Baştan söyleyeyim, ben delilerin iddiasız olanlarını çok severim. Kendini kedi ya da Mercedes sananları, ağaçlarla konuşanları, sadece kendileri için hiç utanmadan cadde ortasında oynayanları…
Yukarıdaki tekerleme de hoşuma gider, Ankara havası eşliğinde insanın kanını kaynatır. Şimdi gelelim işin püf noktasına. Bir rüya gördüm; çok gencim, gazetem beni kimselerin bilmediği, gitmediği bir yere yolluyor. Çocukluğumda izcilik yapmışım ya, görev bilincim aşırı sağlam, sevinçle görevi kabul ediyorum. Bir süre sonra tüm pencereleri demirli bomboş bir salona giriyorum. 15-16 kişi var yok. Bir köşeye çekilip ne olacak diye izlemeye başlıyorum. Bir ara salonun kapısı açılıyor, takım elbise giymiş, uzun boylu bir adam elinde asa niyetine kullandığı bir sopa, salonun ortasına ilerliyor. Tam o sırada bir başkası adamın durduğu yeri tebeşirle yuvarlak içine alıyor. Ve adam konuşmaya başlıyor:
“Dünyanın tüm nimetlerini bize bağışlayan, yüce Allah dün gece gene rüyama girdi ve cennete gidecek olanların, en az bir yıl süreyle kötülük etmiş olmaları gerektiğini söyledi. Bir kere değil 365 gün boyunca kötülük üstüne kötülük eden birini istiyor!”
Adamı sessizce izleyenlerden biri nutku tutulmuş gibi usul usul ilerledi ve haykırdı:
“Bu benim! Ey yüce Tanrım ömrüm boyunca hırsızlık yaptım! Elime geçen her şeyden çaldım. Toptancılık yapıyordum, zeytinyağına makine yağı karıştırdım, ev yapıyordum, çimentoyu gıdım gıdım kullandım, peynircilik yaptım, peynire bol bol patates püresi karıştırdım. Cenneti benim kadar hak eden yoktur!”
Bu sözler üstüne, odadakilerden biri can havliyle öne fırladı: “Çekil lan, sen kötülük mü yaptın? Bir de benden dinleyin. Ben sürekli şeytanı yanıma çağırdım. Ona yalvardım, beni baştan çıkarsın diye! Böylece içimde Allah korkusu olmadan küçük kızlarla münasebet kurdum, küçücük oğlanları badeledim. Onların eline üç beş kuruş tutuşturarak çevremdeki herkesi aldattım. Beni her zaman mazbut bir aile erkeği olarak bildiler. Yaşasın şeytan!”
Adam sözlerini bitirdikten sonra ansızın bir karışıklık oldu. Birden adamlardan biri, eline geçirdiği bir tırnak makasıyla etinden et koparmaya başladı. Bir yandan da bağırıyordu: “Susun lan! Ben kötülüklerin şahıyım, susun! Ben var ya ben, işkenceci başıydım. Kusura bakma Tanrım ama senin giremediğin bir yerde görevliydim. Dur durak bilmeden önüme kim gelirse işkence yapıyordum. Yaptıkça şahlanıyordum, daha fazla daha fazla yapmak istiyordum. Bazıları çok inatçı çıkardı, sus pus bütün acılara katlanırlardı, işte o zaman kendimce icatlar yapardım. Kadınlar var ya kadınlar, canlı fare irisini yüzlerine doğru tuttuğumda çığlık atıp dökülürlerdi. Hey gidi günler hey, özledim. Ve cennetin en iyi yerinin benim olması gerektiğini düşünüyorum. Kimse bu kadar çok kötülük yapamaz!”
Adam bu sözlerden sonra tırnak makasıyla bu kez tırnaklarını sökmeye başlayınca, birkaç kişi adamın ellerini arkadan bağlayıp bu işi yapmasını engellediler.
Ben hâlâ neden buradayım, ne yapıyorum anlamaya çalışıyorum. Takım elbiseli uzun adamın cenneti satmaya çalıştığını az çok anlıyorum ama bundan çıkarı ne, bir türlü kavrayamıyorum. Neyse, az sonra durum anlaşılıyor, meğer cennete gitmek için öyle kötülük filan yapmak yetmiyormuş, birden salonun kapısı açıldı ve iriyarı bir adam, elinde kocaman bir sepet içeri girdi. Evet, şimdi rüşvet zamanı, parayı veren düdüğü çalacak ve yaptığı her bir kötülük yanına kâr kalacak!
Birden uyanıyorum. Ne oluyor yahu, ben neden böyle bir rüya gördüm ki. Tam da referandum günü, ansızın anımsadım, o gün arkadaşlarım hakkında yazılan iddianameyi okumuştum. Bu “deli deli tepeli, kulakları küpeli” rüyasını görmemden daha doğal ne var? Ayrıca Cumhurbaşkanımız buyurdular: “Ahretinizi tehlikeye atmayın!”
Deli deli tepeli kulakları küpeli
Yazarın Son Yazıları
Sevgili okurlarım izin verirseniz, bugün öncelikle fakir emeklilere günde sadece üç simit parası eden yeni zammı nasıl kullanabileceklerini söylemekle başlamak istiyorum.
Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.
Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.
Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.
Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.
Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.
Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.
Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?
Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.
Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”
Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.
Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.
Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.
Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.
Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.
Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.
Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.
Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.
Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.
Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.
Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.
Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.
Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.
Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.
Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.
Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.
Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.
Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.
Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.
Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.
Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.
Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.
Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.
Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.
Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.
Yurdumuz yeniden bizim olmalı!
24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festival
Unutma deprem geliyorum der ve gelir!
Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!
Bak şu işe ben şu küçücük Yunanistan’ı kıskanıyorum!