Ahlaksızlığın kurumsallaşması - Kemal KILIÇDAROĞLU
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ahlaksızlığın kurumsallaşması - Kemal KILIÇDAROĞLU

06.03.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bir grup siyasetçi, tarihçi, sosyolog ve felsefeciyle konuşuyoruz. Doğal olarak Türkiye’yi ve insanımızı konuşuyoruz. Şunları söyledim hocalarıma: Yoksulluk giderek artıyor. Ahlak ve adalet konusunda en duyarlı kesim olan “orta sınıf” kan kaybediyor. Yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonlar var. Anneler, babalar, çocuklar, engelliler... Binlerce aile pazar artıklarından ya da yakınlarının desteğiyle hayatlarını sürdürebiliyor. 

Bu durum yoksulluğun yaygınlaşmasına ve normalleşmesine yol açıyor. İktidarın da politikalarıyla insanımız yoksulluğu artık “kader” olarak algılamaya başlıyor. “Ben niçin yoksulum” sorusunu sormak akıllarına dahi gelmiyor... Daha acı olanı ise bu soruyu sorması gereken ve işçilerin haklarını savunacak sendikaların yozlaşmış sisteme adeta entegre olmaları... İşçiler sendikalarını aşarak hak aramaya başladıklarında ise önlerine polis engeli çıkıyor. Seslerini duyuramıyorlar. Sadece sendikalarını değiştirdikleri için işten atılan Şanlıurfa’daki Özak Tekstil işçileri bunun tipik örneğidir.

GIDIM GIDIM ‘YARDIM’

Yoksulluğun kader olarak algılanması “hak arama” talebini gölgeliyor. “Fakir hep fakir kalır” kabulü yaygınlaşıp içselleştiriliyor. Yoksulluk derinleşip yaygınlaştıkça yardıma muhtaç milyonlara Erdoğan’ın denetimindeki tek kişilik Saray hükümeti gıdım gıdım “yardım” yapmaya başlıyor. Ve yoksullar, yardımı devletin değil, Erdoğan’ın yaptığını zannediyorlar. Çünkü devletin tüm birimleri bu yardımı Erdoğan’ın yaptığını dillendiriyor. Böylece 5’li çetelere, tefecilere hizmet ederek yoksulluğu derinleştiren iktidar, yoksulları adeta kendi iktidarının güvencesi haline getiriyor. Bu insani ve ahlaki bir tutum değil.

Evet, bu insani ve ahlaki bir tutum değil... Ama Bertolt Brecht şöyle diyor... “Önce ekmek, sonra ahlak...” Aç insanın önceliği geçmişte de ahlak değildi, günümüzde ahlak değil... Açlığın yoksulluğun derinleştiği toplumların birinci önceliği doğal olarak, geçinmek, karın doyurmaktır. “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin” özdeyişinin özünde de açlığın bir kişi, aile ve toplum için tehlikeli boyutlarına vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla sosyal devlet, adalet ve ahlak kavramlarını hem geniş kitlelerin içselleştirmesini sağlamak hem de devletle yurttaş arasındaki güveni oluşturmak için aç ve açıkta vatandaş bırakmamak durumundadır. Ancak bir devlet, halkın devleti olmaktan çıkıp bir parti devletine dönüşmüşse ve o parti de tek kişinin egemenliğinde olup tek kişinin denetimine tabi ise ahlaktan ve adaletten söz edemezsiniz. 

Nitekim bugün geldiğimiz nokta da maalesef budur. Devlet halkına hizmet eden bir devlet olmaktan çıkmış, büyük ölçüde bir avuç haramzadeye hizmet eden kuruma dönüşmüştür. 

Bunun içindir ki ahlaki kuralların temelden sarsıldığı, adalete duyulması gereken güvenin giderek kaybolduğu bir süreci yaşıyoruz. Kaldı ki bunu sadece politikacılar olarak bizler söylemiyoruz. Bunu yetkililer de ifade ediyorlar. Ayrıca sokaktaki vatandaşa “Türkiye’de adalet var mı? Yargıya güveniyor musunuz?” diye sorduğunuzda acı gerçeği sade vatandaştan da öğrenebilirsiniz. 

ÖNCELİK KENDİLERİNE

Devleti şirketmiş gibi yöneten politikacılar, doğal olarak (!) devletten nemalanmayı önce ailelerinden ve yakın çevrelerinden başlatırlar. Yakın çevrelerini devletin her türlü olanaklarından (göstermelik ihalelerle büyük işlerin verilmesi gibi) yararlandırırlar. Bu olanak devleti yöneten aileye büyük para ve hediyelerin gelmesinin kapısını açar. Kuşkusuz bu kirli işleri birilerinin ahlak adına (!) savunması gerekiyor. Bunu da oluşturdukları ve kiralık kalemlerin yer aldığı “havuz medyası” üstlenir. Böylece devlet yönetiminde ahlaksızlığın da savunuculuğunu yapan medya oluşturulur. 

Kuşkusuz ahlaksızlık sadece bunlarla da sınırlı kalmaz. Ahlaksızlığı devlet yönetiminde egemen kılan anlayış kendisini ve yakın çevresini de güvence altına almak ister. 5’li çetelere büyük mali olanaklar sağlamakla birlikte, yandaşlara yargıda, yargı dışında devlet katında önemli makamlar da ikram (!) edilir. Örneğin, Yargıtay üyeliğini küçümseyen, beğenmeyen, torpille Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanır. Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayanlar, Yargıtay üyesi yapılır. Hatta bazen o kadar ileri gidilir ki “rüşvet aldığı bilinen” kişiler “büyükelçi” atanır. 

Aslında bu örnekler bile ahlaksızlığın devlet katında ulaştığı boyutu göstermesi açısından önemlidir. Tabiidir ki bu rüşvetçi büyükelçilerin Türkiye’nin sırlarını para karşılında satmayacağını kimse garanti edemez. Hiç kimse şunu unutmamalı, liyakatin yok edildiği bir devlet yönetiminde ahlaksızlığın egemen olması kaçınılmazdır. Arzu edenler, Prof. Dr. Ahmet Mumcu’nun “Osmanlı Devletinde Rüşvet” kitabını okuyabilirler. 

Ahlaki değerlerin bu denli ayaklar altına alındığı bir süreç Cumhuriyet döneminde hiç yaşanmadı. İlk kez yaşanıyor. Devletin adeta bütün kurumları ahlaki zafiyetle karşı karşıya... Toplumumuzu toplum yapan değerlerin içi bilerek, isteyerek; planlı bir şekilde boşaltıldı. Ve ülkemizde ahlaksızlık ne yazık ki kurumsallaştırıldı. Devleti yöneten kişinin TBMM’de “namusu ve şerefi üzerine” ettiği yemine sadık kalmaması ahlaksızlığın ulaştığı zirveyi göstermesi açısından sorgulamamız gereken bir olaydır. Daha acı olanı ise bu olayın özellikle bazı “İslami çevrelerde (!)” kabul görmesidir. Oysa sevgili peygamberimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” der. Çıkarın; inancın ve ahlakın önüne geçtiği acımasız bir dönemi yaşıyoruz... O kadar ki Gazi Meclis’imiz bile, ahlaksızlığı aklayan bir ibra organına dönüştürüldü. Kuşkusuz ahlaki değerlerde çürüme, birden bire ortaya çıkmadı. Saray’daki “tek kişilik hükümet” 20 yılı aşkın iktidarında toplumun ahlaki değerlerini aşama aşama çürüttü. Yapılanların doğru olduğuna yönelik propaganda bugünkü acı tablonun ortaya çıkmasına yol açtı. Daha acı olanı ise ahlaki çürümenin din – inanç kullanılarak meşrulaştırılmasıydı. Böylece ahlaksızlığı kurumlaştırmanın da yolu açılıyordu. Örneğin iktidar için sahte videolar yapmak normaldi. Seçmene yalan söylemek normaldi... Halktan alınan verginin hesabını halka vermemek normaldi... Savurganlık; bırakın ayıp olmayı, itibar için gerekliydi ve normaldi. Bırakın yasaları, anayasayı bile uygulamamak normaldi. Milyonlar ekmeğinin derdine düşürülürken Saray’a sadakat ve suça ortaklık normaldi. Rüşvet alanların, yolsuzluk yapanların, yasadışı gelir elde edenlerin, uyuşturucu baronlarının, 5’li çetelerin her türlü ahlaksızlığı yapanların iktidar katında itibar görmesi normaldi... 

Ahlaksızlık o boyutlara ulaştı ki devleti yöneten kişi “Yerel seçimlerde bize oy vermezseniz size hizmet gelmez” deme cüretini dahi gösterdi. Bu ve benzeri yüzlerce örnek gösterilebilir. Tüm bu söylemler ve eylemler ahlaksızlığın normalleşmesini aşama aşama toplumun belleğine yerleştirdi. Goebbels’in bile elinde olmayan propaganda araçlarıyla toplum duyarsızlaştırıldı... Devleti yönetenlerin bu sürece öncülük etmeleri ise ahlaksızlığın kurumsallaşmasına yol açtı. Yoksulluk arttıkça, insanlar geçim derdine düştükçe, orta sınıf eridikçe, yoksula ekmek “hak” olarak değil, “lütuf” mantığıyla verildikçe toplum ahlaki bir çürüme ile karşı karşıya kaldı... 

Oysa Ebu Zer el Gifari, “Geceyi aç geçirip de kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim” diyor. 

Yani “hak arama” kavramını öne çıkarıyor. Saray iktidarıyla masaya oturan sendikacılara bakın, işçinin hakkını alın terini değil, adeta devleti soyduranların, soyanların çıkarlarını savunur bir pozisyon alıyorlar... Kaldı ki işçi sendikaları sadece çalışanların haklarını savunmakla da sorumlu değiller. Bu sendikalar, demokratik, laik, sosyal hukuk devletini de savunmak zorundadırlar. Ama üzülerek ifade edeyim ki bugün için bu sendikalar bu bilinçten oldukça uzaktırlar. Sadece bazı sendikalar mı? Kuşkusuz hayır, Saray iktidarına yakın bazı sözde sivil toplum örgütleri, medya kuruluşları da (!) (havuz medyası) kurumlaşan ahlaksızlığa kol kanat geriyorlar. Pazar artıklarından, çöp kutularından yiyecek toplayan on binler onları hiç ilgilendirmiyor. Ama ben yine de Nâzım’ın şiirinden bir bölümü bu yazıya almak isterim. 

“Açlık ordusu yürüyor/ yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için/ hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor/ yürüyor ayakları kan içinde.”

DEVLETTEKİ ÇÜRÜMENİN DRAMATİK YANSIMALARI...

Bir haber (31.12.2023 medya) hepimizi derinden üzdü... Zihinsel engelli kızını öldürdükten sonra intihar eden baba tarafından yazılan mektup, olayın ardındaki trajik hikâyeye ışık tuttu. Baba, mektubunda, “Eğer ölürsem, kızıma kim bakacak? Ortada kalır. Hakkınızı helal edin” ifadelerini kullanarak kızını öldürüp sonra intihar etti... Bu çaresizliği yaratan ve 22 yıldır iktidarda olan Erdoğan acaba bir vicdani ve ahlaki sorgulama yaptı mı? Yaptığını hiç sanmıyorum... Erdoğan, devleti “sosyal devlet” olmaktan çıkarıp üst gelir gruplarına, faizcilere, tefecilere, 5’li çetelere, uyuşturucu baronlarına hizmet eden ve milyonları fakirliğe mahkûm eden politikanın sorumlusudur. 

Sosyal devleti temelden sarsan, anayasayı askıya alan, hak arama taleplerini şiddet kullanarak baskılayan bir yönetim, doğal olarak ahlaksızlığın kurumsallaşmasına zemin hazırlarlar... Açıkça söylemek gerekiyorsa, evrensel ahlaki kuralların bile göz ardı edildiği bir devlette çürüme başlar ve ahlaksızlık kurumlaşır. 

Biliyorum bazı okuyucular bu kadar sert bir tanımlama yapmayı doğru bulmayabilirler. Ama şunu asla unutmayalım. Bir kamu bankası yöneticisi tasarrufunu bankaya yatırmayıp da evde ayakkabı kutusunda tutuyorsa, bu hayatın olağan akışına aykırıdır ve bunun rüşvet olduğu bellidir. Peki, acı olan ne? Bu rüşvetçinin önce yargıda aklanması (!) ve daha sonra rüşvet parasına devletin ayrıca faiz ödemesidir. Üstelik mahkeme kararıyla... Böyle bir ahlaksızlık dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmamıştır. Ama bizde yaşandı... Çünkü ahlaksızlık kurumlaştı...

SONUÇ

Gelecekten umutsuz muyuz? Elbette ki hayır. Bu toprakların gördüğü en büyük devlet adamı, devletimizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” Evet, bizler adaletin ve ahlakın egemen olduğu bir Türkiye için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Adaleti, ahlakı ve erdemi egemen kılıncaya kadar... Özetle; ahlaksızların ahlak bekçiliğine soyunmalarına izin vermeyeceğiz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU

CHP 7. GENEL BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025

İlgili Haberler