Oynadığımız oyunun adı nedir? Topa ceza sahasında elle müdahale etmek penaltı mıdır yoksa biz fark etmeden oyun hentbola mı dönüşmüştür? Burası Türkiye’dir. Şaşıran aptaldır! Son 33 yılda ameliyat masasında cinsiyet değiştirtilen şanssız ülke! Önce siyasi yapısı, ardından insan profili ve yasaları neşter darbeleriyle kimyasıyla beraber bozulan ülke...
Laik hukuk devleti kurbanlık koyun gibi doğranırken yerine “ılımlı İslam” kod adı altında türban silahı ile şeriatçı yapı yerleştirilmiştir. “Konuşmanızda bari bir kere Allah’ın adını anın” diyenlere karşı, mitingde attığı nutuğu “Allahaısmarladık” diye bitiren İsmet İnönü gibi demokratlar gitmiş, yerine koruma ordusu ile gösteriş namazına gidenler gelmiştir!
Dün Sol’da “beklediğim” bir haber gördüm: Şeriat yanlısı bir kurum “bilimsel bir araştırma” yapmış ve gençlerdeki “laiklik düşüncesi”ni bir tehdit olarak yansıtmış! Gençliğin “alkolfuhuş- anormal giyim tarzıeşcinsellik” gibi sapmaları ve o meşhur “kızlı-erkekli” evlerdeki artışın tehlikesi masaya yatırılmış. “Helal” dedim. Zamane “Devlet-i Âliyye”siyle senkronize çalışma diye buna denir! Aklı fazlasıyla “karışık” olan dönemimizde, “Hırsızlık mı suç, polislik mi” sorusu gündeme gelmeli ki çocuklarımız nerede duracaklarını bilsinler! Geziciler, bir türlü kanıtı bulunamayan “camilerde içenler”, Atatürk’ü “deccal” görenler, merdiven altında fitne bulanların fink attığı bir ortamda böyle örnekleri çoğaltmak lazım ki, toplum doğru yolu bulsun!
MİT üstünden provası yapılan ve dershanelerde ayyuka çıkan “Cemaat-İktidar” kavgası, son zamanlarda liderlik çekişmesi biten ligimizden daha fazla ilgi çeker oldu! İbretle izliyoruz eski kan kardeşlerin düştükleri penaltı ve ofsayt kavgalarını... Mesela Zaman ve Star zıt kutuplarda, Birgün’de de Barış İnce “Okyanus ötesi”ne açık mektup yollayıp gürültüyü mizaha boğmuş. Biber gazı ve tehlikeli silah gaz maskeleri her an devreye girebilir!
“Bavulcu” yine açmış, 2004 MGK kararları çıkıvermiş! Durum vahim. 28 Şubat’ın avukatları Ersöz ve Aras hemen devreye girmişler: “O zaman ya 28 Şubat için atfedilen suçlar, yani ‘Cunta’ya bağlanan kurum kapatmalar meğer suç değilmiş ya da bu kararda imzası bulunan Hilmi Özkök, Aytaç Yalman, Erdoğan ve Gül’ün de aynı davadan acil yargılanmaları lazımmış.” Eyvah! Mantık işte, ne diyeceksin ki? Konu hep o melun penaltı! Bence hemen Dursun Çiçek vakasını araştırsın suçlananlar. Belki imzaları “yaş” değildir! Bunlara da başka “İslami” bilimsel kurumlar baksın!
Şimdi sakın biri münasebetsizce “Sen bizimle kafa mı buluyorsun, İslamla ne ilgisi var?” demeye kalkmasın! Siz koskoca Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Diyanet İşleri Başkanlığı ile ortaklaşa yürüttüğü o müthiş “enflasyon” araştırmasından hiç nasiplenmediniz mi? Yani “Dışarı çıkarken başınızı örter misiniz?”, “Köpek giren eve melek girer mi?”, “Kendinizi hangi mezhebe ait hissediyorsunuz”, “Misafirlikte kadın-erkek mi oturursunuz?” gibi kökten sorular henüz size sorulmadı mı? Böylece Gezi olayları hakkında raporlarını ortaya döken Emniyet Müdürlüğü raporundaki “Şüphelilerin yüzde 78’inin Alevi kökenli olduğu tespit edilmiştir” gibi bilimsel saptamaların nasıl somut kökenlere dayanabildiğini anlamış oldunuz? Hâlâ şüphe duyan gafiller kaldıysa, o zaman ünlü gazeteci Nagehan Alçı’ya kulak versinler: “Gezi bir Alevi ayaklanmasıdır.” Koca gazeteci, emin olmasa söyler miydi hiç!? Ayrıca merak etmeyin, yine Nazi metodlarıyla da durum kurtarılıyor: Bakın Adıyaman’da Alevi evleri işaretlenmeye başlamış bile!
Şimdi yine bazı bahtsızlar çıkıp “İyi de hani son demokrasi paketine göre kişilerin özel bilgilerine güvence gelmişti” diye sorabilir. Halbuki Başbakan “Bu özel bilgiler ilgisiz kişiler tarafından kullanılamayacak” diye buyurmuşlardı. Şimdi kalkıp hangi şapşal, Emniyet görevlilerini “ilgisiz kişi” olmakla suçlayabilir! Bir de Aleviliğin saptanması ve “suç” kavramı ile özdeşleştirilmesiyle “ırka dayalı nefret suçuna getirilen ceza” arasındaki uçurum... Veya “yaşam tarzına saygı göstermeyenlere” getirileceği söylenen 3 yıla kadar hapis ve “kızlı erkekli ortaya karışık” yaşayan ahlaksızların durumu... Yani o yasaların dini yaşamı korumak için çıkarıldığını anlayamayanlar. İşte onlar, tam “Cemaatle korakor mücadele verilirken” cepheyi genişletmeye çalışan uğursuz sineklerdir... Pek yakında neyin penaltı olup olmadığı, en yetkin ulemalar aracılığıyla açıklanacaktır. Kafası bizden daha karışık olan eski hakem Markus Merk bunu başaramıyorsa, başka ithal hocalar devreye sokulabilir. Allah’a emanet olun...
Hükümet, Alevi Evleri ve Penaltı!
Yazarın Son Yazıları
İran’da yaşananlar gerçekten korkunç.
Venezüella haberleri üzerimize yağıyor; dünya gündemini unutulmaz bir şekilde değiştiren günler yaşıyoruz.
Yeni yıla günaydın sevgili okurlarım!
Geçen hafta detaylıca yazdığım, Twitter’ın (X demek bana çok anlamsız ve içeriksiz geliyor) siber zorbalarının dev bir ablukası ile karşı karşıyayız.
Merak ediyorum, özellikle Twitter’da cirit atan bu siber zorbaları kimler yetiştirdi?
İnsanlarımız şaşkın.
1970’lerde, İstanbul’da Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü’nde eski şampiyonlarımızdan Fehmi Kızıl vardı.
CHP kurultayı, bu hafta sonu her zamanki gibi büyük bir medya ilgisi altında yaşanacak.
İddianame açıklaması yüzünden geçen hafta yazamadığım konuya hemen giriyorum.
Pek de sürpriz olmadı.
Paranın sahtesi vardır, kalpazanlar basar.
Dün Cumhuriyet Bayramımızı kutladık.
Siyaset, insanların daha iyi yaşaması için yapılır, dünyanın neresinde olursa olsun.
Trump bozulmuş, “Nasıl olur da Nobel Barış Ödülü bana verilmez?!” “Ben yedi savaş durdurdum, gidip hiçbir şeyi yapamamış birine verecekler o ödülü” deyip duruyordu.
Sinan Ateş cinayetinin dumanı tütmeye devam ederken bu cinayetin bir numaralı sanığı 90’lı yılları anımsatan bir şekilde güpegündüz öldürüldü.
Bugünlerde, Trump ve Netanyahu’nun anlaşarak Ortadoğu’ya ve Filistin’e dayattıkları yeni düzenin ve “sözde” barışın hangi hızda yaşama geçip geçemeyeceğini öğreneceğiz, tabii yeni sürprizlerle karşılaşmazsak...
Fenerbahçe Spor Kulübü’nde nöbet değişimi oldu.
Daha iki yıl önce kazanması için elimizden geleni yaptığımız, uğruna 24 saat koşturduğumuz Kılıçdaroğlu’nun, o gece kendisine umut bağlayan milyonların neredeyse tamamını karşısına alacak pasif duruşu ve agresif sessizliğiyle, Vito’larına binip kaybolmasına şahit olmak bize nasipmiş...
Türkiye, darbe günlerinde gördüğü sahneleri yaşadı.
Bunu da gördük.
Dün aldığım bu mektubu sizlerle paylaşmak istedim.
Haftada bir köşe yazısı kaleme alarak gündemi yakalamak için, şapkadan üç değil, beş tavşan çıkarmanız lazım!
Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Erbaş...
Cumhuriyet Halk Partisi, tabanından ve partinin ileri gelenlerinden yapılan bütün uyarılara rağmen komisyona katıldı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve MYK’sının bu ikazları dikkatle değerlendirmeye alacaklarına inanıyorum.
Yıl 1955, genç gazeteci Altan Öymen ve iki polis Ankara kışının ortasında…
Gündem aşırı yoğun. Ekrem İmamoğlu’na açılan en akıl almaz davalardan biri dün karara bağlandı.
Gündem belli: AKP’nin “muhalefetsiz demokrasi modeli” için yaptığı çalışmalar...
Dün, 2 Temmuz’du… 32 yıl önce yobazların 35 aydınımızı yakarak katletmesinin yıldönümü...
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu sayesinde CHP’nin birinci parti konumuna yükseldiğini gören AKP, ne yapıp edip bu iki lideri durdurmak için her şeyi yaptı ve yapmaya da devam ediyor.
Aslında bu köşe yazısını kaleme almanın hiçbir anlamının olmayacağı 36 saatlik süreç yaşıyoruz...
Her ölüm dayanılmaz bir acıdır. Şayet o ölüm, kalp krizi, trafik kazası, elektrik çarpması, cinayet veya intiharla gelmiş ise insan nefes alamaz hale gelir.
Yaşam akıp giderken, siyasi olaylara karşı yorumlar -tahminlerim bazen çok emin görünseler de- altüst olabiliyor.
Hayat, iyi ve kötü olaylar arasında oluşan düğümler şeklinde akan öznel bir film gibi. Seviniyoruz, üzülüyoruz, kahroluyoruz, âşık oluyoruz, şaşırıyoruz, kâh siyasetçilere kâh en yakınlarımıza kâh tuttuğumuz takıma kızıyoruz.
Bazen içiniz tıkanır ya, nefes alamaz gibi olursunuz. Uyumak istersiniz ama uyuyamazsınız. İçiniz isyanlardadır, konuşacak kimseniz yoktur. Bütün bunları yaşarken bir de kapana kısılmış fare gibi trafikte kalmışsınızdır mesela!
Hayatı terör yüzünden kararmış aileler için acaba 12 Mayıs 2025 itibarıyla acılar son bulacak mı, yoksa bu tarih iç ve dış siyasetimizi daha da büyük kargaşaya taşıyacak kritik bir eşik mi olacak?
Sokaktaki kediden lidere kadar her yer şiddet!
Dünyanın sahte demokrasi parodileri (Trump ve ötesi)
Subianto-Nutuk-Abdullah amcamız!
Erdoğan’ın, yenilmez bir İmamoğlu’na katkıları