Olaylar Ve Görüşler

Felsefe İnanmak İçin Değil Düşünmek İçindir - Prof. Dr. Afşar TİMUÇİN

11 Temmuz 2020 Cumartesi

"Çobana kepeng gerek yatıp anda gerine
Çobanı mescide imam yapmanın faydası ne"

Kul Nesimi


Öyle görünüyor ki bir zamandır dünyada da bizde de felsefeye verilen emek felsefeye gösterilen ilginin çok altında kaldı. Ülkemizde birçok felsefe meraklısı var, bu meraklıların felsefeyle gerçek anlamda bağlarının olduğunu söyleyebilmek çok zor. Bunu nereden anlıyoruz? Kitaplardan birinde şöyle yazar: “Onları meyvalarından tanıyacaksınız.”

Meyva ya hiç yok ya da tam anlamında ham. Öteden beri felsefenin güçlüklerinden sözedilir. Felsefe bilgi alanlarının en kolayıdır oysa. Yalnız bütün bilgi alanları gibi felsefe de belli bir çabayı gerektirir, dizini kırıp çalışmayı gerektirir. Gündüz kırk kapının ipini çekip akşam iki satır felsefe okumakla kotarılacak iş değildir felsefe.  

Bu iş bol bol okumakla, bol bol metin görmekle ilgilidir.

Bu anlamda bilgi alanları arasında felsefenin özel bir yeri vardır. Herhangi bir bilgi alanının tarihi o kadar önemli olmayabilir. Gene de burada her bilgi alanı ancak tarihiyle doğru olarak anlaşılabilir gerçeğini unutmamak gerekir.

Anatominin tarihini bilmeyen anatomi uzmanından çok felsefenin tarihini bilmeyen felsefe uzmanı yadırgatır bizi. Jeoloji uzmanı kendi alanının tarihini sevmiyorsa kıyamet kopmaz. Felsefenin tarihi neden önemlidir? Çünkü felsefe tarihinin dışında felsefe yoktur. Felsefe tarihini bilmiyorum ama felsefeyi çok iyi biliyorum diyen kişiye gülerler.

FELAKETİN BAŞLADIĞI YER

Felsefede uzmanlaşmış birçok arkadaşımızın felsefe tarihiyle ilgileri olmadığını kendilerinden işitmişizdir. Felsefenin geçmişini baştan sona ne diye öğreneyim, gerektiğinde açar okurum dediklerinde bu arkadaşlarımız bizi hayrete düşürmüşlerdir. Platon’u bilmiyorum, Aristotetes’i de bilmiyorum, Descartes’ı da okumadım ama felsefe biliyorum diyen kişiye ne diyebiliriz?

Hem felsefeye meraklıyım hem de felsefe bilmiyorum. O zaman ne yapmam gerekir? Felsefeyi kendi kendime yapmam gerekir. İşte felaket orada başlar. Bugün ne yazıktır ki hiçbir felsefe eğitiminden geçmemiş kimseler kendi kendilerine felsefe üretiyorlar.

Zaten iyiden iyiye kafası karışık bir toplumda yeni kafa karışıklıklarına yol açmaktan başka bir iş yapmamış oluyorlar böylece. Gelişigüzel koşullarda ortaya konmuş olan bir takım ürünlerin felsefede hiçbir karşılığı olmayan sözde bilgilerle dolu olduğunu görüyoruz.

'BİLİNÇ BULANDIRMA SANATI'

Bu işin yalnızca bir merak sorunu ortaya koyduğuna inanmak hiç de kolay değil. Bilmediği bir konuda meraklar geliştirip yapıtlar üreten kişinin gerçekte bir başka hesabı olmalı. Bu hesap elbette vardır ve çok açıktır: felsefenin etki gücünden yararlanarak insanları bir şeylere inandırmak bir şeylere yönlendirmek. Bilinçleri bulandırma sanatı da diyebiliriz buna.

Bu çok tehlikeli eğilim felsefeye dıştan gelmedi, tam tersine iki yüzyıl kadar önce felsefenin bağrından doğdu ve gelişti. Aşağı yukarı iki yüzyıldır bu eğilim pek güzel işe yaratılıyor. Doğruyu arayan felsefenin yerini yavaş yavaş inandıran ve yönlendiren sözde felsefeler aldı. Böylece bir zamandır felsefe asıl işlevinin dışına düştü ve daha çok kurulu düzenlere iş yapan ideolojilerin buyruğunda yalan yanlış bilgiler üretmeye başladı. 

Tarihten bu yana hiçbir bilgi alanı felsefe kadar kötüye kullanılmamıştır. Yalnızca felsefenin inandırıcı gücünden yararlanmakla açıklayamayız bunu. Özellikle geçen yüzyılın başlarından bu yana felsefe kurulu düzenlerin korkulu düşü oldu. Ondan sonra siz bu işi bize bırakın, biz gerekeni yaparız diyen birileri ortaya çıktı.

Bunlar dünyanın her yerinde filozoflar diye tanıtıldılar ve filozoflar diye işlem gördüler. Genç insanlar garip ve anlaşılmaz bir dille konuşan bu gezici şarlatanları bir şey sandılar. Onların bulanık karmaşık karanlık ve hiçbir gerçeği karşılamayan metinlerini anlamaya çalıştılar. Bu garip sözde filozoflar bazen üniversitelerin bile gözdesi olmayı başardılar.

FELSEFEYE KIYMAYIN EFENDİLER...

Buna koşut olarak bilime yakın duran olumlu felsefeye karşı bir düşmanlık geliştirildi. Akıllı görünen birçok insan bilimin sonuçlarından yararlanırken, örneğin gidip aşısını yaptırırken bir yandan da bilime atıp tutmaya, bilimin zararlarından sözetmeye başladı.

Çağdaş bilimsel-felsefi düşüncenin kurucusu Descartes’a sövüp saymak gündelik uğraşlardan biri oldu. Demek istiyorlardı ki bilim bizim manevi yaşamımızı sildi götürdü. Asıl sorun o değildi. Sen kendi manevi yaşamını sürdür, ne duruyorsun.

Asıl sorun aydınlık bilinçleri bulandırmak ve karartmak sorunuydu. Onlara göre bir yönetilmesi gereken kabasaba ve gelişime kapalı kitleler vardı, bir de bütün doğruları varlığına sindirmiş seçkin kimseler vardı. Bu seçkinler bu kitleleri yönetmeliydiler.

Felsefeyle oynamayın beyler, bırakın felsefe gene de felsefe olarak kalsın. Siz amaçlarınızı bir başka yolla gerçekleştirmeye bakın becerebilirseniz.

PROF. DR. AFŞAR TİMUÇİN


Yazarın Son Yazıları