KKTC 42 yaşında! - İhsan Tayhani
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

KKTC 42 yaşında! - İhsan Tayhani

15.11.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğu 15 Kasım 1983’te dünyaya gelenler, şimdi 42 yaşındalar ve onlar, anne ve babalarından farklı olarak özgürlüklerinin güvencesi olan bir Cumhuriyetin kucağına doğdular. İngiliz idaresi’nin, salt İslami kimliğe hapsettiği yoksul bir cemaat yapısından bugünkü anayasal devlet yapısına geçiş kolay olmamıştır. Kıbrıs Türk halkının, acılarla dolu çileli bir yolculuktan sonra egemenliğine kavuştuğunu unutmak, bedel ödeyenlerin anılarına saygısızlık olur!

Makarios, Kıbrıs Türküne 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’deki yüzde 30’luk egemenlik kullanım hakkını bile çok gördüğü için, tek taraflı 1963 yıkım hamlesi ile Kıbrıs Türk toplumu ortaklıktan dışlanmıştır! Arkasından gelen 1963 Genel Komite, 1967 Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi, 1971 Kıbrıs Türk Yönetimi, 1974 Barış Harekâtı’ndan sonra, 1974 Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi, 1975 Kıbrıs Türk Federe Devleti aşamaları ve nihayet 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’nin ilanı gibi siyasal atılımların hepsi, adada, farklı iki toplum arasındaki egemenlik kullanım dengesini sağlama girişimleridir.

ATEŞ ÇEMBERİNİN ORTASINDA

Rumlar, hemen her evrede, adada çoğunluk oldukları savı ile egemenliği tek başına kullanma hırsına kapılırken Kıbrıs Türkü de haklı olarak bir var oluş ve kendi egemenliğine sahip çıkma savaşımı içinde olmuştur. Rum-Yunan ikilisinin, Kıbrıs Türklerine azınlık statüsü verilmesini öngören bir kararı, 13 Mayıs 1983’te BM Genel Kurulu’ndan geçirmesi üzerine, Rauf Raif Denktaş önderliğindeki Federe Meclis üyeleri, 15 Kasım 1983’te bağımsız ve egemen bir devlet olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etmişlerdir.

Uzlaşıya açık çok taraflı görüşmeler, 50 yılı aşkın bir süre devam etmiş, ancak Rum kesiminin üstünlük kurma tutumları ve dış dinamiklerin de çıkara dayalı diplomasi oyunları nedeniyle şimdiye değin bir çözüme varılamamıştır. GKRY’nin, 2004’te AB’ye tam üyeliğinden sonra bozulan egemenliği kullanım dengesine şimdilerde yeni yeni halkalar eklenmektedir! Kurulan çok bileşenli birlikteliklerle Ege ve Akdeniz’de dengeleri büsbütün bozacak nitelikte daha ileri adımlar atılıyor! Örneğin Norveç’in, GKRY’ye uyguladığı silah ambargosunu kaldırmış olması, son derece düşündürücü sıcak bir gelişmedir! Kısacası, KKTC, tam bir ateş çemberinin ortasındadır.

BAĞIMSIZ BİR DEVLET

Bilindiği gibi devlet; askeri, jandarması, polisi ve kurumları ile içeride ve dışarıda egemenlik kullanım hakkı olan tek yetkedir(otorite). Bu bağlamda dışarıya karşı egemenliğin, Türkiye olmaksızın korunamayacağı gerçeği gün gibi ortada olup hep ayrı tutulmalıdır. İçerideki egemenlik kullanımı ise tartışmasız, 42. yaşını dolduran KKTC’nin tekelindedir. Bu devletin, salt Türkiye tarafından tanınmış olması, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne de iç egemenliğe müdahale hakkını vermez. Örtülü veya örtüsüz kimi müdahalelerin ne gibi bir sonuç doğurduğu, geride bırakılan 19 Ekim cumhurbaşkanı seçimlerinde görülmüş olmalıdır.

Kıbrıs Türkünün demokratik kültürü gelişkindir. Toplumdaki güçlü laiklik damarına ters düşen bazı uygulamaların dayatılmasından, çok yönlü illegal etkinliklere alan açılmasından ve incitici kimi söylemlerden rahatsız olan yüzde 62.76 oranındaki bir seçmen kitlesi, 6. cumhurbaşkanı olarak Tufan Erhürman’ı seçmiştir. Seçim sonucunu beğenmediği için MHP lideri Bahçeli’den gelen; “81 Düzce’den sonra, 82’ncisi KKTC olmalı” şeklindeki bir açıklama ise son derece gereksiz ve devlet görgüsü ile bağdaşmayan bir söylemdir!

Çağdaş, laik, Atatürkçü, hukuk edinimli ve yurtsever yapısının yanında, Kıbrıs Türklerinin özgürlük mücadelesini bilen, deneyim sahibi yeni cumhurbaşkanı Erhürman da KKTC’nin egemenliğinden ödün vermeksizin -dış politikada yine Türkiye ile birlikte- ve GKRY ile eşit statüde, büyük bir olasılıkla yine yan yana ve güven içinde yaşama doğrultusunda kuşkusuz değerli hizmetler verecektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 42’nci kuruluş yıldönümünü kutluyor, Dr. Fazıl Küçük’le başlayan devletleşme sürecini taçlandıran Rauf Raif Denktaş ile kuruluş kararını onayan dönemin Federe Meclisi üyelerini saygı ile anıyoruz.

DOÇ. DR. İHSAN TAYHANİ

Yazarın Son Yazıları

'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026
Nereye gitti o refah kazanımları? - Bilin Neyaptı

Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonu, 1994 kur krizi sonrası düşme eğilimine girip 2001 banka krizinin de sonrasında alınan önlemlerle nihayet 2000’lerin başından 2017 yılına kadar (2008 yılı dışında) yüzde 10’un altına çekilebilmişti.

Devamını Oku
07.04.2026
Devlet adamlarının (!) stratejik hataları

2. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya güvenlik düzeninin temel omurgasını, 29 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 4 Nisan 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve 14 Mayıs 1955’te kurulan Varşova Paktı oluşturuyordu.

Devamını Oku
06.04.2026
‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026
Ya 3 Nisan 1930 olmasaydı?

1924 Anayasası’nın 1. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” hükmü, yalnızca bir yönetim biçiminin ilanı olmayıp aynı zamanda bir imparatorluğun küllerinden doğan yepyeni bir yaşamın ilk nefesidir.

Devamını Oku
03.04.2026
Ebru Teğmen…

Nereden nereye sevgili okur, ‘’Fatmagül’ün suçu ne?’’ sorusunu hemen tanıdınız değil mi?

Devamını Oku
03.04.2026