınmış pinball gibi, sürekli oyunda kalan, enerjisi hiç düşmeyen (!) Türkiye’nin sorunlarını ülkeye yayma konusunda dinlenmeden çalışıyor!

Devamını Oku
30.04.2026
Silivri’de ‘déjà vu’ yaşıyoruz

İBB davaları kaçınılmaz şekilde insana déjà vu yaşatıyor.

Devamını Oku
23.04.2026
CHP sinsi senaryolara karşı

Dünyada yaşanan korkunç savaşlar, önce gündeme sonra tarihe kaydoluyor.

Devamını Oku
16.04.2026
Bir yiğit tanıyorum Silivri’de...

Dün Silivri’de bizleri en candan şekilde selamlarken gülen yüzü, kararlı vücut dili ve yaydığı enerjisiyle bizlere inanç katan yine kendisiydi.

Devamını Oku
09.04.2026
‘Taksici’ Nobel savaşçısına karşı!

Durumu şöyle özetleyelim: Önümüzdeki 50 yıl veya 100 yıl, Amerika’da ve hatta dünyanın her yerinde, 2. Trump dönemi hakkında tiyatrolar ve operalar yazılacak.

Devamını Oku
02.04.2026
Hukukun çivisi çıkmış!

Nasıl korkunç bir girdaba kapılmışız şu kısa ömürde...

Devamını Oku
26.03.2026
Ortaylı ve Özel üzerine

Her ölüm erken, her ölüm zamansız...

Devamını Oku
19.03.2026
Silivri-İran hattında demokrasi ve ekonomi

Hayatımız içeride de zor dışarıda da...

Devamını Oku
12.03.2026
Kötülerin bitmeyen cerahati

Savaşın en ağır bedelini anneler ve çocuklar öder.

Devamını Oku
05.03.2026
Şu şaşırtıcı “demokratik” dünyamız!

Yeni Adalet Bakanı gelir gelmez, gerek mahkemelerde gerek yandaş basında CHP üzerine yeni senaryoların alevlendiğini belirtmiştim.

Devamını Oku
26.02.2026
Tehlikeli gidişatlar ve CHP’nin sorumlulukları

Türkiye yeni adalet bakanının kimliğini öğrenerek bir şok yaşadı.

Devamını Oku
19.02.2026
CHP ikazları dikkate almalı

Bu satırların sahibi, ailesinden kalan manevi mirasla 80 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nin yanında durmuş bir isimdir.

Devamını Oku
12.02.2026