2023 seçimleri ve sonrası üzerine - Nuri ALAN
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

2023 seçimleri ve sonrası üzerine - Nuri ALAN

29.11.2021 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Demokrasi ittifakında yer alan altı siyasi parti güçlendirilmiş parlamenter sistemin kurulması için gerekli anayasa değişikliğinin ana ilkelerini saptamak amacıyla zaman zaman toplanıyorlar; aldıkları kararlar kamuya açıklanıyor. Açıklamalardan bugüne kadar alınan kararlarda oybirliği sağlandığı ve bu çalışma bittikten sonra ekonomi ile ilgili temel sorunların ve çözümlerinin belirleneceği anlaşılıyor.

Şimdiden başlayan bu çalışmalar demokrasi ittifakının seçimleri kazanacağı inancında olduğunu ve ciddi anlamda iktidara hazırlandığını gösteriyor; kamuoyu araştırmaları da bunu doğruluyor.

Seçimler ister öne alınsın ister zamanında yapılsın seçmen aynı gün sandık başına gidecek. Ancak bu uygulama cumhurbaşkanı seçimi ile milletvekili seçim sonuçlarının aynı yönde oluşacağı anlamına gelmiyor. Örneğin Cumhurbaşkanlığı seçimini A ittifakına mensup aday kazanırken, bu ittifak TBMM’de azınlıkta kalabilir veya çoğunluğu sağlamasına karşın anayasayı değiştirecek sayıya ulaşamaz. 

Bu incelemede demokrasi ittifakı adayının cumhurbaşkanlığı seçimini kazandığı var sayılarak Milletvekili seçiminde elde edebileceği değişik seviyedeki milletvekili sayısına göre oluşabilecek durumlar, özellikle yürürlükteki Anayasa hükümleri karşısında yasama ve yürütme organları arasında yetki paylaşımı ve bunun sonuçları tartışılacaktır. 

BİRİNCİ VARSAYIM

Demokrasi ittifakı Meclis’te çoğunluğu sağlamış ancak anayasayı değiştirmek için gerekli 360 milletvekili sayısına ulaşamamıştır. Anayasa değişikliği sağlanamayacağı için mevcut anayasa yürürlükte kalacak ve iktidar tarafından “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”, muhalefet tarafından “şahsım devleti”, “ucube sistem” olarak nitelendirilen devlet yönetim biçimi anayasa değişikliği sağlanıncaya kadar muhtemelen uzunca bir süre varlığını sürdürecektir. 

Meclis’in bu oluşumunda anayasanın değiştirilmesi muhalefet partileri ile uzlaşmayı zorunlu kılacaktır. Ancak bu uzlaşmanın seçimi kazanan ittifakın öngördüğü anayasa değişikliklerine ne dereceye kadar cevap vereceğini, ittifakın hangi konularda ödün vermek zorunda kalacağını şimdiden kestirmek mümkün değildir. 

Mevcut anayasa yürürlükte kaldığı sürece görev yapacak cumhurbaşkanının kişiliği çok önemlidir. Yeni cumhurbaşkanı tutanağını aldıktan sonra anayasanın verdiği tüm yetkilere sahip olacak ve yürütme görevini bu yetkiler temelinde tek adam olarak yürütecektir. Anayasa, cumhurbaşkanına tanıdığı güçlü yetkilerin dengelenmesini ve denetlenmesini sağlayacak bir yapıya sahip değildir. Dengeli ve sınırlı bir yetki kamu yararı gözetilerek kullanılırsa ülkeye hizmet imkânı verir. Denetimsiz, dengelenmemiş ve tek kişiye özgü bir yetki tehlikelidir, çekicidir, yapışkandır, şımartır, uyuşturur, gözünü karartır, benmerkezci yapar. Tarih, sınırsız devlet yetkisi kullananların yetkinin bu olumsuz etkilerinin güdümünde kendi ülkelerinde ve dünyada yarattıkları felaket ve yıkımlarla doludur. Bu bakımdan mevcut anayasa hükümleri içinde görev yapacak yeni Cumhurbaşkanının kendisine tanınmış olan yetkinin bu olumsuz etkilerine zaman içinde direnebilecek bir kişilik yapısına sahip olması gereklidir. 

Gerçekleşme ihtimali yüksek olan bu varsayımda devlet yönetiminde ve siyasette yeterli tecrübeye sahip, laik ve demokrat, adil, ayrımcılığı ve kayırmacılığı reddeden, farklı görüşleri dinleyip değerlendirebilen, uzlaşmacı, yanıldığında doğruyu bulabilen, benmerkezci ve kindar olmayan, olgun ve doygun bir cumhurbaşkanının yetkilerini “kamu yararını” gözeterek kullanacağı tabiidir. Bu halde rejimin sakıncalı yönlerinin büyük ölçüde törpülenmesi, toplumda oluşan ayrışmanın ve ekonomide yaşanan büyük tahribatın zamanla giderilmesi mümkün olabilecektir. 

İKİNCİ VARSAYIM

Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan ittifak TBMM’de çoğunluğu sağlayamamıştır. Çok sayıda siyasi partinin ve bağımsız adayın katılacağı Cumhurbaşkanlığı seçiminden farklı özgün kurallarla yürütülen, özellikle sandık sonuç tutanaklarının düzenlenmesinde ve birleştirilmesinde çeşitli riskleri bünyesinde taşıyan milletvekili seçimlerinde böyle bir sonucun oluşması mümkündür; ancak önümüzdeki seçimde gerçekleşme ihtimali zayıftır. Bununla birlikte, seçimlerle ilgili yasalarda yapılması beklenen değişiklikler ve ülkemizde seçim sonuçlarını tersine çevirebilecek beceriye sahip kurum ve kuruluşların varlığı da unutulmamalıdır. 

Bu varsayımda devlet yönetiminde ortaya çıkabilecek kargaşanın boyutlarını anlayabilmek için 2017 senesinde 6771 sayılı yasa ile yapılan anayasa değişikliğinde cumhurbaşkanına verilen ve yasama yetkisi içinde olan düzenleme yetkilerinin ve bunun sınırlarının saptanması gerekir. 

Cumhurbaşkanına Anayasa ile tanınan düzenleme (norm, kural koyma) yetkisi şunlardır: 

- Üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esaslar (m. 104/9);

- Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının (doğrusu teşkilatının) kurulması (m. 106/son) Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenir. 

- Anayasanın 123. maddesinde, kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı hükme bağlanmış iken 6771 sayılı kanunun 16/B maddesi ile kural değiştirilmiş, kamu tüzel kişiliğinin kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulması mümkün hale getirilmiştir.

Cumhurbaşkanına tanınan kural koyma yetkisine getirilen sınırlamalar Anayasanın 104/17 sayılı maddesinde gösterilmiştir. Aynen alıyorum: 

1- Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler;

2- Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular;

3- Kanunda açıkça düzenlenen konular Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemez.

4- Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. 

5- TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.

Cumhurbaşkanına tanınan kural koyma yetkilerinin ve getirilen sınırlamaların her biri bağımsız olarak değerlendirildiğinde içinde tereddüt yaratan, birbiri ile çelişkili görünen kurallar mevcuttur. Örneğin: Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular dışındaki alanlarda cumhurbaşkanı düzenleme yapabilir mi?1 işaretli sınırlamadaki kuralın karşıt anlamından hareketle cumhurbaşkanının, Anayasanın ikinci kısım üçüncü bölümünde yer alan “sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler” konusunda kararname düzenleme yetkisi var mıdır?

Daha titiz bir inceleme ile çelişen ve çatışan, uygulamada tereddütlere neden olacak başka kurallar da bulunabilir. Bu konuda doğru bir sonuca ulaşmak için cumhurbaşkanına tanınan düzenleme yetkisinin ve sınırlamalarının bir bütün olarak ele alınması ve değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir incelemede varılacak sonuç şudur: 

- Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenebilecek alanlar anayasada açıkça belirtilmiştir. Bu alanların dışında kararname ile düzenleme yapılamaz.

- Cumhurbaşkanına tanınan düzenleme yetkisi münhasır (Cumhurbaşkanlığına özgü) bir yetki değildir.

- Düzenleme konusunda son söz yasama organındadır: Anayasanın yedinci maddesi yasama yetkisinin asli sahibinin Türk Milleti adına TBMM’ye ait olduğunu söylüyor. Yukarıda4 özellikle5 işaretli sınırlamalardan açıkça anlaşılacağı üzere, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmiş olan bir konuda daha sonra TBMM tarafından kanunla bir düzenleme yapılabilir ve bu durumda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz kalır. Böyle bir durumda cumhurbaşkanı kuşkusuz kanunu bir daha görüşülmek üzere Meclis’e iade edecektir. Meclis geri gönderilen kanunu üye tam sayısının salt çoğunluğu ile aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı kanunu yayımlamak zorundadır (anayasa m. 89). Görüldüğü üzere kanunun kabulü salt çoğunluğu gerektirse de düzenleme konusunda son merci TBMM’dir.

Yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı ile Meclis’teki çoğunluğun farklı siyasi partilerden oluşması halinde ortaya çıkabilecek çatışmanın nedeni Anayasada Cumhurbaşkanına verilen yetkiler konusunda, özde ve sözde yapılan yetersiz ve özensiz düzenlemedir. Bugüne kadar yürütme ile yasama organı arasında herhangi bir çatışmanın yaşanmamış olması, yürütme yetkisini kullanan cumhurbaşkanının aynı zamanda Meclis’te çoğunlukta olan siyasi partinin genel başkanı olmasından ve partisinin de genel başkanı ile tam uyum içinde hareket etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu iki organ arasındaki kesintisiz ve kusursuz uyum, konuya çözüm getirebilecek yargısal ve bilimsel içtihatların da önünü tıkamıştır. 

Bu varsayımın gerçekleşmesi ve farklı görüş ve ilkeleri benimseyen organlar arasında uzlaşma sağlanamaması halinde, bugün büyükşehir belediye başkanı ile belediye meclisi çatışmasının çok ötesinde, ondan çok daha ağır bir durum ortaya çıkabilir. Bu çatışma bazı alanlarda kamu hizmetinin aksamasına, giderek yerine getirilememesine neden olabilir.

Yazıyı başlığının kapsamına uygun biçimde tamamlayabilmek başka konuların da incelenmesini gerektiriyor. Örneğin olağanüstü hali düzenleyen maddede (m.119) cumhurbaşkanına tanınan yetkilerin maksadı dışında, özellikle siyasi amaçlarla kullanılması mümkündür. Meclis’teki çoğunluğun cumhurbaşkanı ile aynı partiye mensup olması halinde Meclis’e verilen görev ve yetkilerin hangi yönde kullanılacağı, olağanüstü hal ilanı kararının anayasaya uygunluğu yönünden Meclis’in etkili bir denetim yapıp yapamayacağı soru işaretlidir. Üstelik olağanüstü hallerde çıkarılan kararnameler Anayasa Mahkemesi’nin yargısal denetimi dışında bırakılmıştır. Mutlaka ayrıntılı olarak incelenmelidir.

Keza cumhurbaşkanının mensup olduğu siyasi parti ile ilişiğini sürdürmesi yürürlükteki anayasa hükümleri ışığında değerlendirilmelidir. 

SONUÇ

Seçim sonrasında varsayım gerçekleşirse demokrasi ittifakını değişik konularda farklı ağırlıkta sorunlar bekliyor. Bir kısmının Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve kararları ile düzeltilmesi mümkün. Ancak ekonomideki ağır tahribatın kısa sürede giderilmesi, düzeltmenin olumlu somut sonuçlarının ezilen sınıflara yansıtılması belli bir zamanı gerektirir. Bu bakımdan seçmenleri kısa süreli beklentilerin içine sokmamak, gerekirse onlara kendilerinin de desteğine ve katkısına ihtiyaç olabileceği anlatılmalıdır. Seçmen kısa vadeli çözümlere şartlandırılır ve sonuç alınamaz ise geleceğine sakladığı umudu söner; siyasete olan güvenini kaybeder.

10 Mayıs 1940 tarihinde Chamberlain yerine başbakan olan Churchill üç gün sonra avam kamarasında yaptığı ilk konuşmada milletine “kan, mücadele, gözyaşı ve terden başka vaat edecek hiçbir şeyi olmadığını” söylemişti. Kuşkusuz bugün yaşadığımız sorunları, İkinci Dünya Savaşı’nın içinde olan İngiltere’nin sorunları ile kıyaslamak ülkemize büyük haksızlık olur. Amacım, çözüm üretirken daha gerçekçi ve temkinli olmanın yararlı olacağını anımsatmak.

NURİ ALAN

E. DANIŞTAY BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025
Devlet ve kalkınma - Prof. Dr. Bilin Neyaptı

Bir ülkede ekonomi yönetiminin temel hedefleri verimlilik ve adil bölüşümdür.

Devamını Oku
18.12.2025
Devletçiliğe dönebilmek... - Kemal Onur

Demokratik ve laik sosyal hukuk devletimizin kurucu lideri Atatürk’ün yönetimi döneminde; ülkemizin ulusal çıkarı açısından bilimsel anlayış ve duyarlı bir bilinçle, iç ve dış sermaye şirketlerinin çıkarları için vahşi madenciliğe kesinlikle fırsat verilmemiştir!

Devamını Oku
17.12.2025