Meclis, Pandora, virüs, okullar.. açılıp saçıldıkça..

09 Ekim 2021 Cumartesi

Elimin altındaki televizyon kanalları hâlâ uygun olamadığı için, sabırsızlıkla beklediğim Meclis’in açılış günlerinin içindeki sıcak tartışmaları zamanım el verdikçe, görüntüsüz, seslerini tanıyor olarak izlemeye çalışıyorum. Gerisini televizyonların haber saatleri ile gazetemiz Cumhuriyet ağırlıklı güvendiğim yayınlardan toparlamaya çalışıyorum.. Gazetenin günlük çalışmalarında aktif görev alan bilgisayar uzmanlarımız bile henüz çözüm üretemediler..

Ne gazetede bulunduğum çalışma saatleri içinde ne de akşamları zorunlu kılındığım kablolu yayınların içinde çözüm üretemedim. Önceki gecenin haberlerinin aktarımından, kavgaların stresini düşürücü Meclis’te alınmış bilimsel, teknik önlemlere karşın, daha açılışın ikinci gününde büyük bir kavganın önlenemediğini görüntüsüz öğrenebildim. Altında kalınan yaşama dair ağır sorunlar, kitlelere yayılmış zorlukların önlenemez yükselişi ile önlenemez boyutlara tırmanmış öfke patlamasında çatışmacılıktaki kaos büyümekte..

Yaşamakta olduğumuz sorunları, gazetecilik tutkusu ile olabildiğince en güncel gündemden paylaşma takıntımla, kimi seçmeler yapmaya çalışmaktan başkaca çarem yok. Beni ne kadar daha çok etkilemiş olurlarsa olsunlar, paylaşmayı istediğim tek tek konular, gündemler üzerinden yazma modumda değilim.. Günlük yaşamımızda tek bir konuya odaklanma lüksümüzün olamadığı günleri yaşıyoruz. Yaşamımızın her anında nerede ise bir başka sorun, bir başka yaşam gerçeğimize dönük çözüm üretmek noktasında cebelleşip duruyoruz..

Sabah zamanında yola çıkabilmek uğruna evin içinde yapmak zorunda olduğum acil işleri bitirebilme, önemli bir eksiklik, yanlışlık yapmama uğruna koşturup dururken dün yaptığım gibi içinde suyla akşama kadar açık kalmış, ocak bırakmama, son dakikada maskemi unutup geri dönmek zorunda kalmamak uğruna dikkat kesilmişken, deprem korkusu gibi titreten bir gürültü ile sarsıldım..

Deprem değildi ama depreme dönük ağır hasarlı, nerede ise bir yıldır, pencere camları sökülmüş, çıplak balkonlarında yıkılı tuğlalar duran bitişik evi, lütfedip gerçekten yıkmaya başlamışlar. Sevinsem mi üzülsem mi bilemeden, evlerinde kalmak zorunda olan komşularımla birlikte önümüzü göremeden bundan sonraki en doğru yolun ne olabileceğini bir kez daha sorgulamaya çalıştım.

***

Gazeteye gelip bana ulaşmış posta haberlerini okuyup temizlemeye kalkışınca da ilk sırada, “AKP iktidarında çiftçi borcu 83 kat, vatandaş borcu 139 kat artmış” başlıklı istatistiklerle derlenmiş habere takıldım. Notunu alıp, silip ikinci takıldığım habere geçtiğimde, aramızdan ayrıldığı günden bu yana bir veda anı yazısı yazabilmeye bile yer ayıramadığım için çok sızlandığım sevgili Doğan Kuban Hoca’ya ilişkin bir paylaşımı gördüm.. Özetle sevgili, dünya çapında onurumuz bilim insanımızı anlatan tanıklıklardan, Cumhuriyet Türkiyesi’nin Atatürk devrimleri kazanımları sürecinde çok iyi okullarda okuma olanağını kazanmış olarak, hiç yurtdışında eğitim alma gereğini duymadan, dünya çapında donanım sahibi olabilmesinin büyüsünü paylaştım. Her zaman içten gülen gözlerinin ışığının sıcaklığının hiç kaybolmayacağını duyumsadım..

Pandora belgeleri üzerinde ülkemizi, bizi yaşamsal ilgilendirecek kirli işlerin kokusunu en başından almıştık. Üst üste gelmiş belgeli, bilgili haberlere sıraya girmişti. Kirli işler ağırlıklı çok daha büyüklerinin geleceğinin bilincinde olarak tek tek yer vermekten vazgeçiverdim.. Sayıştay’ın raporu üzerinden sızan kirli işlere ilişkin yeni taze haber sıralamasında ise şehir hastaneleri yolsuzlukları dikkatimi çekti. Biliyorsunuz Saray cephesi, bugüne kadar çıkmışları üzerinden sürdürdüğü kulak tıkanma rolünde devam diyorlar.

Cumhur cephesiden hesap vermeme çırpınışlarında işler öylesine ileriye götürüldü ki kendilerine hesap sorulan en çarpıcı konularda bile hesap vermek şöyle dursun, yalancı suçlamalarını en çok canlarını yakması gereken konularda, Kılıçdaroğlu, Akşener ön saflarda millet cephesi liderlerine dönük tersyüz etmekle, kendi seçmenlerini tutabilecekleri tek taktik yol gibi kullanıp duruyorlar..

Gazeteci arkadaşım Deniz Zeyrek’in kendi geçmişi üzerinden bugüne dönük gerçeklerin vurgulandığı yazısını çok sevdim. İktidara yönelttiği “Tezek mi yaksak, yosa gübre mi yapsak” sorusunun yanıtsız kalacağını bile bile, üreticinin çaresizliğini deneyimleriyle de kanıtlayan bilgi donanımının ironisini paylaşmayı seçtim.. Yargıtay’da nüfus savaşları, yeni Zekeriya Öz’lerin savaşları, Antalya’dan yurt için verilen para ile lüks otel inşaatı yolsuzluğu, atamalı rektörün kendi de içinde hukuksuz sayısız işleri.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları