Akademik atamalarda ve yükselmelerde kamu yararı - Prof. Dr. Aydın Üstün
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Akademik atamalarda ve yükselmelerde kamu yararı - Prof. Dr. Aydın Üstün

09.01.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

2023’ün son günlerinde yükseköğretim kurumları akademik kadroları ilan etme yarışına girdiler. Her yıl rutin bir şekilde tekrarlanan bu süreç, ilanların 2547 sayılı kanunun amacıyla örtüşüp örtüşmediği, kamu yararı niteliği taşıyıp taşımadığı sorularını akla getirir.

Yukarıda söylenen tekdüzeliğin yüksek öğretim istatistiklerine nasıl yansıdığını sayılarla inceleyelim. 01.01.2024 tarihi itibarıyla kamu üniversitelerinde çalışan akademik personelin yüzde 20’si profesör, yüzde 14’ü doçent, yüzde 23’ü doktor öğretim üyesi, yüzde 19’u öğretim görevlisi, yüzde 24’ü araştırma görevlisi kadrolarında görev yapmaktadır.

Bizimle aynı nüfusa sahip Almanya’da (tam zamanlı) profesör sayısı 23 yılda yaklaşık yüzde 40 artmıştır,. Ülkemizde daimi statüde sayılan doçent ve profesör için aynı oran yüzde 300’dür. Ortaya konulan rakamlar, ülkemiz açısından başarı mı yoksa yükseköğretimde vizyonsuzluk göstergesi midir?

Kamu üniversitelerinde kişiye özel ilanlar nedeniyle, çalışanlar arasında büyük bir nitelik farkı vardır. Nitelik farkının göz ardı edilmesi yükseköğretimde ciddi bir kalite sorunudur. Almanya’da günümüz itibarıyla 2 bin 146 C4 sınıfı profesör, 51 bin 164 profesör, 278 bin 135 tam zamanlı öğretim üyesi çalışmaktadır. Burada C4, çalıştığı birimi (enstitü veya anabilim dalı) temsil etme yetkisi taşıyan, alanında seçkin olanları işaret eder. Ayrıca eyaletlere göre farklılık göstermekle birlikte profesörler için kalıcı W3, W2 ve geçici W1 (genç profesör, doçent) statüde farklı gruplandırma biçimleri vardır. Bu kadrolara duyulan gereksinim belirlenirken eğitim-öğretim ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinde birimin uluslararası tanınırlığını artıran politikalar öncelenir. Bir pozisyon, en uygun aday bulunana kadar aylarca boş kalabilir. İlan edilen kadroya atanacak kişilerde aranan nitelikler evrenseldir. Açıklık, dürüst rekabet ve fırsat eşitliği ilkeleri özümsenmiştir. Akademik pozisyonlar (özel durumlar dışında) sadece ülke vatandaşlarına değil tüm dünyaya açıktır.

YARAR MI, ZARAR MI?

Akademik kadrolar, sırası gelenin atandığı veya unvan aldığı istihdam alanları değildir. İlan edilen akademik kadronun kamu yararını ortaya koyan gerekçesi bulunmalıdır. Kamusal kaynaklar sınırlıdır. Akademik personel istihdamının bir amacı olduğu kadar sınırı da olmalıdır. Aksi durum, yukarıdaki sayılardaki gibi niteliği sorgulanır yığına dönüşür. Toplumsal ve evrensel katma değer yaratamayan kişilerce işgal edilen her kadro kamu zararıdır. Çokça eleştirdiğimiz YÖK kanunu, akademik teşkilat ve norm kadro yönetmelikleri amaca uygun çalıştırıldığında kötüye kullanmayı önleyecek maddelere sahiptir.

Yükseköğretim kanununda kadro gereksinimleri (varsa) anabilim dalı, bölüm, fakülte ve üniversite yönetim kurullarının gerekçeli kararlarıyla belirlenir ve yükseköğretim kurulunun onayına sunulur. Bunca denetim mekanizması içinde bir yanda boş kadrolar görmezden gelinirken diğer yanda kişiye özel şartların önüne geçilememesi, kamu zararının bilerek sistematikleştirildiğinin ve bu durumun genel olarak yükseköğrenim çalışanlarınca kanıksandığının ispatıdır. Veterinerlik bölümüne alınacak öğretim görevlisi için “en az ikinci kademe geleneksel atlı okçuluk antrenörlük belgesine sahip olmak” ya da iktisadi ve idari bilimler fakültesi iktisat bölümü profesörlük kadrosu için “doçentlik unvanını matematik eğitimi alanında almak, integral denklemleri çözümünde adomian metodu konusunda çalışma yapmış olmak” şartları ile hangi kamu yararı gözetilmiş olabilir?

KADRO İLANLARI

Durum gayet açıktır. Hiçbir yetkili kurul anılan kadrolar için benzer şartların gerekliliği hakkında bir karar almaz, aklı başında bir kurul üyesi kararların altına imzasını atmaz. Hemen her gün bu gibi durumların kamuoyuna taşınmasının nedeni yükseköğretim kurumunun ve rektörlüklerin olaylara seyirci kalması, adaylar arasındaki rekabeti önleyecek şekilde özel şartı teşvik etmeleridir. 4483 sayılı kanun ve yükseköğretim kanununun 53. maddesi nedeniyle bunların soruşturması dahi doğru düzgün yapılamamaktadır.

Üniversiteler ve akademik kadrolar kişilerin veya belirli bir grubun değil kamunun malıdır.

Herhangi bir kamu üniversitesinin sadece bir ilanla farklı birimlerde yüzlerce kadro ilanına çıkabildiğine ne yazık ki sadece ülkemizde şahit oluyoruz. Bu derece basite indirgenmiş yükseköğretim politikası, öğretim üyelerinin ilan çıkartmak için rektör veya dekandan randevu sırası beklediği, nüfuz sahiplerinin rektörlere baskı yapabildiği bir yapıyı beraberinde getirmektedir. Bu koşullar altında başvuruların değerlendirme ve atama süreçleri ise başka skandallara yol açmaktadır.

Yazarın Son Yazıları

‘Dokuz İlke’ bildirisi - Yüksel Işık

Siyaset ilke ile yapılır. İlkelerin bütününü içeren anlamlı metne de manifesto denir.

Devamını Oku
08.04.2026
Kutsal ve kutsallaştırılmış değerler - Abdullah Kehale

HER toplumun kendi yapısına uygun olarak kutsal olarak kabul ettikleri değerler olduğu gibi kendilerinin kutsallaştırdığı değerler de vardır.

Devamını Oku
08.04.2026
'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026
Nereye gitti o refah kazanımları? - Bilin Neyaptı

Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonu, 1994 kur krizi sonrası düşme eğilimine girip 2001 banka krizinin de sonrasında alınan önlemlerle nihayet 2000’lerin başından 2017 yılına kadar (2008 yılı dışında) yüzde 10’un altına çekilebilmişti.

Devamını Oku
07.04.2026
Devlet adamlarının (!) stratejik hataları

2. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya güvenlik düzeninin temel omurgasını, 29 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 4 Nisan 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve 14 Mayıs 1955’te kurulan Varşova Paktı oluşturuyordu.

Devamını Oku
06.04.2026
‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026