Siyasetsizleşerek yönetme krizi ve muhalefet - Cenk ÖZDAĞ
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Siyasetsizleşerek yönetme krizi ve muhalefet - Cenk ÖZDAĞ

03.06.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ülkece bir çıkmazdayız. Devletimizin kurumlarının zedelenmesi, hatta devletin kurumsallığının çökmesi sonucu, siyasetin Amerikanlaşmasının da etkisiyle, hemen her söylem ve politika hızla savunulup terk edilebiliyor. Seçmenin, ulusal ve küresel güç odaklarının tercihlerindeki değişimlere göre hızla tavır, söylem, yön değiştirebilen bir siyasal aygıt tarafından yönetiliyoruz. Bu aygıt sadece bir siyasal parti olsaydı, belki buna “tercih” deyip geçebilirdik. Ama bu aygıt devletleşti, devlet siyasetsizleşti, yapısı bozuldu ve çöktü. Bildiğimiz anlamıyla devlet çöküyor. Bu çöküş, salt Türkiye’yle sınırlı değil. 

ŞİRKET YÖNETİR GİBİ

Küresel kapitalizmin devletleri şirketmişçesine yönetme fantezisi, dünyanın dört bir yanında alıcı buluyor. Oligarkları hizaya sokan ve kendisi bir oligark konsey haline gelen Putin rejimi, Orban rejimi, bir bütün olarak ABD bu alıcıların başlıcaları. Ülkemiz seçmeni ve siyasal seçkinleri de bu fikri aldı. En çağdaş ve ilerici kesimler bile, devletin kötü yönetimini, kötü yönetilen bir şirketle kıyaslamak suretiyle meramını anlatıyor.  

Ülkemizin ekonomisinin kırılganlığıyla, kuralsızlığıyla, kargaşa içinde oluşuyla, bu siyasal tercih arasında doğrudan bağlantı var. Bu siyasal tercih, devletin güçlenmesine engel olduğu düşünülen “bürokratik yapının”, bu yapının koruyucusu ve malzemesi olduğuna inanılan eğitimli, çağdaş kesimlerin ortadan kaldırılma arzusunun da sonucu. Sokaktaki vatandaşın “Artık doktor dövebiliyoruz” diyebilmesi, aslında “zalim”, “engel”, “düşman” olarak gördüğü ve yerine geçmeyi arzuladığı sosyal sınıflara duyulan nefretin ifadesi. Bu nefret, ekonomi politik açıdan egemen sınıfların devletten, orta sınıftan, emekçilerden ve ilericilerden kurtulma arzusunda barut işlevi görüyor. Kısa ve orta vadeli çıkarlarla örtüşen bu yönelim, uzun vadede sermayenin de üzerinde yükseldiği, küresel çapta oyuncu haline gelmesini sağlayan demokratik düzeni, devleti ve belirli bir sınırda “yalandan da olsa” bir ülkü birliğinde bir araya gelmiş milleti ortadan kaldırmakla sonuçlanıyor. Bu uzun vade, “çok da uzun” bir süreye karşılık düşmeyebilir.  

Egemen sınıfların ve temsilcilerinin bu siyasal yönelimine karşı, orta sınıf başta olmak üzere emekçi kesimler ve ilericiler seçeneksiz. Bu nedenle ana akım siyasete tepkili kesimler, aynı rahatlıkla hem Zafer Partisi’ne hem TİP’e yönelebiliyorlar. Bu iki partinin, öfkeli kalabalıkların siyasallaşmasına olanak sunması da öfkeli kabalıkları teskin etmeye yaraması da mümkün.

SİYASET NASIL OLMALI? 

Burada karar vermek gerekiyor. Bu yeni politik iklimde sisteme karşı aynı araçlarla mı yani bir toplum mühendisliği ve halkla ilişkiler çalışmasıyla bir araya gelmiş seçim ittifaklarıyla mı, toplumsal enerjiyi sevk ve idare edebilecek imkân ve kabiliyetlere sahip bir örgütlenmeyle mi, yoksa bunların her ikisiyle birlikte mi karşı çıkılacak? Bu kararı vermedikçe, siyasal söylemler ve kadrolar üzerinden yıpratıcı bir iç hesaplaşmaya gidilecek gibi görünüyor. 

CENK ÖZDAĞ

HUKUKÇU, FELSEFECİ

Yazarın Son Yazıları

Mustafa Kemal ve ‘Çanakkale Efsanesi’ - Hüner Tuncer

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı’nda yenilgiye uğratılan müttefik güçler, Çanakkale Boğazı’nı yalnızca donanma ile geçemeyeceklerini anlamıştı.

Devamını Oku
25.04.2026
Okul kapısında biriken öfke - Deniz Öztürk

Şiddet, Türkiye’de artık tekil bir davranış değil; dilde kurulan, kültürde beslenen ve kurumlarda derinleşen yapısal bir sorundur.

Devamını Oku
25.04.2026
BİÇİM, İÇERİK VE KALKINMA - Necdet Adabağ

Biçim, bir şeyin dış görünüşüdür.

Devamını Oku
25.04.2026
Şeffaflaşan baskı - Fadime Uslu

Ulusal egemenlik tam bu noktada kırılıyor: 23 Nisan’da makam koltuklarının çocuklara devredilmesi sırasında.

Devamını Oku
24.04.2026
Güç zehirlenmesi - Suna Türkoğlu

Anayasamıza göre “Devletin temel amaç ve görevleri” Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak olarak; çok açık, kesin ve net bir biçimde belirlenmiştir.

Devamını Oku
24.04.2026
Egemenliğin adı: 23 Nisan - Hamza Kiye

23 Nisan 1920, yalnızca bir meclisin açıldığı tarih değildir.

Devamını Oku
23.04.2026