Olaylar Ve Görüşler

Neyle Karşı Karşıyayız? - Yiğit GÜRALP

24 Ekim 2020 Cumartesi

Diyelim ki trafik kilit. Yetişmeniz gereken yere sizi götürecek iki taksi var.

Birincisi, yasalara saygılı bir taksici. Size Buyurun efendim, bize kanunen hak görülen yoldan gideriz ama bu trafikte 1 saat sürer, varırsınız ama geç kalırsınız” diyor.

İkincisi ise kanunlara uymak yerine her şartta ve her ne olursa olsun işini görmeyi tercih eden bir taksici. Yasalara uymayı enayilik olarak görüyor. Size Gel vatandaş, şimdi emniyet şeridinden kaptırıp bir basarız, evelallah 15 dakikaya oradayız” diyor.

Şimdi lütfen dürüst bir cevap verin. Siz olsanız hangi taksiyi seçerdiniz?

İLGİNÇ YOL AYRIMI

Maalesef sadece ülkemizde değil, dünyada insan nüfusunun çok büyük bir çoğunluğunun hiç tereddütsüz ikinci taksiyi seçtiği bir çağda yaşıyoruz. İşte tam da bu yüzden insanlığın ilginç bir yol ayrımında olduğunu gözlemliyoruz.

Kanunları ve medeniyeti, daha çok kazanmaya engel gören insan yığınlarıyla karşı karşıyayız. Bu topluluk, keyfince, kuralsızca, alabildiğine yaşamak istiyor. Ve çok kalabalıklar.

Binlerce yılda geliştirdiğimiz medeniyete ve kanunlara saygılı biçimde yaşamayı doğru bulan kişiler ise azınlıkta.

Dünya, bu yol ayrımını siyaset üzerinden konuşuyor. Estirilen hava tümüyle şöyle: Kimi liderler var. Bir de bunların seçmenleri var. Ve bu liderler medeni yaşamda çatlaklar yaratarak seçmenlerini yani toplumları bozarak şekillendiriyor”. Oysa durum tam olarak böyle değil. Esasen yukarıdan aşağıya değil, tümüyle aşağıdan yukarıya bir yapılanma var.

İnsanlar bugünün konforuyla ilk insanlar gibi yaşamak istiyor. Daha çok kazanma ve her şeye sahip olma hırsı bir veba gibi yayılıyor. Bu hırsın önünde bir tek engel var: Kanun ve medeniyet. Ve onlar da kanunu delme cesaretine sahip liderler seçerek müthiş bir ittifakla bu sorunları çözüyor. Böylece siyaset, çok kullanışlı birer paravana dönüşüyor.

YAPANIN YANINA KALIYOR

Dünyada tüm medya, her gün kanunsuzluğu, partiler ve siyasiler üzerinden konuşurken bu insanlar işlerine güçlerine bakmaya devam ediyor. Kimi kaçak kat ya da balkon çıkıyor, kimi masalarını restoranının öne doğru çoğaltıyor, kimi birden çok eş arzuluyor, kimi gönlünün çektiğiyle gerekirse rızası olmadan yaş bile gözetmeden birlikte oluyor, kimi hak etmediği kadrolara yerleşiyor, kimi ara sokaklara dev marketler açıp daracık sokaklara dev TIR’larla gece gündüz mal yığıyor.

Nezaket yok, incelik yok, kural yok. Ve kim ne yaparsa yapsın bir güzel yanına kâr kalıyor. Deyim yerindeyse tam bir orman kanunu hüküm sürüyor.

Ama konu, partiler ve liderler üzerinden konuşulmaya devam ediyor. Bir yerden sonra tüm bu tartışmanın Fenerbahçe-Galatasaray muhabbetinden pek bir farkı kalmıyor. Dünyada sanki Trump giderse her şey değişecekmiş gibi bir hava hâkim oluyor. Oysa Trump gidince onu seçip onaylayan sırf birleşik devletlerdeki 65 milyon insanın zihniyetinde bir değişiklik olmayacağı hiç hesaba katılmıyor.

İlber Ortaylı, Yenal Bilgici ile gerçekleştirdiği nehir söyleşi türündeki Bir Ömür Nasıl Yaşanır” adlı kitabında, tatsız bir çağda oluşumuzdan, eski uygarlığın gevşeyip çözüldüğünden, üstelik geleceğin de onun yerini dolduracağını söylemenin zor olduğundan söz eder ve Birinci Cihan Harbi’nden sonra beşeriyette bir tereddi, yani gerileme başlamıştır” der. Bu görüşünü, tarih felsefecisi Oswald Spengler’in şu sözüyle de destekler:

Beşeriyet kültürleri yaratır, o kültürler medeniyete dönüşür, o esnada bir duraklama yaşanır ve nihayet bir tereddi başlar.”

ÇEKİM MERKEZİ YARATMALI

İşte biz şu an tam olarak, tüm dünyada on yıllardır çeşitli safhalardan geçerek bir çığ gibi büyümüş ve artık son raddeye ulaşmış böyle bir tereddi ile karşı karşıyayız. Bizim artık biraz da bu tereddiyi (gerilemeyi) konuşmamız gerekiyor.

Çünkü illegaliteyi sadece siyasiler üzerinden konuştuğumuzda tablonun 10’da 1’ini konuşup 10da 9’unu kamufle etmeye hizmet ediyoruz.

İllegaliteyi konuşmaya başladığınızda suçu onaylayanları suçu işleyenlerle birlikte konuşmak gerekir. Böylece tüm taraflar, hiçbir paravanın ardına saklanamaz ve ifşa olur. Öte yandan toplum adı altında kanunsuz kalabalık ile birlikte anılmaya alıştırılmış, umudunu belki de en çok bu toptancılık yüzünden yitirmiş namuslular, farkları dile getirilince kendilerini daha moralli hissetmeye başlar. Küskünler dediklerimiz aslında bu insanlardır ve alamadığımız oyları alabilmenin bir yolu da iyiyi, doğruyu belirginleştirip daha cazip hale getirmekten geçer.

Medeniyetin neden iyi bir şey olduğunu daha da açık ve daha da yüksek sesle konuşmalıyız. Postmodernizmin yarattığı, karanlığın daha havalı bir olgu olduğunu” ilmek ilmek işleyen makineyi ters çalıştırıp iyinin, doğrunun daha havalı ve geçer akçe olduğunu işleyen bir cazibe dünyası yaratmalıyız.

Yoksa bu kanunsuz ve tercihini karanlıktan yana kullanan çoğunluk; yetenekli, dürüst, namuslu azınlığı yeryüzünden silecek ve karşı karşıya olduğumuz bu durum tarihe, ne yazık ki bir tür soykırım olarak kazınacaktır. 

YİĞİT GÜRALP
SENARİST, YAZAR


Yazarın Son Yazıları