Yaşanan facia, en azından elde edilebilen bilgiler ışığında artık herkes tarafından tüm zaaflarıyla biliniyor. “Elde edilebilen” diyoruz, çünkü AKP hükümetinin her zaman tercih ettiği bilgi blokajları, laf salataları, demagojik karşı suçlama ve “en iyi müdafaa taarruzdur” uygulamaları, tabii ki gerçekleri karartıyor. Ama buna rağmen yaşanan felaketin boyutlarını ve dehşet verici ihmalleri hemen herkes öğrendi. Üretim ve kâr oranlarını iki misline çıkarmaya çalışan, iktidarla iç içe ve işçilerine ilkel şartlarda hükmeden vahşi kapitalizmin karanlık yüzü bu vesileyle tekrar su yüzüne çıktı. Artık her birinizin çeşitli yöntemlerle edindiği bu malum bilgileri, yeniden önünüze getirmeyeyim!
Ancak konunun diğer boyutunu ne kadar yazsak, ne kadar tekrarlasak fazla olmaz, hatta yetmez. Oğlunu, kardeşini, eşini, babasını, sevgilisini böylesine korkunç bir olayda kaybetmiş insanların acısına bile tahammül edemeyen, onlara dahi “protesto ettikleri için” aynen Fenerbahçe taraftarlarına, Gezi gençliğine veya tepkili işçilere uyguladığı faşist yöntemlerle gaz bombaları, TOMA’lar, cop ve sille-tokattekme- dayakla saldıran bir hükümetin baskısı altındayız! Bu dünyada, böyle bir “ahval ve şerait”in ortasında yaşıyoruz! Emin olun tarihte herkese nasip olmaz! Böylesine zalim kararları bırakın uygulamayı, düşünebilen kaç “dünya lideri” vardır yeryüzünde! Bu bir doruktur! Tarihsel değerini bilelim ve not edelim... Bildiğiniz gibi, CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, faciadan 3 hafta önce parlamentoda bekleyen araştırma önergesini kürsüde savunuyor ve Soma’da bekleyen tehlikeleri sıralıyor. Hükümetin tavrı alay, ilgisizlik ve tabii ki ret! Dünyada bu sorumsuz tavır ve takip eden felaketin ardından istifa etmeyecek hükümet bulamazsınız!
Bildiğiniz gibi Japonya gibi onuruna düşkün, insana saygılı, sorumluluk duygusu tavan yapmış ülkeler bu senaryoyu yaşasalar, aynı gün özür diledikten sonra intihar ederler. Bizim hükümetimiz ise kendisini suçlarıyla yüzleştirme cüretini gösterenlere karşı dişlerini bileyerek saldırıya geçebiliyor! Arkadaşlar, tekrarlıyorum: Bu bir doruktur! Tarih kayda almıştır. Soma’da işçilerin ve darp edilen ailelerin hakkını arayan avukatları gözaltına almakla yetinmeyen Erdoğan Hükümeti, üstüne onları “bir güzel dövüp kollarını kırmayı” gururla başarı hanesine yazabilmektedir! Yani RTE polisi, Gezi’nin ardından Soma’da da “destan yazmaya” devam etmektedir! Helal olsun ananızdan emdiğiniz “ak sütler”, ne diyelim ki size başka? Halkın acısı ile “empati yapmayı” herhalde siz yanlış tercüme edip “alay etme” olarak anladınız! Çağdaş Hukukçular Derneği’ne de geçmiş olsun... Soma’da yaşananlara tepki koyan, başta barolarımız olmak üzere tüm parti ve kurumlara da teşekkürler.
İşte tam bu noktada kendi muhalif kesimlerimize bir eleştiri yapmak istiyorum: Dostlarım, nedir bu CHP kompleksiniz? CHP ciddi bir hata yaptığı zaman, başta ben olmak üzere herkes ana muhalefet partisini yerden yere vurabiliyor, değil mi? Peki, CHP alkışlanacak şekilde iş işten geçmeden, o günlerde medyatik güncelliği de olmayan Soma konusunda bu kadar tarihi bir çıkış yapmışken, muhalif kesimler, -“Aman CHP’ye bundan bir alkış gelmesin” diye herhalde- neden bu hatırlatmalarda partinin adını ağızlarına almıyorlar? Hadi isimlerini yazıp ben zarar vermiş olmayayım: Neden bazı muhalif gazetelerimiz, bu konuyu haberleştirirken CHP adını kullanmıyorlar? Neden bazı sanatçı örgütleri, Soma konusunda bildiri yazarken CHP’ye bu konuda sansür uygulamayı akıllarına getirebiliyorlar? Neden bazı MHP’li vekiller aynı hataya düşüyorlar? Lütfen herkes aklını başına alsın ve bu gereksiz, anlamsız CHP kompleksini bıraksın. Bu muhalefetin yöntemi olamaz, yakışmıyor; somut konularda eleştiri hakkı varsa, hakkı teslim etme yiğitliği de olacaktır, olmalıdır!
AKP yeni bir deyim kazandırdı Türkçemize: “Bir gün herkes biber gazını tadacaktır.” O zaman soruyorum değerli halkımıza: Sizlerin bu konularda tepki vermeniz, uygulanan şiddete dur demeniz için, illa o gazı, o copu, o kurşunu bizzat tatmanız mı gerekiyor? Hükümetin artık yalnız asker-polis karışımı bir şiddet politikası ile ayakta durduğunu hâlâ göremiyor musunuz?
Dün 19 Mayıs’tı. Büyük lider, güzel insan, ebedi genç, yürekli devrimci, sonsuza kadar her birimizin candan arkadaşı, mücadele yoldaşı Mustafa Kemal Atatürk’ü hasret ve sevgiyle andık. Bu vesileyle hatırlatırım ki, eleştirilerim devlete değil, bu hükümetedir! Bu devlet, Atatürk Cumhuriyeti, bizimdir, bizim kalacaktır, kimse şüphe duymasın! __
SOMA-TOMA-OHA!
Yazarın Son Yazıları
İran’da yaşananlar gerçekten korkunç.
Venezüella haberleri üzerimize yağıyor; dünya gündemini unutulmaz bir şekilde değiştiren günler yaşıyoruz.
Yeni yıla günaydın sevgili okurlarım!
Geçen hafta detaylıca yazdığım, Twitter’ın (X demek bana çok anlamsız ve içeriksiz geliyor) siber zorbalarının dev bir ablukası ile karşı karşıyayız.
Merak ediyorum, özellikle Twitter’da cirit atan bu siber zorbaları kimler yetiştirdi?
İnsanlarımız şaşkın.
1970’lerde, İstanbul’da Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü’nde eski şampiyonlarımızdan Fehmi Kızıl vardı.
CHP kurultayı, bu hafta sonu her zamanki gibi büyük bir medya ilgisi altında yaşanacak.
İddianame açıklaması yüzünden geçen hafta yazamadığım konuya hemen giriyorum.
Pek de sürpriz olmadı.
Paranın sahtesi vardır, kalpazanlar basar.
Dün Cumhuriyet Bayramımızı kutladık.
Siyaset, insanların daha iyi yaşaması için yapılır, dünyanın neresinde olursa olsun.
Trump bozulmuş, “Nasıl olur da Nobel Barış Ödülü bana verilmez?!” “Ben yedi savaş durdurdum, gidip hiçbir şeyi yapamamış birine verecekler o ödülü” deyip duruyordu.
Sinan Ateş cinayetinin dumanı tütmeye devam ederken bu cinayetin bir numaralı sanığı 90’lı yılları anımsatan bir şekilde güpegündüz öldürüldü.
Bugünlerde, Trump ve Netanyahu’nun anlaşarak Ortadoğu’ya ve Filistin’e dayattıkları yeni düzenin ve “sözde” barışın hangi hızda yaşama geçip geçemeyeceğini öğreneceğiz, tabii yeni sürprizlerle karşılaşmazsak...
Fenerbahçe Spor Kulübü’nde nöbet değişimi oldu.
Daha iki yıl önce kazanması için elimizden geleni yaptığımız, uğruna 24 saat koşturduğumuz Kılıçdaroğlu’nun, o gece kendisine umut bağlayan milyonların neredeyse tamamını karşısına alacak pasif duruşu ve agresif sessizliğiyle, Vito’larına binip kaybolmasına şahit olmak bize nasipmiş...
Türkiye, darbe günlerinde gördüğü sahneleri yaşadı.
Bunu da gördük.
Dün aldığım bu mektubu sizlerle paylaşmak istedim.
Haftada bir köşe yazısı kaleme alarak gündemi yakalamak için, şapkadan üç değil, beş tavşan çıkarmanız lazım!
Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Erbaş...
Cumhuriyet Halk Partisi, tabanından ve partinin ileri gelenlerinden yapılan bütün uyarılara rağmen komisyona katıldı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve MYK’sının bu ikazları dikkatle değerlendirmeye alacaklarına inanıyorum.
Yıl 1955, genç gazeteci Altan Öymen ve iki polis Ankara kışının ortasında…
Gündem aşırı yoğun. Ekrem İmamoğlu’na açılan en akıl almaz davalardan biri dün karara bağlandı.
Gündem belli: AKP’nin “muhalefetsiz demokrasi modeli” için yaptığı çalışmalar...
Dün, 2 Temmuz’du… 32 yıl önce yobazların 35 aydınımızı yakarak katletmesinin yıldönümü...
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu sayesinde CHP’nin birinci parti konumuna yükseldiğini gören AKP, ne yapıp edip bu iki lideri durdurmak için her şeyi yaptı ve yapmaya da devam ediyor.
Aslında bu köşe yazısını kaleme almanın hiçbir anlamının olmayacağı 36 saatlik süreç yaşıyoruz...
Her ölüm dayanılmaz bir acıdır. Şayet o ölüm, kalp krizi, trafik kazası, elektrik çarpması, cinayet veya intiharla gelmiş ise insan nefes alamaz hale gelir.
Yaşam akıp giderken, siyasi olaylara karşı yorumlar -tahminlerim bazen çok emin görünseler de- altüst olabiliyor.
Hayat, iyi ve kötü olaylar arasında oluşan düğümler şeklinde akan öznel bir film gibi. Seviniyoruz, üzülüyoruz, kahroluyoruz, âşık oluyoruz, şaşırıyoruz, kâh siyasetçilere kâh en yakınlarımıza kâh tuttuğumuz takıma kızıyoruz.
Bazen içiniz tıkanır ya, nefes alamaz gibi olursunuz. Uyumak istersiniz ama uyuyamazsınız. İçiniz isyanlardadır, konuşacak kimseniz yoktur. Bütün bunları yaşarken bir de kapana kısılmış fare gibi trafikte kalmışsınızdır mesela!
Hayatı terör yüzünden kararmış aileler için acaba 12 Mayıs 2025 itibarıyla acılar son bulacak mı, yoksa bu tarih iç ve dış siyasetimizi daha da büyük kargaşaya taşıyacak kritik bir eşik mi olacak?
Sokaktaki kediden lidere kadar her yer şiddet!
Dünyanın sahte demokrasi parodileri (Trump ve ötesi)
Subianto-Nutuk-Abdullah amcamız!
Erdoğan’ın, yenilmez bir İmamoğlu’na katkıları