2023 seçimleri ve sonrası üzerine - Nuri ALAN
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

2023 seçimleri ve sonrası üzerine - Nuri ALAN

29.11.2021 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Demokrasi ittifakında yer alan altı siyasi parti güçlendirilmiş parlamenter sistemin kurulması için gerekli anayasa değişikliğinin ana ilkelerini saptamak amacıyla zaman zaman toplanıyorlar; aldıkları kararlar kamuya açıklanıyor. Açıklamalardan bugüne kadar alınan kararlarda oybirliği sağlandığı ve bu çalışma bittikten sonra ekonomi ile ilgili temel sorunların ve çözümlerinin belirleneceği anlaşılıyor.

Şimdiden başlayan bu çalışmalar demokrasi ittifakının seçimleri kazanacağı inancında olduğunu ve ciddi anlamda iktidara hazırlandığını gösteriyor; kamuoyu araştırmaları da bunu doğruluyor.

Seçimler ister öne alınsın ister zamanında yapılsın seçmen aynı gün sandık başına gidecek. Ancak bu uygulama cumhurbaşkanı seçimi ile milletvekili seçim sonuçlarının aynı yönde oluşacağı anlamına gelmiyor. Örneğin Cumhurbaşkanlığı seçimini A ittifakına mensup aday kazanırken, bu ittifak TBMM’de azınlıkta kalabilir veya çoğunluğu sağlamasına karşın anayasayı değiştirecek sayıya ulaşamaz. 

Bu incelemede demokrasi ittifakı adayının cumhurbaşkanlığı seçimini kazandığı var sayılarak Milletvekili seçiminde elde edebileceği değişik seviyedeki milletvekili sayısına göre oluşabilecek durumlar, özellikle yürürlükteki Anayasa hükümleri karşısında yasama ve yürütme organları arasında yetki paylaşımı ve bunun sonuçları tartışılacaktır. 

BİRİNCİ VARSAYIM

Demokrasi ittifakı Meclis’te çoğunluğu sağlamış ancak anayasayı değiştirmek için gerekli 360 milletvekili sayısına ulaşamamıştır. Anayasa değişikliği sağlanamayacağı için mevcut anayasa yürürlükte kalacak ve iktidar tarafından “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”, muhalefet tarafından “şahsım devleti”, “ucube sistem” olarak nitelendirilen devlet yönetim biçimi anayasa değişikliği sağlanıncaya kadar muhtemelen uzunca bir süre varlığını sürdürecektir. 

Meclis’in bu oluşumunda anayasanın değiştirilmesi muhalefet partileri ile uzlaşmayı zorunlu kılacaktır. Ancak bu uzlaşmanın seçimi kazanan ittifakın öngördüğü anayasa değişikliklerine ne dereceye kadar cevap vereceğini, ittifakın hangi konularda ödün vermek zorunda kalacağını şimdiden kestirmek mümkün değildir. 

Mevcut anayasa yürürlükte kaldığı sürece görev yapacak cumhurbaşkanının kişiliği çok önemlidir. Yeni cumhurbaşkanı tutanağını aldıktan sonra anayasanın verdiği tüm yetkilere sahip olacak ve yürütme görevini bu yetkiler temelinde tek adam olarak yürütecektir. Anayasa, cumhurbaşkanına tanıdığı güçlü yetkilerin dengelenmesini ve denetlenmesini sağlayacak bir yapıya sahip değildir. Dengeli ve sınırlı bir yetki kamu yararı gözetilerek kullanılırsa ülkeye hizmet imkânı verir. Denetimsiz, dengelenmemiş ve tek kişiye özgü bir yetki tehlikelidir, çekicidir, yapışkandır, şımartır, uyuşturur, gözünü karartır, benmerkezci yapar. Tarih, sınırsız devlet yetkisi kullananların yetkinin bu olumsuz etkilerinin güdümünde kendi ülkelerinde ve dünyada yarattıkları felaket ve yıkımlarla doludur. Bu bakımdan mevcut anayasa hükümleri içinde görev yapacak yeni Cumhurbaşkanının kendisine tanınmış olan yetkinin bu olumsuz etkilerine zaman içinde direnebilecek bir kişilik yapısına sahip olması gereklidir. 

Gerçekleşme ihtimali yüksek olan bu varsayımda devlet yönetiminde ve siyasette yeterli tecrübeye sahip, laik ve demokrat, adil, ayrımcılığı ve kayırmacılığı reddeden, farklı görüşleri dinleyip değerlendirebilen, uzlaşmacı, yanıldığında doğruyu bulabilen, benmerkezci ve kindar olmayan, olgun ve doygun bir cumhurbaşkanının yetkilerini “kamu yararını” gözeterek kullanacağı tabiidir. Bu halde rejimin sakıncalı yönlerinin büyük ölçüde törpülenmesi, toplumda oluşan ayrışmanın ve ekonomide yaşanan büyük tahribatın zamanla giderilmesi mümkün olabilecektir. 

İKİNCİ VARSAYIM

Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan ittifak TBMM’de çoğunluğu sağlayamamıştır. Çok sayıda siyasi partinin ve bağımsız adayın katılacağı Cumhurbaşkanlığı seçiminden farklı özgün kurallarla yürütülen, özellikle sandık sonuç tutanaklarının düzenlenmesinde ve birleştirilmesinde çeşitli riskleri bünyesinde taşıyan milletvekili seçimlerinde böyle bir sonucun oluşması mümkündür; ancak önümüzdeki seçimde gerçekleşme ihtimali zayıftır. Bununla birlikte, seçimlerle ilgili yasalarda yapılması beklenen değişiklikler ve ülkemizde seçim sonuçlarını tersine çevirebilecek beceriye sahip kurum ve kuruluşların varlığı da unutulmamalıdır. 

Bu varsayımda devlet yönetiminde ortaya çıkabilecek kargaşanın boyutlarını anlayabilmek için 2017 senesinde 6771 sayılı yasa ile yapılan anayasa değişikliğinde cumhurbaşkanına verilen ve yasama yetkisi içinde olan düzenleme yetkilerinin ve bunun sınırlarının saptanması gerekir. 

Cumhurbaşkanına Anayasa ile tanınan düzenleme (norm, kural koyma) yetkisi şunlardır: 

- Üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esaslar (m. 104/9);

- Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının (doğrusu teşkilatının) kurulması (m. 106/son) Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenir. 

- Anayasanın 123. maddesinde, kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı hükme bağlanmış iken 6771 sayılı kanunun 16/B maddesi ile kural değiştirilmiş, kamu tüzel kişiliğinin kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulması mümkün hale getirilmiştir.

Cumhurbaşkanına tanınan kural koyma yetkisine getirilen sınırlamalar Anayasanın 104/17 sayılı maddesinde gösterilmiştir. Aynen alıyorum: 

1- Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler;

2- Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular;

3- Kanunda açıkça düzenlenen konular Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemez.

4- Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. 

5- TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.

Cumhurbaşkanına tanınan kural koyma yetkilerinin ve getirilen sınırlamaların her biri bağımsız olarak değerlendirildiğinde içinde tereddüt yaratan, birbiri ile çelişkili görünen kurallar mevcuttur. Örneğin: Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular dışındaki alanlarda cumhurbaşkanı düzenleme yapabilir mi?1 işaretli sınırlamadaki kuralın karşıt anlamından hareketle cumhurbaşkanının, Anayasanın ikinci kısım üçüncü bölümünde yer alan “sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler” konusunda kararname düzenleme yetkisi var mıdır?

Daha titiz bir inceleme ile çelişen ve çatışan, uygulamada tereddütlere neden olacak başka kurallar da bulunabilir. Bu konuda doğru bir sonuca ulaşmak için cumhurbaşkanına tanınan düzenleme yetkisinin ve sınırlamalarının bir bütün olarak ele alınması ve değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir incelemede varılacak sonuç şudur: 

- Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenebilecek alanlar anayasada açıkça belirtilmiştir. Bu alanların dışında kararname ile düzenleme yapılamaz.

- Cumhurbaşkanına tanınan düzenleme yetkisi münhasır (Cumhurbaşkanlığına özgü) bir yetki değildir.

- Düzenleme konusunda son söz yasama organındadır: Anayasanın yedinci maddesi yasama yetkisinin asli sahibinin Türk Milleti adına TBMM’ye ait olduğunu söylüyor. Yukarıda4 özellikle5 işaretli sınırlamalardan açıkça anlaşılacağı üzere, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmiş olan bir konuda daha sonra TBMM tarafından kanunla bir düzenleme yapılabilir ve bu durumda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz kalır. Böyle bir durumda cumhurbaşkanı kuşkusuz kanunu bir daha görüşülmek üzere Meclis’e iade edecektir. Meclis geri gönderilen kanunu üye tam sayısının salt çoğunluğu ile aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı kanunu yayımlamak zorundadır (anayasa m. 89). Görüldüğü üzere kanunun kabulü salt çoğunluğu gerektirse de düzenleme konusunda son merci TBMM’dir.

Yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı ile Meclis’teki çoğunluğun farklı siyasi partilerden oluşması halinde ortaya çıkabilecek çatışmanın nedeni Anayasada Cumhurbaşkanına verilen yetkiler konusunda, özde ve sözde yapılan yetersiz ve özensiz düzenlemedir. Bugüne kadar yürütme ile yasama organı arasında herhangi bir çatışmanın yaşanmamış olması, yürütme yetkisini kullanan cumhurbaşkanının aynı zamanda Meclis’te çoğunlukta olan siyasi partinin genel başkanı olmasından ve partisinin de genel başkanı ile tam uyum içinde hareket etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu iki organ arasındaki kesintisiz ve kusursuz uyum, konuya çözüm getirebilecek yargısal ve bilimsel içtihatların da önünü tıkamıştır. 

Bu varsayımın gerçekleşmesi ve farklı görüş ve ilkeleri benimseyen organlar arasında uzlaşma sağlanamaması halinde, bugün büyükşehir belediye başkanı ile belediye meclisi çatışmasının çok ötesinde, ondan çok daha ağır bir durum ortaya çıkabilir. Bu çatışma bazı alanlarda kamu hizmetinin aksamasına, giderek yerine getirilememesine neden olabilir.

Yazıyı başlığının kapsamına uygun biçimde tamamlayabilmek başka konuların da incelenmesini gerektiriyor. Örneğin olağanüstü hali düzenleyen maddede (m.119) cumhurbaşkanına tanınan yetkilerin maksadı dışında, özellikle siyasi amaçlarla kullanılması mümkündür. Meclis’teki çoğunluğun cumhurbaşkanı ile aynı partiye mensup olması halinde Meclis’e verilen görev ve yetkilerin hangi yönde kullanılacağı, olağanüstü hal ilanı kararının anayasaya uygunluğu yönünden Meclis’in etkili bir denetim yapıp yapamayacağı soru işaretlidir. Üstelik olağanüstü hallerde çıkarılan kararnameler Anayasa Mahkemesi’nin yargısal denetimi dışında bırakılmıştır. Mutlaka ayrıntılı olarak incelenmelidir.

Keza cumhurbaşkanının mensup olduğu siyasi parti ile ilişiğini sürdürmesi yürürlükteki anayasa hükümleri ışığında değerlendirilmelidir. 

SONUÇ

Seçim sonrasında varsayım gerçekleşirse demokrasi ittifakını değişik konularda farklı ağırlıkta sorunlar bekliyor. Bir kısmının Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve kararları ile düzeltilmesi mümkün. Ancak ekonomideki ağır tahribatın kısa sürede giderilmesi, düzeltmenin olumlu somut sonuçlarının ezilen sınıflara yansıtılması belli bir zamanı gerektirir. Bu bakımdan seçmenleri kısa süreli beklentilerin içine sokmamak, gerekirse onlara kendilerinin de desteğine ve katkısına ihtiyaç olabileceği anlatılmalıdır. Seçmen kısa vadeli çözümlere şartlandırılır ve sonuç alınamaz ise geleceğine sakladığı umudu söner; siyasete olan güvenini kaybeder.

10 Mayıs 1940 tarihinde Chamberlain yerine başbakan olan Churchill üç gün sonra avam kamarasında yaptığı ilk konuşmada milletine “kan, mücadele, gözyaşı ve terden başka vaat edecek hiçbir şeyi olmadığını” söylemişti. Kuşkusuz bugün yaşadığımız sorunları, İkinci Dünya Savaşı’nın içinde olan İngiltere’nin sorunları ile kıyaslamak ülkemize büyük haksızlık olur. Amacım, çözüm üretirken daha gerçekçi ve temkinli olmanın yararlı olacağını anımsatmak.

NURİ ALAN

E. DANIŞTAY BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Bir savcının portresi: Doğan Öz - Mahmut Aslan

Doğan Öz, 1934’te Afyon’da doğdu.

Devamını Oku
24.03.2026
19 Mart'tan sonra Türkiye - Av. Mustafa Köroğlu

19 Mart'tan sonra Türkiye

Devamını Oku
23.03.2026
Çocuk emeği tesadüf değildir - Özgür Hüseyin Akış

Çocuk emeği tesadüf değildir - Özgür Hüseyin Akış

Devamını Oku
23.03.2026
Emperyalist kuşatma - Av. Arif Anıl Öztürk

Emperyalist kuşatma - Av. Arif Anıl Öztürk

Devamını Oku
21.03.2026
İran savaşının jeopolitik etkileri - Nejat Eslen

İran savaşının jeopolitik etkileri - Nejat Eslen

Devamını Oku
20.03.2026
‘Avıcenna’dan, Tıbbıyelı Hıkmet’e… - Prof. Dr. Coşkun Özdemir

‘Avıcenna’dan, Tıbbıyelı Hıkmet’e… - Prof. Dr. Coşkun Özdemir

Devamını Oku
20.03.2026
Aklın sınırları ve dünyanın kaderi - Cengiz Kuday

Aklın sınırları ve dünyanın kaderi - Cengiz Kuday

Devamını Oku
19.03.2026
Hukuka yeni şablon! - Başar Yaltı

Hukuka yeni şablon! - Başar Yaltı

Devamını Oku
19.03.2026
Kurtuluş Savaşı’mızın önsözü... - Erol Ertuğrul

Ünlü sözdür, “Cumhuriyeti sokakta bulmadık”.

Devamını Oku
18.03.2026
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi - Hüner Tuncer

Çanakkale Boğazı’nda 19 Şubat-18 Mart 1915 tarihlerinde yaşanan Deniz Savaşları, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin kazandığı muharebelerin başında gelir hiç kuşkusuz!

Devamını Oku
18.03.2026
Türkçe bilinci ve bağımsızlık marşımız - Mustafa Gazalcı

Yıl 1967...

Devamını Oku
17.03.2026
Türkiye’de motokuryelerin sorunları - Berna Özgül

Pandemi döneminin tetiklediği e-ticaret patlamasıyla birlikte motokuryelik, Türkiye’de hızla büyüyen ve milyonlarca insanı barındıran bir sektöre dönüştü.

Devamını Oku
17.03.2026
Memura da ‘eşel mobil’ uygulanmalı - Güven Nazmi Demiralp

Bilindiği üzere, İran-ABD-İsrail Savaşı nedeniyle petrol fiyatları hızlı bir yükseliş göstermiş, bu da ister istemez akaryakıt pompa fiyatları üzerinde bir artış baskısı oluşturmuştur.

Devamını Oku
16.03.2026
Hürmüz Boğazı ve süregelen emperyalizm - Salih Özbaran

Yazıya başlarken trajik iki anımsatma yapalım.

Devamını Oku
16.03.2026
Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Devamını Oku
15.03.2026
Cumhuriyetin sağlık vizyonundan piyasalaşmaya - Gamze Burcu Gül

Her yıl “Tıp Bayramı” olarak kutladığımız 14 Mart, bir meslek gününden ibaret değildir; aynı zamanda güçlü bir tarihsel semboldür.

Devamını Oku
14.03.2026
Andımız neyin pusulasıydı? - Yener Oruç

Gün geçtikçe suça bulaşan çocuk sayısı, çocuk çeteleri artıyor.

Devamını Oku
14.03.2026
Yoksulluk sorunu ve Marie Antoinette sendromu - Prof. Dr. Mehmet Tomanbay

TÜİK aralık ayı enflasyonunu yüzde 0.89, 2026 yılı ocak enflasyonunu yüzde 4.84 ve 3 Mart 2026 günü de şubat ayı enflasyonunu yüzde 2.97 olarak açıkladı.

Devamını Oku
13.03.2026
Vatan - emek - Cumhuriyet - Kaan Eroğuz

İnsanlığın, önüne ancak çözebileceği sorunları koyabileceği Marx’ın “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” isimli eserinden bu yana tekrarlanan bir tespittir.

Devamını Oku
12.03.2026
Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ

3-15 Şubat 2026 tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansı’na katılan liderlerin çoğu, 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü ilan etti.

Devamını Oku
12.03.2026
Üretim araçları sendikanın olursa - Engin Ünsal

İşçi sendikalarının temel görevi işveren karşısında güçsüz olan işçi sınıfına güvenli bir çalışma ortamı ve üretimden hakça bir pay sağlamaktır.

Devamını Oku
11.03.2026
Yapay zekâ nereye bağlanır? - Tayfun İşbilen

Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.

Devamını Oku
11.03.2026
Öncelikle Mavi Vatan’da sondaj - Hikmet Sami Türk

Yeni derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, 15 Şubat’tan bu yana petrol ve doğalgaz aramak amacıyla Somali’ye gitmek için yolda.

Devamını Oku
10.03.2026
Cumhuriyet’in bekası, ekonomi ve ‘kararsızlar’ - Sıtkı Ergüney

Kamuoyu araştırmaları, her üç seçmenden birinin yaklaşan genel seçimde oy vermeyi düşündüğü partiyi henüz belirleyemediğini gösteriyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026