Ahlaksızlığın kurumsallaşması - Kemal KILIÇDAROĞLU
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ahlaksızlığın kurumsallaşması - Kemal KILIÇDAROĞLU

06.03.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bir grup siyasetçi, tarihçi, sosyolog ve felsefeciyle konuşuyoruz. Doğal olarak Türkiye’yi ve insanımızı konuşuyoruz. Şunları söyledim hocalarıma: Yoksulluk giderek artıyor. Ahlak ve adalet konusunda en duyarlı kesim olan “orta sınıf” kan kaybediyor. Yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonlar var. Anneler, babalar, çocuklar, engelliler... Binlerce aile pazar artıklarından ya da yakınlarının desteğiyle hayatlarını sürdürebiliyor. 

Bu durum yoksulluğun yaygınlaşmasına ve normalleşmesine yol açıyor. İktidarın da politikalarıyla insanımız yoksulluğu artık “kader” olarak algılamaya başlıyor. “Ben niçin yoksulum” sorusunu sormak akıllarına dahi gelmiyor... Daha acı olanı ise bu soruyu sorması gereken ve işçilerin haklarını savunacak sendikaların yozlaşmış sisteme adeta entegre olmaları... İşçiler sendikalarını aşarak hak aramaya başladıklarında ise önlerine polis engeli çıkıyor. Seslerini duyuramıyorlar. Sadece sendikalarını değiştirdikleri için işten atılan Şanlıurfa’daki Özak Tekstil işçileri bunun tipik örneğidir.

GIDIM GIDIM ‘YARDIM’

Yoksulluğun kader olarak algılanması “hak arama” talebini gölgeliyor. “Fakir hep fakir kalır” kabulü yaygınlaşıp içselleştiriliyor. Yoksulluk derinleşip yaygınlaştıkça yardıma muhtaç milyonlara Erdoğan’ın denetimindeki tek kişilik Saray hükümeti gıdım gıdım “yardım” yapmaya başlıyor. Ve yoksullar, yardımı devletin değil, Erdoğan’ın yaptığını zannediyorlar. Çünkü devletin tüm birimleri bu yardımı Erdoğan’ın yaptığını dillendiriyor. Böylece 5’li çetelere, tefecilere hizmet ederek yoksulluğu derinleştiren iktidar, yoksulları adeta kendi iktidarının güvencesi haline getiriyor. Bu insani ve ahlaki bir tutum değil.

Evet, bu insani ve ahlaki bir tutum değil... Ama Bertolt Brecht şöyle diyor... “Önce ekmek, sonra ahlak...” Aç insanın önceliği geçmişte de ahlak değildi, günümüzde ahlak değil... Açlığın yoksulluğun derinleştiği toplumların birinci önceliği doğal olarak, geçinmek, karın doyurmaktır. “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin” özdeyişinin özünde de açlığın bir kişi, aile ve toplum için tehlikeli boyutlarına vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla sosyal devlet, adalet ve ahlak kavramlarını hem geniş kitlelerin içselleştirmesini sağlamak hem de devletle yurttaş arasındaki güveni oluşturmak için aç ve açıkta vatandaş bırakmamak durumundadır. Ancak bir devlet, halkın devleti olmaktan çıkıp bir parti devletine dönüşmüşse ve o parti de tek kişinin egemenliğinde olup tek kişinin denetimine tabi ise ahlaktan ve adaletten söz edemezsiniz. 

Nitekim bugün geldiğimiz nokta da maalesef budur. Devlet halkına hizmet eden bir devlet olmaktan çıkmış, büyük ölçüde bir avuç haramzadeye hizmet eden kuruma dönüşmüştür. 

Bunun içindir ki ahlaki kuralların temelden sarsıldığı, adalete duyulması gereken güvenin giderek kaybolduğu bir süreci yaşıyoruz. Kaldı ki bunu sadece politikacılar olarak bizler söylemiyoruz. Bunu yetkililer de ifade ediyorlar. Ayrıca sokaktaki vatandaşa “Türkiye’de adalet var mı? Yargıya güveniyor musunuz?” diye sorduğunuzda acı gerçeği sade vatandaştan da öğrenebilirsiniz. 

ÖNCELİK KENDİLERİNE

Devleti şirketmiş gibi yöneten politikacılar, doğal olarak (!) devletten nemalanmayı önce ailelerinden ve yakın çevrelerinden başlatırlar. Yakın çevrelerini devletin her türlü olanaklarından (göstermelik ihalelerle büyük işlerin verilmesi gibi) yararlandırırlar. Bu olanak devleti yöneten aileye büyük para ve hediyelerin gelmesinin kapısını açar. Kuşkusuz bu kirli işleri birilerinin ahlak adına (!) savunması gerekiyor. Bunu da oluşturdukları ve kiralık kalemlerin yer aldığı “havuz medyası” üstlenir. Böylece devlet yönetiminde ahlaksızlığın da savunuculuğunu yapan medya oluşturulur. 

Kuşkusuz ahlaksızlık sadece bunlarla da sınırlı kalmaz. Ahlaksızlığı devlet yönetiminde egemen kılan anlayış kendisini ve yakın çevresini de güvence altına almak ister. 5’li çetelere büyük mali olanaklar sağlamakla birlikte, yandaşlara yargıda, yargı dışında devlet katında önemli makamlar da ikram (!) edilir. Örneğin, Yargıtay üyeliğini küçümseyen, beğenmeyen, torpille Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanır. Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayanlar, Yargıtay üyesi yapılır. Hatta bazen o kadar ileri gidilir ki “rüşvet aldığı bilinen” kişiler “büyükelçi” atanır. 

Aslında bu örnekler bile ahlaksızlığın devlet katında ulaştığı boyutu göstermesi açısından önemlidir. Tabiidir ki bu rüşvetçi büyükelçilerin Türkiye’nin sırlarını para karşılında satmayacağını kimse garanti edemez. Hiç kimse şunu unutmamalı, liyakatin yok edildiği bir devlet yönetiminde ahlaksızlığın egemen olması kaçınılmazdır. Arzu edenler, Prof. Dr. Ahmet Mumcu’nun “Osmanlı Devletinde Rüşvet” kitabını okuyabilirler. 

Ahlaki değerlerin bu denli ayaklar altına alındığı bir süreç Cumhuriyet döneminde hiç yaşanmadı. İlk kez yaşanıyor. Devletin adeta bütün kurumları ahlaki zafiyetle karşı karşıya... Toplumumuzu toplum yapan değerlerin içi bilerek, isteyerek; planlı bir şekilde boşaltıldı. Ve ülkemizde ahlaksızlık ne yazık ki kurumsallaştırıldı. Devleti yöneten kişinin TBMM’de “namusu ve şerefi üzerine” ettiği yemine sadık kalmaması ahlaksızlığın ulaştığı zirveyi göstermesi açısından sorgulamamız gereken bir olaydır. Daha acı olanı ise bu olayın özellikle bazı “İslami çevrelerde (!)” kabul görmesidir. Oysa sevgili peygamberimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” der. Çıkarın; inancın ve ahlakın önüne geçtiği acımasız bir dönemi yaşıyoruz... O kadar ki Gazi Meclis’imiz bile, ahlaksızlığı aklayan bir ibra organına dönüştürüldü. Kuşkusuz ahlaki değerlerde çürüme, birden bire ortaya çıkmadı. Saray’daki “tek kişilik hükümet” 20 yılı aşkın iktidarında toplumun ahlaki değerlerini aşama aşama çürüttü. Yapılanların doğru olduğuna yönelik propaganda bugünkü acı tablonun ortaya çıkmasına yol açtı. Daha acı olanı ise ahlaki çürümenin din – inanç kullanılarak meşrulaştırılmasıydı. Böylece ahlaksızlığı kurumlaştırmanın da yolu açılıyordu. Örneğin iktidar için sahte videolar yapmak normaldi. Seçmene yalan söylemek normaldi... Halktan alınan verginin hesabını halka vermemek normaldi... Savurganlık; bırakın ayıp olmayı, itibar için gerekliydi ve normaldi. Bırakın yasaları, anayasayı bile uygulamamak normaldi. Milyonlar ekmeğinin derdine düşürülürken Saray’a sadakat ve suça ortaklık normaldi. Rüşvet alanların, yolsuzluk yapanların, yasadışı gelir elde edenlerin, uyuşturucu baronlarının, 5’li çetelerin her türlü ahlaksızlığı yapanların iktidar katında itibar görmesi normaldi... 

Ahlaksızlık o boyutlara ulaştı ki devleti yöneten kişi “Yerel seçimlerde bize oy vermezseniz size hizmet gelmez” deme cüretini dahi gösterdi. Bu ve benzeri yüzlerce örnek gösterilebilir. Tüm bu söylemler ve eylemler ahlaksızlığın normalleşmesini aşama aşama toplumun belleğine yerleştirdi. Goebbels’in bile elinde olmayan propaganda araçlarıyla toplum duyarsızlaştırıldı... Devleti yönetenlerin bu sürece öncülük etmeleri ise ahlaksızlığın kurumsallaşmasına yol açtı. Yoksulluk arttıkça, insanlar geçim derdine düştükçe, orta sınıf eridikçe, yoksula ekmek “hak” olarak değil, “lütuf” mantığıyla verildikçe toplum ahlaki bir çürüme ile karşı karşıya kaldı... 

Oysa Ebu Zer el Gifari, “Geceyi aç geçirip de kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim” diyor. 

Yani “hak arama” kavramını öne çıkarıyor. Saray iktidarıyla masaya oturan sendikacılara bakın, işçinin hakkını alın terini değil, adeta devleti soyduranların, soyanların çıkarlarını savunur bir pozisyon alıyorlar... Kaldı ki işçi sendikaları sadece çalışanların haklarını savunmakla da sorumlu değiller. Bu sendikalar, demokratik, laik, sosyal hukuk devletini de savunmak zorundadırlar. Ama üzülerek ifade edeyim ki bugün için bu sendikalar bu bilinçten oldukça uzaktırlar. Sadece bazı sendikalar mı? Kuşkusuz hayır, Saray iktidarına yakın bazı sözde sivil toplum örgütleri, medya kuruluşları da (!) (havuz medyası) kurumlaşan ahlaksızlığa kol kanat geriyorlar. Pazar artıklarından, çöp kutularından yiyecek toplayan on binler onları hiç ilgilendirmiyor. Ama ben yine de Nâzım’ın şiirinden bir bölümü bu yazıya almak isterim. 

“Açlık ordusu yürüyor/ yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için/ hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor/ yürüyor ayakları kan içinde.”

DEVLETTEKİ ÇÜRÜMENİN DRAMATİK YANSIMALARI...

Bir haber (31.12.2023 medya) hepimizi derinden üzdü... Zihinsel engelli kızını öldürdükten sonra intihar eden baba tarafından yazılan mektup, olayın ardındaki trajik hikâyeye ışık tuttu. Baba, mektubunda, “Eğer ölürsem, kızıma kim bakacak? Ortada kalır. Hakkınızı helal edin” ifadelerini kullanarak kızını öldürüp sonra intihar etti... Bu çaresizliği yaratan ve 22 yıldır iktidarda olan Erdoğan acaba bir vicdani ve ahlaki sorgulama yaptı mı? Yaptığını hiç sanmıyorum... Erdoğan, devleti “sosyal devlet” olmaktan çıkarıp üst gelir gruplarına, faizcilere, tefecilere, 5’li çetelere, uyuşturucu baronlarına hizmet eden ve milyonları fakirliğe mahkûm eden politikanın sorumlusudur. 

Sosyal devleti temelden sarsan, anayasayı askıya alan, hak arama taleplerini şiddet kullanarak baskılayan bir yönetim, doğal olarak ahlaksızlığın kurumsallaşmasına zemin hazırlarlar... Açıkça söylemek gerekiyorsa, evrensel ahlaki kuralların bile göz ardı edildiği bir devlette çürüme başlar ve ahlaksızlık kurumlaşır. 

Biliyorum bazı okuyucular bu kadar sert bir tanımlama yapmayı doğru bulmayabilirler. Ama şunu asla unutmayalım. Bir kamu bankası yöneticisi tasarrufunu bankaya yatırmayıp da evde ayakkabı kutusunda tutuyorsa, bu hayatın olağan akışına aykırıdır ve bunun rüşvet olduğu bellidir. Peki, acı olan ne? Bu rüşvetçinin önce yargıda aklanması (!) ve daha sonra rüşvet parasına devletin ayrıca faiz ödemesidir. Üstelik mahkeme kararıyla... Böyle bir ahlaksızlık dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmamıştır. Ama bizde yaşandı... Çünkü ahlaksızlık kurumlaştı...

SONUÇ

Gelecekten umutsuz muyuz? Elbette ki hayır. Bu toprakların gördüğü en büyük devlet adamı, devletimizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” Evet, bizler adaletin ve ahlakın egemen olduğu bir Türkiye için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Adaleti, ahlakı ve erdemi egemen kılıncaya kadar... Özetle; ahlaksızların ahlak bekçiliğine soyunmalarına izin vermeyeceğiz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU

CHP 7. GENEL BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Öncelikle Mavi Vatan’da sondaj - Hikmet Sami Türk

Yeni derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, 15 Şubat’tan bu yana petrol ve doğalgaz aramak amacıyla Somali’ye gitmek için yolda.

Devamını Oku
10.03.2026
Cumhuriyet’in bekası, ekonomi ve ‘kararsızlar’ - Sıtkı Ergüney

Kamuoyu araştırmaları, her üç seçmenden birinin yaklaşan genel seçimde oy vermeyi düşündüğü partiyi henüz belirleyemediğini gösteriyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026

İlgili Haberler