Örsan K. Öymen

23 Haziran’ın anlamı

01 Temmuz 2019 Pazartesi

31 Mart seçimlerinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve İYİ Parti’nin İstanbul’daki ortak adayı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının hukuka ve yasalara aykırı bir biçimde gasp edilmesinden sonra, halk 23 Haziran’da tekrarlanan seçimde, AKP’nin kurduğu dikta rejimine tokat gibi bir yanıt verdi. Ekrem İmamoğlu bu sefer seçimi yüzde 9 farkla kazanarak, İstanbul’un tarihinde belediye başkanlığına en yüksek oyla seçilen birkaç kişiden birisi olmayı başardı.
Trabzon’dan başlayıp önce İstanbul’u, daha sonra tüm Türkiye’yi etkisi altına alan bu Karadeniz fırtınası, ülkeyi bir padişah gibi yöneten Recep Tayyip Erdoğan’ın koltuğunu da salladı. Ekrem İmamoğlu’nun zaferi sadece Binali Yıldırım’a karşı değil, Recep Tayyip Erdoğan’a karşı da kazanılmış bir zafer oldu.
Ekrem İmamoğlu’nun halkta olumlu bir etki yaratan kişisel nitelikleriyle birlikte, AKP’nin ve Erdoğan’ın ilkesiz ve tutarsız stratejileri, hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının, yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığının ortadan kalkması, düşünce, ifade ve yayın özgürlüğüne vurulan darbeler, laikliğin büyük ölçüde bertaraf edilmesi, ekonomik kriz ve 31 Mart İstanbul seçimlerinin hukuka aykırı bir biçimde iptal edilmesi, AKP’nin İstanbul’da yaşadığı hezimette önemli bir rol oynadı.
Erdoğan’ın ise 23 Haziran’dan hâlâ bir ders almadığı, kendisi hariç herkesi bu seçim yenilgisinden sorumlu tuttuğu anlaşılıyor. Sorun Erdoğan’ın kendisi olduğu halde, sorunun kaynağı başka yerlerde aranıyor, sağlıklı bir neden ve sonuç ilişkisi kurulamadığı için, hem AKP hem de Türkiye içindeki kısırdöngü devam ediyor.
Erdoğan ayrıca, bu da yetmiyormuş gibi, seçimlerden sonra hâlâ, belediyelerin yetkilerini kısıtlamak için girişimlerde bulunmaktadır. Bu sadece belediye başkanlarına değil, belediye başkanlarını seçen halka yapılan bir saygısızlıktır. Anlaşılan, 6 Mayıs 2019’daki sivil darbe zihniyeti halen devam etmektedir, “seçimleri AKP kazandığı sürece sorun yok, ancak başka bir parti kazanırsa yetkilerini kısıtlarız ve onları çalıştırmayız” gibi faşist ve despotik bir yaklaşım ortaya konmaktadır.
Seçimle gelen bir siyasi partinin seçimle gitmemesi, devletin faşist güçler tarafından işgal edildiği anlamına gelir. AKP daha önce, yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığını, düşünce, ifade, yayın özgürlüğünü ve laikliği ortadan kaldırarak demokrasiye ve anayasaya büyük bir darbe vurmuştu. Geriye kala kala çok partili serbest seçimler kalmıştı, ancak 31 Mart seçimleriyle birlikte, demokrasinin bu unsuru da büyük bir darbe almıştır. Halk bu sürece 23 Haziran’da oylarıyla itiraz etmiş olsa da, AKP ve Erdoğan halkın verdiği bu mesajı anlamamakta ısrar etmektedir. Yıllarca, halka rağmen siyaset yapılamayacağını anlatan Erdoğan, artık halkı da karşısına almıştır.
Türkiye’deki Recep Tayyip Erdoğan vesayeti ortadan kalkmadıkça, demokrasiyle ilgili sorunların da, ekonomiyle ilgili sorunların da, dış politikayla ilgili sorunların da ortadan kalkmayacağı açıktır. Erdoğan, yargının ve yasamanın bazı yetkilerinin yürütmeye devredildiği anayasa referandumuyla birlikte Türkiye’nin sorunlarının daha kolay çözüleceği masalını yıllarca halka anlatıp durdu. Oysa bunun tam aksi oldu. Padişahlık sistemiyle birlikte ne ekonomideki sorunlar çözüldü, ne hukuk ve demokrasi alanındaki sorunlar çözüldü, ne de dış politikadaki sorunlar çözüldü.
23 Haziran seçimi sadece bir belediye seçimi değildi. 23 Haziran’da halk Erdoğan’a ve AKP’ye, çok büyük bir uyarı vermiştir. AKP ve Erdoğan bu uyarıyı da ciddiye almayıp aynı kafayla yoluna devam ederse, bir sonraki genel seçimde sandığa gömülüp bir büyük hezimet daha yaşayacaktır.  


Yazarın Son Yazıları

27 Mayıs ve ‘Gezi’ 1 Haziran 2020
Provokasyon mu? 25 Mayıs 2020
Diyanet’in yetkileri 4 Mayıs 2020
Post-Virüs -2- 27 Nisan 2020
Post-virüs 6 Nisan 2020
Virüs 23 Mart 2020
OdaTV 9 Mart 2020
İdlib faciası 2 Mart 2020