
Türkiye’de son dönemin manzarası, vicdan sahibi herkesi derinden yaralıyor. Onlarca CHP’li belediye başkanı ve meclis üyesi, soruşturmalarla, tutuklamalarla siyaset alanından tasfiye ediliyor. Halkın sandıkta verdiği karar, adliye koridorlarında ters yüz ediliyor.
Evet, hiç kimse seçimle geldim diye dokunulmaz değildir. Seçilmiş de yargılanabilir. Ama mesele, hukukun kimlere, ne zaman ve hangi saiklerle uygulandığında düğümleniyor. Bugün muhalefet belediyeleri peş peşe soruşturmalarla kuşatılırken iktidarın yıllardır işlediği ağır ihmal ve suçların hiçbiri sorgulanmıyor.
Millletin belleği güçlüdür. Herkes biliyor;
- “Efendim babacığım”la başlayan sıfırlama dosyaları neden rafa kaldırıldı?
- Devletin en kritik noktalarına sızan FETÖ ile yıllarca yapılan işbirliği, kumpas davaları, kaset komploları neden hiç hesap sorulmadan kapandı?
- On binlerce canımızı yitirdiğimiz depremlerde imar aflarının ve denetimsizliğin sorumluluğu kimden soruldu?
- Ciğerlerimizi kavuran orman yangınlarına müdahaledeki acziyetin hesabı kimden istendi?
- Terör saldırılarında ortaya çıkan güvenlik zafiyetleri kimlerin hanesine yazıldı?
Sicil kabarık, dosya dolu. Ama iktidarın siciline yargı eli değmiyor. Suç, muhalefetin nefes aldığı her yerde aranıyor, iktidarın gölgesinde ise hukuk susuyor.
Anayasanın 10. maddesi, herkesin kanun önünde eşit olduğunu söyler. Anayasa Mahkemesi de ilgili kararlarında, “Eşitlik ilkesi, devletin tüm işlemlerinde ayrımcılıktan uzak durmasını ve benzer durumdaki kişiler arasında makul bir neden olmaksızın farklı muamele yapılmamasını gerektirir.” vurgusunu yapar.
Bugün yaşanan tam da budur: Fiil iktidarda işlendiğinde görmezden gelinmekte, muhalefette zerresi görüldüğünde ise tutuklama sebebine dönüşmektedir. Yine anayasanın 36. maddesi, adil yargılanma hakkını güvence altına alır. AYM, “Adil yargılanma hakkı, sadece mahkeme önünde şeklen bulunmayı değil, yargılamanın bağımsız ve tarafsız mahkemelerce, makul sürede ve hakkaniyete uygun yürütülmesini de içerir” hükmüyle bu konuda da son derece net bir tavır almıştır. Oysa bugün, soruşturmaların siyasal baskı aracı haline getirildiği, sicili kabarık eski belediye başkanlarının belediyelere operasyon yapılmadan birkaç saat önce sosyal medyada paylaşım yaparak operasyonu bildirdiği bir ortamda, bu hakkın yalnızca kâğıt üzerinde kaldığı açıktır.
CUMHURİYETİN ONURUNU KORUYABİLMEK
Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti felsefesinin mimarları, cumhuriyeti kurarken yalnızca bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda ahlaklı siyaset anlayışı inşa etti. “Siyasi ve sosyal ahlakımızın dayanağı, milletin kendi iradesine güvenmesidir” diyerek, siyasetin özünü tarif ettiler. Bugün belediye başkanlarına, “Parti değiştir kurtul” denebiliyorsa bu yalnızca bireylere değil, bütün bir ulusa hakaret, toplumun siyasete katılma hakkına saldırı ve siyaset yapabilme ihtimalini engellemektir. Çünkü mesele, partilerin ötesinde Cumhuriyetin onurudur.
Türk ulusu, düşük standartların ülkesi olamaz. Bizim insanımız; ekonomide, eğitimde, siyasette, adalette her şeyin en iyisini hak ediyor ancak yurttaşın kulağına, “Oy verseniz de sonuç değişmez” mesajı fısıldanıyor. Bu, demokrasiyi zehirleyen, İnsanları siyasetten uzaklaştıran kopuşun başlangıcıdır. Bir süre sonra belli elitler hariç meclis üyesi dahi olmak isteyecek vatandaş bulunmaz, siyaset katılımı tükenir. En büyük yıkım, halkın umudunun tüketilmesidir.
Seçilmiş olan da yargılanır, hesap verir. Hatta en çok onlar yargılanır. Ama asıl mesele, iktidara asla dokunulmamasıdır. Ses kayıtlarıyla sabit yolsuzluk dosyalarının kapatıldığı, FETÖ ile işbirliklerinin unutturulduğu, depremlerin, yangınların, terör zafiyetlerinin, kumpasların hiç hesabının sorulmadığı bir düzende, muhalefeti topluca cezaevine göndermek adalet değil, intikamdır.
Laik Cumhuriyet tecrübemiz bize, adaletin olmadığı yerde özgürlüğün ve cumhuriyetten eksilterek demokrasi olmayacağını birçok kez öğretti. Türk milleti, tarih boyunca her badireyi aşmayı bilmiş bir millettir. Bu sınavı da aşacaktır. Çünkü bu mazlum millet bunca yaşanandan sonra, en iyisini hak ediyor: en tarafsız yargıyı, en temiz siyaseti, en güçlü demokrasiyi...
AV. KEREM DONAT