Kaynak yoksulluğu mu, ekonomik büyüme mi? - Halit Payza
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kaynak yoksulluğu mu, ekonomik büyüme mi? - Halit Payza

29.09.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Erdoğan-Trump buluşmasında ABD’nin Çin’e olan mineral bağımlılığının azaltılmasına yönelik Eskişehir Beylikova’daki Florit Barit ve Nadir Toprak Elementleri Tesisi’nde bulunan nadir toprak elementleri konusunun gündeme gelmesi yeni sömürgecilik olarak nitelendirilebilir. Özellikle Soğuk Savaş’ın uzantısı olarak değerlendirilebilecek enerji kaynakları olan petrol, doğalgaz dışında stratejik sayılabilecek minerallerin de yabancı sermaye tarafından talebi, uluslararası pazar siyasetinin bugün ulaştığı boyutları göstermektedir.

Nadir toprak elementleri olarak adlandırılan madenler, savunma sanayisinde, elektronik mikroçiplerde, yapay zekâ donanımlarında kullanılmaktadır. Nadir toprak elementleri bu alanlar dışında elektronik, enerji, cam üretimi, manyetizma, ilaç, metalürji, optik, seramik, katalizör, rüzgâr türbinleri ve elektrikli araç motorları için gerekli olan kalıcı mıknatısların, fiber optikten uydu haberleşmesine, akıllı füzelerden yakıt hücrelerine kadar birçok alanda üretimde kullanılmaktadır.

BAĞIMSIZLIK, KALKINMA VE TEKNOLOJİ

Eskişehir’in Beylikova ilçesinde bulunan nadir toprak elementleri rezervi yaklaşık 694 milyon ton olarak bilinmektedir. Çin’deki Bayan Obo sahasındaki nadir toprak elementlerinin yaklaşık 800 milyon ton olduğu gözetilecek olursa dünyanın en büyük ikinci nadir toprak elementleri Türkiye’dedir.

Dünyadaki nadir toprak elementlerinin sayısı 17’dir ve 10 tanesi Türkiye’de bulunmaktadır. Bu elementler arasında toryum, lantan, seryum, praseodimyum, neodimyum, samaryum, gadolinyum, europiyum, ores gibi cevher ve barit, florit gibi diğer yan mineraller yer alıyor. Toryum nükleer yakıt hammaddesidir. Beylikova’daki tesiste yaklaşık yıllık üretim bin 200 tondur. 694 ton olduğu belirtilen cevher rezervinden yaklaşık olarak 10 bin ton nadir toprak oksidi (REO) elde edilmesi düşünülüyor.

Yapılan hesaplamalara göre, bu üretim sonucu Türkiye’ye yaklaşık 220 milyon ABD doları yıllık gelir sağlanabilir. Bu kaynaklar yabancı uluslar arası sermayeye tahsis edilmek yerine başta savunma sanayisi olmak üzere, yerli sanayi tarafından kullanılırsa Türkiye’nin ithalat bağımlılığı azaltılacağı gibi dış pazarlara yönelik yüksek katma değerli ürün ihracatı gerçekleşecektir.

ABD’nin Beylikova’daki nadir elementleri talep etmesi sıradan bir ticari alışveriş olarak nitelendirilemez. Sorun bunun ötesindedir. Konu, Türkiye’nin bağımsızlığı, kalkınma, teknoloji politikaları açısından çok önemlidir.

BOLLUK PARADOKSU

Rezervlerinin uluslararası sermayeye açılması Türkiye’nin hammadde tedarikçisi ve düşük katma değerli ihracatçı durumunda olması riskini içermektedir. Bu yeni sömürgeciliğin altın kuralıdır. Kaldı ki nadir elementlerin ABD’nin eline geçmesi durumunda Türkiye’nin savunma sanayisinin dışa bağımlılığının artması anlamına gelecektir.

Kaynakların uluslararası sermayeye tahsis edilmesi durumunda ekonomik yoksunluk, kirletilmiş sahalar, çevreyle ilgili yıkımlar Türkiye’nin zarar hanesine, servetin dağıtılması uluslararası sermayenin kâr hanesine yazılacak; Türkiye teknolojik kalkınma projeleri geliştirmek yerine uluslararası sermayeye kaynak transfer eden ülke konumuna düşürecektir.

Oysa zengin nadir toprak rezervleriyle Ar-Ge tesisleri kurulabilir, üniversite sanayi işbirliği ile yüksek teknolojik donanımlara sahip olabilir, ara malları, hammadde üreten bir toplum olmaktan çıkarak yüksek teknolojik ürünler üretebilir.

Türkiye, dilimize “kaynak laneti/bolluk paradoksu” olarak çevrilebilecek “resource curse” teorisiyle, sosyoekonomik yavaş gelişme, geri modernleşme olgusunu açıklamak için kullanılan bir paradigmayla tuzağa düşmek üzeredir. Bu teori doğal kaynak zenginliği ile ekonomik büyüme arasındaki ters orantıyı göstermektedir. Türkiye bir seçim yapmak zorundadır; ya kaynak yoksulluğunu ya da ekonomik büyümeyi yeğleyecektir.

Yazar Halit Payza

İlgili Konular: #Donald Trump

Yazarın Son Yazıları

12 Eylül ve insanlık suçu - Kemal Akkurt

11 Eylül 1980 akşamına kadar her gün 10-15 kişinin öldürüldüğü olaylar, 12 Eylül 1980 günü bıçak gibi kesilmişti.

Devamını Oku
12.09.2026
Okul başlangıcı ve ayrılık kaygısı - Ece Başak Karakaş

Ayrılık, çok geçmişten getirdiğimiz ve yaşamımızın farklı dönemlerinde farklı biçimlerde tekrar tekrar karşılaştığımız bir durum.

Devamını Oku
11.09.2026
Nişasta bazlı şeker kansere yol açar mı? - Ülgen Zeki Ok

Ülkemizde “nişasta bazlı şeker (NBŞ)” olarak adlandırılan ürünün birçok firmanın yaptığı usulsüzlükler sonucunda, kotasının çok üzerinde piyasaya sürüldüğü geçen günlerde ortaya çıktı ve bu durum insan sağlığı açısından önemli bir tehdit oluşturuyor.

Devamını Oku
10.09.2026
‘Aslında kalandır terkeden’ - Yüksel Işık

Murathan Mungan’ın dizeleri, oldum olası ilgimi çeker; ne zaman karmaşık bir durumla karşılaşsam şu dizeleri mırıldanırım...

Devamını Oku
10.09.2026
Türk süvarileri İzmir’de! - Atilla Can Akarcalı

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin ardından geri çekilen Yunan birliklerinin takibi, kuvvetlerin dağınık çekilmesi nedeniyle oldukça güçleşmişti.

Devamını Oku
09.09.2026
Değişim kuramı ve karizmatik lider Atatürk - Erhan Erbay

Weber toplumsal değişmeye klasik sosyologlardan farklı olarak tek bir nedenle, çizgisel olarak ilerleyen tarih anlayışı yerine çoklu etkenlerle şekillenen bir tarih görüşünü kabul eder.

Devamını Oku
09.09.2026