Ahlaksızlığın kurumsallaşması - Kemal KILIÇDAROĞLU
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ahlaksızlığın kurumsallaşması - Kemal KILIÇDAROĞLU

06.03.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bir grup siyasetçi, tarihçi, sosyolog ve felsefeciyle konuşuyoruz. Doğal olarak Türkiye’yi ve insanımızı konuşuyoruz. Şunları söyledim hocalarıma: Yoksulluk giderek artıyor. Ahlak ve adalet konusunda en duyarlı kesim olan “orta sınıf” kan kaybediyor. Yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonlar var. Anneler, babalar, çocuklar, engelliler... Binlerce aile pazar artıklarından ya da yakınlarının desteğiyle hayatlarını sürdürebiliyor. 

Bu durum yoksulluğun yaygınlaşmasına ve normalleşmesine yol açıyor. İktidarın da politikalarıyla insanımız yoksulluğu artık “kader” olarak algılamaya başlıyor. “Ben niçin yoksulum” sorusunu sormak akıllarına dahi gelmiyor... Daha acı olanı ise bu soruyu sorması gereken ve işçilerin haklarını savunacak sendikaların yozlaşmış sisteme adeta entegre olmaları... İşçiler sendikalarını aşarak hak aramaya başladıklarında ise önlerine polis engeli çıkıyor. Seslerini duyuramıyorlar. Sadece sendikalarını değiştirdikleri için işten atılan Şanlıurfa’daki Özak Tekstil işçileri bunun tipik örneğidir.

GIDIM GIDIM ‘YARDIM’

Yoksulluğun kader olarak algılanması “hak arama” talebini gölgeliyor. “Fakir hep fakir kalır” kabulü yaygınlaşıp içselleştiriliyor. Yoksulluk derinleşip yaygınlaştıkça yardıma muhtaç milyonlara Erdoğan’ın denetimindeki tek kişilik Saray hükümeti gıdım gıdım “yardım” yapmaya başlıyor. Ve yoksullar, yardımı devletin değil, Erdoğan’ın yaptığını zannediyorlar. Çünkü devletin tüm birimleri bu yardımı Erdoğan’ın yaptığını dillendiriyor. Böylece 5’li çetelere, tefecilere hizmet ederek yoksulluğu derinleştiren iktidar, yoksulları adeta kendi iktidarının güvencesi haline getiriyor. Bu insani ve ahlaki bir tutum değil.

Evet, bu insani ve ahlaki bir tutum değil... Ama Bertolt Brecht şöyle diyor... “Önce ekmek, sonra ahlak...” Aç insanın önceliği geçmişte de ahlak değildi, günümüzde ahlak değil... Açlığın yoksulluğun derinleştiği toplumların birinci önceliği doğal olarak, geçinmek, karın doyurmaktır. “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin” özdeyişinin özünde de açlığın bir kişi, aile ve toplum için tehlikeli boyutlarına vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla sosyal devlet, adalet ve ahlak kavramlarını hem geniş kitlelerin içselleştirmesini sağlamak hem de devletle yurttaş arasındaki güveni oluşturmak için aç ve açıkta vatandaş bırakmamak durumundadır. Ancak bir devlet, halkın devleti olmaktan çıkıp bir parti devletine dönüşmüşse ve o parti de tek kişinin egemenliğinde olup tek kişinin denetimine tabi ise ahlaktan ve adaletten söz edemezsiniz. 

Nitekim bugün geldiğimiz nokta da maalesef budur. Devlet halkına hizmet eden bir devlet olmaktan çıkmış, büyük ölçüde bir avuç haramzadeye hizmet eden kuruma dönüşmüştür. 

Bunun içindir ki ahlaki kuralların temelden sarsıldığı, adalete duyulması gereken güvenin giderek kaybolduğu bir süreci yaşıyoruz. Kaldı ki bunu sadece politikacılar olarak bizler söylemiyoruz. Bunu yetkililer de ifade ediyorlar. Ayrıca sokaktaki vatandaşa “Türkiye’de adalet var mı? Yargıya güveniyor musunuz?” diye sorduğunuzda acı gerçeği sade vatandaştan da öğrenebilirsiniz. 

ÖNCELİK KENDİLERİNE

Devleti şirketmiş gibi yöneten politikacılar, doğal olarak (!) devletten nemalanmayı önce ailelerinden ve yakın çevrelerinden başlatırlar. Yakın çevrelerini devletin her türlü olanaklarından (göstermelik ihalelerle büyük işlerin verilmesi gibi) yararlandırırlar. Bu olanak devleti yöneten aileye büyük para ve hediyelerin gelmesinin kapısını açar. Kuşkusuz bu kirli işleri birilerinin ahlak adına (!) savunması gerekiyor. Bunu da oluşturdukları ve kiralık kalemlerin yer aldığı “havuz medyası” üstlenir. Böylece devlet yönetiminde ahlaksızlığın da savunuculuğunu yapan medya oluşturulur. 

Kuşkusuz ahlaksızlık sadece bunlarla da sınırlı kalmaz. Ahlaksızlığı devlet yönetiminde egemen kılan anlayış kendisini ve yakın çevresini de güvence altına almak ister. 5’li çetelere büyük mali olanaklar sağlamakla birlikte, yandaşlara yargıda, yargı dışında devlet katında önemli makamlar da ikram (!) edilir. Örneğin, Yargıtay üyeliğini küçümseyen, beğenmeyen, torpille Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanır. Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayanlar, Yargıtay üyesi yapılır. Hatta bazen o kadar ileri gidilir ki “rüşvet aldığı bilinen” kişiler “büyükelçi” atanır. 

Aslında bu örnekler bile ahlaksızlığın devlet katında ulaştığı boyutu göstermesi açısından önemlidir. Tabiidir ki bu rüşvetçi büyükelçilerin Türkiye’nin sırlarını para karşılında satmayacağını kimse garanti edemez. Hiç kimse şunu unutmamalı, liyakatin yok edildiği bir devlet yönetiminde ahlaksızlığın egemen olması kaçınılmazdır. Arzu edenler, Prof. Dr. Ahmet Mumcu’nun “Osmanlı Devletinde Rüşvet” kitabını okuyabilirler. 

Ahlaki değerlerin bu denli ayaklar altına alındığı bir süreç Cumhuriyet döneminde hiç yaşanmadı. İlk kez yaşanıyor. Devletin adeta bütün kurumları ahlaki zafiyetle karşı karşıya... Toplumumuzu toplum yapan değerlerin içi bilerek, isteyerek; planlı bir şekilde boşaltıldı. Ve ülkemizde ahlaksızlık ne yazık ki kurumsallaştırıldı. Devleti yöneten kişinin TBMM’de “namusu ve şerefi üzerine” ettiği yemine sadık kalmaması ahlaksızlığın ulaştığı zirveyi göstermesi açısından sorgulamamız gereken bir olaydır. Daha acı olanı ise bu olayın özellikle bazı “İslami çevrelerde (!)” kabul görmesidir. Oysa sevgili peygamberimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” der. Çıkarın; inancın ve ahlakın önüne geçtiği acımasız bir dönemi yaşıyoruz... O kadar ki Gazi Meclis’imiz bile, ahlaksızlığı aklayan bir ibra organına dönüştürüldü. Kuşkusuz ahlaki değerlerde çürüme, birden bire ortaya çıkmadı. Saray’daki “tek kişilik hükümet” 20 yılı aşkın iktidarında toplumun ahlaki değerlerini aşama aşama çürüttü. Yapılanların doğru olduğuna yönelik propaganda bugünkü acı tablonun ortaya çıkmasına yol açtı. Daha acı olanı ise ahlaki çürümenin din – inanç kullanılarak meşrulaştırılmasıydı. Böylece ahlaksızlığı kurumlaştırmanın da yolu açılıyordu. Örneğin iktidar için sahte videolar yapmak normaldi. Seçmene yalan söylemek normaldi... Halktan alınan verginin hesabını halka vermemek normaldi... Savurganlık; bırakın ayıp olmayı, itibar için gerekliydi ve normaldi. Bırakın yasaları, anayasayı bile uygulamamak normaldi. Milyonlar ekmeğinin derdine düşürülürken Saray’a sadakat ve suça ortaklık normaldi. Rüşvet alanların, yolsuzluk yapanların, yasadışı gelir elde edenlerin, uyuşturucu baronlarının, 5’li çetelerin her türlü ahlaksızlığı yapanların iktidar katında itibar görmesi normaldi... 

Ahlaksızlık o boyutlara ulaştı ki devleti yöneten kişi “Yerel seçimlerde bize oy vermezseniz size hizmet gelmez” deme cüretini dahi gösterdi. Bu ve benzeri yüzlerce örnek gösterilebilir. Tüm bu söylemler ve eylemler ahlaksızlığın normalleşmesini aşama aşama toplumun belleğine yerleştirdi. Goebbels’in bile elinde olmayan propaganda araçlarıyla toplum duyarsızlaştırıldı... Devleti yönetenlerin bu sürece öncülük etmeleri ise ahlaksızlığın kurumsallaşmasına yol açtı. Yoksulluk arttıkça, insanlar geçim derdine düştükçe, orta sınıf eridikçe, yoksula ekmek “hak” olarak değil, “lütuf” mantığıyla verildikçe toplum ahlaki bir çürüme ile karşı karşıya kaldı... 

Oysa Ebu Zer el Gifari, “Geceyi aç geçirip de kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim” diyor. 

Yani “hak arama” kavramını öne çıkarıyor. Saray iktidarıyla masaya oturan sendikacılara bakın, işçinin hakkını alın terini değil, adeta devleti soyduranların, soyanların çıkarlarını savunur bir pozisyon alıyorlar... Kaldı ki işçi sendikaları sadece çalışanların haklarını savunmakla da sorumlu değiller. Bu sendikalar, demokratik, laik, sosyal hukuk devletini de savunmak zorundadırlar. Ama üzülerek ifade edeyim ki bugün için bu sendikalar bu bilinçten oldukça uzaktırlar. Sadece bazı sendikalar mı? Kuşkusuz hayır, Saray iktidarına yakın bazı sözde sivil toplum örgütleri, medya kuruluşları da (!) (havuz medyası) kurumlaşan ahlaksızlığa kol kanat geriyorlar. Pazar artıklarından, çöp kutularından yiyecek toplayan on binler onları hiç ilgilendirmiyor. Ama ben yine de Nâzım’ın şiirinden bir bölümü bu yazıya almak isterim. 

“Açlık ordusu yürüyor/ yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için/ hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor/ yürüyor ayakları kan içinde.”

DEVLETTEKİ ÇÜRÜMENİN DRAMATİK YANSIMALARI...

Bir haber (31.12.2023 medya) hepimizi derinden üzdü... Zihinsel engelli kızını öldürdükten sonra intihar eden baba tarafından yazılan mektup, olayın ardındaki trajik hikâyeye ışık tuttu. Baba, mektubunda, “Eğer ölürsem, kızıma kim bakacak? Ortada kalır. Hakkınızı helal edin” ifadelerini kullanarak kızını öldürüp sonra intihar etti... Bu çaresizliği yaratan ve 22 yıldır iktidarda olan Erdoğan acaba bir vicdani ve ahlaki sorgulama yaptı mı? Yaptığını hiç sanmıyorum... Erdoğan, devleti “sosyal devlet” olmaktan çıkarıp üst gelir gruplarına, faizcilere, tefecilere, 5’li çetelere, uyuşturucu baronlarına hizmet eden ve milyonları fakirliğe mahkûm eden politikanın sorumlusudur. 

Sosyal devleti temelden sarsan, anayasayı askıya alan, hak arama taleplerini şiddet kullanarak baskılayan bir yönetim, doğal olarak ahlaksızlığın kurumsallaşmasına zemin hazırlarlar... Açıkça söylemek gerekiyorsa, evrensel ahlaki kuralların bile göz ardı edildiği bir devlette çürüme başlar ve ahlaksızlık kurumlaşır. 

Biliyorum bazı okuyucular bu kadar sert bir tanımlama yapmayı doğru bulmayabilirler. Ama şunu asla unutmayalım. Bir kamu bankası yöneticisi tasarrufunu bankaya yatırmayıp da evde ayakkabı kutusunda tutuyorsa, bu hayatın olağan akışına aykırıdır ve bunun rüşvet olduğu bellidir. Peki, acı olan ne? Bu rüşvetçinin önce yargıda aklanması (!) ve daha sonra rüşvet parasına devletin ayrıca faiz ödemesidir. Üstelik mahkeme kararıyla... Böyle bir ahlaksızlık dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmamıştır. Ama bizde yaşandı... Çünkü ahlaksızlık kurumlaştı...

SONUÇ

Gelecekten umutsuz muyuz? Elbette ki hayır. Bu toprakların gördüğü en büyük devlet adamı, devletimizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” Evet, bizler adaletin ve ahlakın egemen olduğu bir Türkiye için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Adaleti, ahlakı ve erdemi egemen kılıncaya kadar... Özetle; ahlaksızların ahlak bekçiliğine soyunmalarına izin vermeyeceğiz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU

CHP 7. GENEL BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Hediye, hata, dönüş... - Hamza Kie

Hiçbir belediye başkanı ya da meclis üyesi yalnızca kara kaşı, kara gözü için transfer edilmez.

Devamını Oku
12.10.2026
‘Ben bir kız çocuğuyum’ - Prof. Dr. Ayşe Yüksel

“Adım Halime, köyde yaşıyorum, ilkokul bitince ortaokula nereye gideceğim diye düşünüyorum, yatılı ortaokul varmış, keşke babam beni oraya gönderse. Bilmiyorum ki nasıl bir yer!”

Devamını Oku
12.10.2026
Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti mi? - Erol Türk

Devlet, faaliyetlerini yürütmek için birtakım araçlara muhtaçtır.

Devamını Oku
10.10.2026
Mücadeleyi büyütebilmek… - Hüseyin Özkahraman

İstemeye istemeye de olsa Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nde derin bir siyasi ayrışma ve ayrılıklar yaşandı.

Devamını Oku
10.10.2026
Çürümeye alışmak - Mehmet Utku Şentürk

Şükrü Erbaş birkaç dizeyle bazen sayfalar dolusu sosyoloji metninin anlatamadığını anlatıyor.

Devamını Oku
09.10.2026
Nispi temsil ve geri çağırma hakkı - Yüksel Işık

İlk değildi Cemil Tugay, belki son da olmayacak.

Devamını Oku
09.10.2026
Türkiye, ABD ve ‘stratejik ortaklık’ - Doğu Silahçıoğlu

Türk-ABD ilişkilerinde politik altyapı oluşturmak ve kamuoyu desteği sağlamak amacıyla siyasi çevrelerce sıklıkla “stratejik ortak” tanımı kullanılmaktadır.

Devamını Oku
08.10.2026
Endüstriyel demokrasi - Engin Ünsal

Yurttaşların seçmen olarak ülkenin yönetimine katılmasına siyasal demokrasi, işçilerin sendikaları aracılığı ile işyerlerinde ve ülke çapında ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesine katılmalarına endüstriyel demokrasi diyoruz.

Devamını Oku
08.10.2026
Birlikte yaşamın hukukunu kurmak - Cem Alptekin

Toplumsal yaşamda düşünce, inanç ve dünya görüşü farklılıklarının bulunması yaşamın doğal bir sonucudur.

Devamını Oku
07.10.2026
Bir devrin inceliği: Göksel Arsoy - Aybars Kuday

Bazı sanatçılar, oynadıkları rollerin ötesinde bir dönemin belleğinde yer edinir.

Devamını Oku
07.10.2026
Türkiye’nin Ezopları - Ülkü Sarıtaş

“Türkiye’nin Ezopları”nın sonuncusu İoanna Kuçuradi’ydi.

Devamını Oku
07.10.2026
'İyi ana' İoanna Kuçuradi - Mucize Özünal

İoanna Kuçuradi’nin adını anarken insan olmanın onuru ve sorumluluğunun bilgisiyle insanı insan etmeye adanmış bir ömürden söz etmeliyiz.

Devamını Oku
06.10.2026
İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu - Atilla Can Akarcalı

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonrası yurdumuz işgal edilmiş, işgallere karşılık çok geçmeden bölgesel direniş örgütleri kurulmuştu.

Devamını Oku
06.10.2026
Planlı ekonomiden ‘nas ekonomisi’ne - Mehmet Tomanbay

Cumhuriyetle şekillenen ekonomi yönetimi anlayışı; bilimin ve aklın yol göstericiliğinde, kamunun rolünü ve planlamayı önemseyen, güçlü kurumlara ve hukuka dayanan, yaratılan refahın toplum kesimleri arasında adil paylaşılmasını amaçlayan kurumsal bir yapıya dayanıyordu

Devamını Oku
05.10.2026
Londra yeniden Avrupa’ya mı dönüyor? - Göktürk Tüysüzoğlu

İngiltere Başbakanı Andy Burnham geçen temmuz ayında Keir Starmer’ın yerine geçtiğinde Brexit tartışmasının yeniden alevleneceği öngörülebiliyordu.

Devamını Oku
05.10.2026
Kimi koruyor, kimi yok ediyoruz? - Gülay Ertürk

Yarın 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü.

Devamını Oku
03.10.2026
Bir zihniyetin iflası - Ayşe Atalay

Günlerdir tüm Türkiye’yi derinden sarsan fon krizi aslında bir zihniyetin, bir dünya görüşünün iflasıdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Mekke Anlaşması - Cihangir Dumanlı

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta Riyad’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması basında ve kamuoyunda gereken ilgiyi görmemiş, yeteri kadar tartışılmamıştır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çocuklar iş cinayetlerinde neden ölüyor? - Özgür Hüseyin Akış

Aslında başlıktaki sorunun kendisi bile başlı başına bir toplumsal itirazdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çin’in silahı: Zaman - Nejat Eslen

Çin’in siyasetini uzun vadeli, küresel jeopolitik vizyonu yönlendirir.

Devamını Oku
01.10.2026
İş kazasının görünmeyen ortakları - Mehmet Altınkaynak

Bir iş kazası olduğunda ilk yaptığımız şey genellikle bir neden aramak oluyor.

Devamını Oku
01.10.2026
Eriyen bütçenin faturası vatandaşa... - Mehmet Özdağ

Bütçe açığının asıl kaynağı halka verilen enerji desteği değil faiz ödemeleridir; çözüm faturaya yeni zam yapmakta değil, enerji verimliliğinde aranmalıdır.

Devamını Oku
30.09.2026
Siyasetin sonu mu? - Utku Yapıcı

Siyasetin sonunun geldiği iddiası, ilk duyduğunuzda kulağa gerçeklikle açıkça çelişen bir iddia olarak gelebilir.

Devamını Oku
30.09.2026
Bilgiyi koruyan kim? - Ömür Tanyel

2001’de ortaya çıkan Vikipedi’nin fikri cesurdu...

Devamını Oku
30.09.2026
Sosyal devlet olmayınca... - Şafak Yüca

Sabah 6’da çıkıyorlar yola.

Devamını Oku
29.09.2026
Dünya Kuduz Günü - Gülay Ertürk

Kuduzdan insan ölümü kader değildir.

Devamını Oku
28.09.2026
Kavganın da hukuku var - Abdullah Dörtlemez

İnsanların aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi, aynı yerden bakması beklenebilir mi?

Devamını Oku
28.09.2026
Yapay zekâ eylem planı ne söylüyor? - Tayfun İşbilen

18 Ağustos 2026’da Resmi Gazete’de yayımlanan bir genelgeyle Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026- 2030) yürürlüğe girdi

Devamını Oku
26.09.2026
Kapitalizmin sonsuz sonu- Kaan Eroğuz

İngiltere’de tarımsal üretim ilişkilerinin dönüşmesi ve kırsal alandaki nüfusun geçimini sağlamak için pazara bağımlı (market dependence) duruma gelmesiyle ortaya çıkan kapitalizm, genel itibarıyla 16. yüzyıldan bu yana ekonomik, siyasal ve sosyal yaşantımızı şekillendirmektedir.

Devamını Oku
25.09.2026
Siyaset sahnesi ve Özgür Özel - Gani Aşık

Özgür Özel’in parti genel başkanı olarak siyaset sahnesine çıktığı dönem, siyasal İslamcı iktidarın 24 yıldan bu yana Atatürk Cumhuriyeti’nin burçlarına ortaçağ topları ile saldırdığı, temellerini Vahdettin salvoları ile sarstığı bir devreye denk geldi.

Devamını Oku
25.09.2026
Okulda şiddet tırmanıyor - İsmail Doğan

Son yıllarda toplum olarak içimizi yakan olaylara tanıklık ediyoruz.

Devamını Oku
24.09.2026
Sanatın metalaşması - Hüseyin Yıldırım

İş dünyası veya yerel yönetimlerin “konaklama ve ağırlama” karşılığında eser toplama modeli giderek yaygınlaşıyor.

Devamını Oku
24.09.2026
Dil, tarih, eğitim ve ‘Kürtçe’ - Ahmet Küçükşahin

Kürtlerin dili “Kürtçe” midir?

Devamını Oku
23.09.2026
Türkiye’de sosyal politikaların aşınması - Halit Payza

Sosyal devlet kavramı, yurttaşlarına asgari bir yaşam standardı sağlamayı, gelir eşitsizliklerini azaltmayı ve eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere herkesin ulaşabilmesini amaçlayan bir anlayışı ifade eder.

Devamını Oku
23.09.2026
Siyasal projeler ve Aleviler - Mahmut Aslan

Türkiye, 40 yıla yayılan Kürt meselesini çözme olanağını arıyor.

Devamını Oku
22.09.2026
İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 19 Mart 2025’ten bu yana kanıtlanmamış birtakım suçlamalarla tutuklu olan, o nedenle İçişleri Bakanlığı’nca anayasanın 127., Belediye Kanunu’nun 47. maddesi uyarınca “geçici bir tedbir olarak” görevinden uzaklaştırılan başkanı Ekrem İmamoğlu, 25 Ekim 2022 günü Tuzla İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi 3. Kademesi’nin açılışında Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın yaptığı konuşma üzerine kendi konuşmasında “kamu görevlisine hakaret” ettiği iddiasıyla yargılandığı İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde iki kez beraat ettikten sonra istinaf yoluyla başvurulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, bozma kararıyla dosyayı yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderdi.

Devamını Oku
21.09.2026
‘Sanayinin musikisi’ susarken... - İbrahim Berksoy

Cumhuriyetin iktisadi kalkınmaya dayalı “atılım dönemi”nin ilk yıllarından beri ülkemizde dokuma sanayisi öncelikli sektörlerin başında gelmiştir.

Devamını Oku
19.09.2026
Birleşik Krallık’ta ayrılık sınavı - Göktürk Tüysüzoğlu

İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki bağımsızlık yanlısı siyasi liderlerin Cardiff’te imzaladığı mutabakat zaptı, Birleşik Krallık’ın anayasal mimarisini yeniden tartışmaya açtı.

Devamını Oku
19.09.2026
Kıbrıs’ta değişmeyen denklem - Ahmet Göksan

Kıbrıs adasının uluslararası gündemden hiç düşmemesinin temelinde, adanın iki halkı arasındaki siyasi anlaşmazlığın yanı sıra, 1960’ta kurulan ortaklık düzeninin kısa sürede bozulması ve bugün de devam eden statü tartışması bulunuyor.

Devamını Oku
18.09.2026
Emeklinin örgütlenme hakkı ve sendika - Musa Kocaman

Emekli olmak, toplumdan emekli olmak değildir.

Devamını Oku
18.09.2026

İlgili Haberler