Deniz Yıldırım

Harun ve Karadeniz

26 Ağustos 2020 Çarşamba

Yoksul doğdu Harun Karadeniz; sene 1942, yer Giresun’un Alucra ilçesi. Doğduğu köyde okul yoktu; Bulancak’a taşındılar sonunda. Geçim derdi bırakmadı ailenin peşini; Samsun’a göç ettiler. Liseyi orada okudu. Sonra ver elini İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi...

1975’te yayımlanan Olaylı Yıllar ve Gençlik adlı kitabında, “Babam çok dindar bir adamdı. İslam dininin birçok özelliklerini ve İslam felsefesiyle İslam mitolojisini kırık dökük de olsa ondan öğrendim... Sonradan tasavvufi düşüncenin bütün aşamalarını öğrendim... Bu nedenle benim için ilk düşünceler mutasavvıfların sorularıyla başladı” satırlarını yazar.

Ancak aldığı yanıtlar yetmez. 1960’lı yıllarda işçi, köylü, gençlik uyanış evresindedir. Harun Karadeniz de bu ortamın içine girer üniversitede. Her yurtsever öğrenci gibi Türkiye’nin niye geri kaldığı sorusuna yanıt arar. Kendi dönüşümünü, “sömürüye karşı aldığımız tavır bizi önce antiemperyalist, sonra antikapitalist ve daha sonra sosyalist bir çizgiye doğal olarak getirdi” sözleriyle açıklar.

Özel yüksekokulların açılmasının yarattığı adaletsizliği görür; kamu kaynaklarının halk için kullanılması talebini yükseltir. Kamucudur. Ardından tüm dünyada olduğu gibi 68’in rüzgârını hisseder; eğitim sisteminin dönüştürülmesini talep eder. Demokratik üniversite mücadelesinin en önündedir.

İTÜ Öğrenci Birliği Başkanı Harun Karadeniz, Türkiye’nin geri kalmışlığını emperyalist bağımlılığın NATO üyeliğiyle tekrar etmesinde de görür. 6. Filo’ya karşı protestoların öncülerindendir. Bağımsız Türkiye’dir arzusu.

Boğaz’a köprü yapılmakta, ama Hakkâri’de insanlar birkaç yüzyıl öncesinin koşullarını yaşamaktadır. Zap suyuna köprü yapılmasında da öncülerdendir, yüksek inşaat mühendisi Harun. Sinop Gerze’de sömürülen tütün üreticilerinin yanında da o vardır, Derby fabrikasındaki işçilerin yanında da.

1969’dan sonra gençlik hareketinden uzaklaşır. Bunu, “Benim gençlik olaylarından çekilmem biraz da olayların gençliği aşmasından ve gençliğin iktidara yönelen eylem biçimini benimsemememle olmuştu” sözüyle açıklar. Darbe arayışındaki yapıların gençliği şiddete, çatışmaya çekme planına karşı uyarıcıdır.

1969’dan sonra işçi sınıfı içinde çalışmalara hız verir. Kartal İşçi Birliği’ni örgütler, işçilerin hakları için mücadele eder. 15-16 Haziran 1970’teki büyük işçi eylemlerini hissedercesine.

Halkçı damarın ezilişi

Okuyup gördüğüm şudur: Harun Karadeniz, teorisiyle ve pratiğiyle bu toprakların sesidir, Halkçıdır. Bağımsız bir Türkiye, sömürüsüz bir ekonomik düzen, demokratik bir eğitim sistemi özlemi içindedir. Mücadelecidir; ancak kitle çizgisinden sapmaz, maceracı değildir; şiddetin, silahın kimlere, hangi baskıcı yapılara hizmet edeceğinin farkındadır. Ve elbette hedefe konulur; 12 Mart’ta tutuklanır; kolundaki kanser yüklü tümörle. 6 ay sonra bırakılır, Mart 1972’de yeniden tutuklanır. Eziyetle yavaş yavaş öldürülmektedir; zira kanser yayılmakta ve tahliye talepleri özellikle geciktirilmektedir. Aralık 1973’te tedavi için yurtdışına gönderilir; sağ kolu kesilir; ama ülkesiyle bağı kesilmez. Geri döner; ancak çok geçtir. 68’in öncülerinden Harun Karadeniz 15 Ağustos 1975’te, henüz 33 yaşındayken can verir.

Niye anlattım bunları?

Giresun’da sel oldu; görevi başındaki jandarma personelimiz ve yurttaşlarımız hayatını kaybetti. Nedeni sadece doğal afet mi? Karadeniz’de yağış yeni bir olgu mu? Niyesi belli: Dere yatağında ilçeler; seçim ve rant için göz yumulan kaçak yapılaşma, imar afları, derelerin özgürlüğünü engelleyen HES boruları; yatağı hiçe sayan incecik duvarlar; kısacası, betonlaşma yüzünden.

Giresunlu halk çocuğu, yüksek inşaat mühendisi Harun gibi gençler yaşasa, Giresun’un kırsalında o yapılara, derelerle inatlaşmaya, para için canın hiçe sayılmasına izin verir miydi? “Önce rant” der miydi, suları borulara hapsettirir miydi?

O dönem Amerikancılık yapan her siyaset neredeyse Harun gibi konuşuyor şimdi. Haksız mıymış? Harun’lar yaşasaydı, TEKEL özelleştirilir tütün üreticisi, yabancı tekellere ezdirilir miydi? Üniversiteler bu halde olur muydu?

Elbette hayır.

İşte 12 Mart’lar, 12 Eylül’ler Harun’ları bu yüzden ezdi; meydan her alanda karunlara kalsın diye. Sonuç ortada. Bir günde gelmedik buralara.


Yazarın Son Yazıları

‘Adalet Hareketi’ 26 Eylül 2020
Kültür veya turizm 16 Eylül 2020
40 yıl sonra 12 Eylül 12 Eylül 2020
Ayaktakiler ve oturanlar 9 Eylül 2020
Harun ve Karadeniz 26 Ağustos 2020