Olaylar Ve Görüşler

Montrö Boğazlar Sözleşmesi - Doç. Dr. Hüner TUNCER

09 Nisan 2021 Cuma

Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras 1936 yılında Boğazlar rejiminin değiştirilmesine ilişkin görüşlerini Atatürke aktardığında O Büyük İnsan şöyle demişti: Benim görüşüme göre de Avrupanın durumu böyle bir teşebbüs için elverişlidir... Bu işte behemehal muvaffak olacağız.”

Almanyan Ren bölgesini yeniden silahlandırmasının ve İtalyanın Habeşistana saldırıda bulunmasının hemen ertesinde Türkiyenin, yasal yola başvurmak suretiyle Boğazlar rejiminin yeniden gözden geçirilmesini istemesi, İtalya dışında Lozan Boğazlar Sözleşmesini imzalayan devletlerin büyük bir çoğunluğu tarafından kabul gördü. Bu barışçı çözüm önerisi, bir İngiliz yazarın deyişiyle Atatürk’ün büyük devlet adamlığının göstergesiydi.”

DENETİM TÜRKİYEDE

Boğazlar rejimini değiştirecek olan konferans, 22 Haziran 1936da İsviçrenin Montrö kentinde toplandı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 20 Temmuz 1936da Türkiye, Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Yunanistan tarafından imzalandı. Konferansa katılmamış olan İtalya ise Montrö Boğazlar Sözleşmesine ancak 2 Mayıs 1938 tarihinde katılmıştı. 

Montrö Boğazlar Sözleşmesinin hükümlerine kısaca bir göz atalım:

Savaş zamanında Türkiye tarafsız ise imzacı devletlerin ticaret gemilerine barış zamanı koşulları altında Boğazlardan serbest geçiş hakkı tanınmıştı. Türkiye savaşan taraflardan biriyse Türkiye ile savaşan devlete bağlı olmayan ticaret gemileri düşmana yardım etmemek koşuluyla Boğazlarda geçiş özgürlüğünden yararlanacaktı.

Karadenize kıyısı olmayan devletlerin Boğazlarda transit halinde bulundurabilecekleri savaş gemilerinin azami tonajı 15 bin tonilatoyu aşmayacaktı. Bu devletlerin barış zamanında

Karadenizde bulundurabilecekleri savaş gemilerinin tonilato toplamı 30 bin tonu aşmayacaktı. Bu devletlerin denizaltıları Karadenize geçemeyecekti. Bu devletlerin savaş gemileri Karadenizde 21 günden fazla kalamayacaktı. Karadenize kıyısı olan  devletler ise transit olarak 15 bin tonilatodan yüksek tonajdaki savaş gemilerini Boğazlardan geçirebilecekti; ancak bu gemiler, Boğazları birer birer ve refakatlerinde en çok iki torpido ile geçecekti. Kıyı devletleri, denizaltı gemilerini Türkiyeye önceden haber vermek koşuluyla, deniz üslerine katılmak üzere Boğazlardan geçirebilecekti. Denizaltılar, Boğazlardan gündüz, deniz üstünde ve teker teker geçeceklerdi.

OLAĞANÜSTÜ DURUM YETKİSİ

Savaş halinde Türkiye tarafsız ise savaşçı herhangi bir devletin savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi yasak olacaktı. Savaş halinde Türkiye tarafsız ise tarafsız devletlerin gemileri, barış zamanındaki koşullar altında Boğazlarda tam geçiş serbestliğinden yararlanacaktı.

Savaş halinde Türkiye savaşan taraflardan biriyse savaş gemilerinin geçmesi tamamen Türkiye hükümetinin oyuna ve iradesine bırakılacaktı”. Türkiye pek yakın bir savaş tehdidiyle karşı karşıya kaldığı kanısındaysa, savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi yine Türkiyenin oyuna ve iradesine bırakılmaktaydı.

Boğazlar Komisyonu, yetkilerini Türk hükümetine devredecekti.

UYGUN KOŞUL BEKLENDİ

Türkiyenin 1936 yılında Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile 1923 tarihli Lozan Boğazlar Sözleşmesini barışçı yolla kendi lehine değiştirmesi, Atatürk diplomasisinin kazanmış olduğu büyük bir başarıydı. Burada üzerinde önemle durulması gereken nokta, Türkiyenin Boğazlar üzerindeki doğal hakkını güç kullanarak değil de uluslararası hukuk kurallarına dayanmak suretiyle elde etmeye çalışmış olmasıydı. Ve Büyük Atatürk, bu değişikliği hemen değil, ancak uluslararası ortamda böyle bir değişikliğin yapılabilmesi için koşulların uygun olduğu 1936 yılında gerçekleştirmişti.

Montrö Boğazlar Sözleşmesinin imzalanmasından sonra Başbakan İsmet İnönü, Türkiyenin uluslararası alanda artan itibarını şu sözlerle dile getirmekteydi: Yeni Boğazlar Sözleşmesi, 1923ten beri Türk devletinin politikasını ve varlığını gösteren bir belgedir. Bu varlık öncelikle gücü ifade eder. Atatürk rejiminin Türk ulusuna bu kadar az bir süre içinde her alanda sağladığı güç, kudret ve saygınlık, uluslararası alanda da onaylanmış oluyor.” 

DOÇ. DR. HÜNER TUNCER


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları