Karşımızdakini oluşturmak
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

Karşımızdakini oluşturmak

13.07.2025 11:55
Güncellenme:
Takip Et:

Günlük yaşamda çocuklarımıza ve çevremizdeki yetişkinlere birtakım sıfatlar yöneltiriz, bunların önemli bir kısmı damgalama, yaftalama şeklindedir. Örneğin çocuklarımızın yaramaz, inatçı veya hırçın olduklarını söyleriz, bazı dostlarımızın ise çıkarcı olduklarını düşünürüz. Acaba bu damgalamalar gerçekçi midir?   

Çevremizdeki insanların birtakım özellikleri vardır, örneğin bazı kişilik özellikleri vardır. Bir ölçüde de biz onları öyle yaparız, adeta oluştururuz. Etkileşimin bu türüne “karşımızdakini oluşturmak” adını vermek istiyorum. Bu kavram eğitmek kavramından farklıdır; karşımızdakini oluşturmak dediğimiz zaman bilinçli olmadan onun davranışlarına şekil vermek söz konusudur. Bu konuda Bay K örneğine bakalım. 

BAY K

Brecht’in bir oyununda kahramanlardan Bay K şöyle der: “Ben bir adamla tanıştığımda kafamda onun krokisini çizerim, sonra da onu ona benzetirim.” “Krokiyi mi adama benzetirsin” diye sorarlar, o da “Hayır, adamı krokime benzetirim” diye cevap verir. Burada büyük sanatçı çok önemli bir konuyu dile getirmiştir; bakalım.

Diyelim ki bir şirkette görevlisiniz, sizin bölüme Kâmil Bey atandı, siz de Kâmil Bey’i mesleki geleceğiniz için bir tehdit olarak gördünüz. Ardında da kişisel kaygılarınızdan ötürü Kâmil Bey’i “ukala” olarak algıladınız. Yani Kâmil Bey’e ilişkin krokinizi başlangıçta hafifçe ukala olarak çizdiniz. Farz edelim ki bu yeni arkadaşınızın 30 davranışından sadece bir tanesi ukaladır, siz seçici algılama yoluyla onun özellikle ukala davranışlarını algılarsınız, ona ilişkin krokinizi zaman içinde daha keskin hale getirirsiniz. Giderek ona ukala muamelesi yapmaya başlarsınız, o da size ukalalık eder. Çünkü onu siz ukalalık etmeye itersiniz. Yani onu kendinize göre oluşturursunuz. Bir başka bölümdeki insanlar Kâmil Bey’in gelişinden ötürü kaygı duymamışlarsa ona ukala muamelesi yapmazlar, Kâmil Bey de ona ukalalık etmez, size eder.

ÇOCUKLARI OLUŞTURMAK

Çocuklarımızın davranışlarına, “eğitim” adı altında çoğunlukla bilinçli olarak şekil vermeye çalışırız ancak bir de farkında olmadan onları etkileriz. Bir defasında sabah anaokuluna çocuğu bırakan bir kadın veli, kapı aralığında öğretmene çocuğunun bir küfürlü cümle söylediğini belirtti ve “Evimizde bu kelime asla kullanılmaz, sınıfta mutlaka bir arkadaşından öğrenmiştir, dikkatli olun” dedi. Oğlu ise annenin kolunu çekerek, “Anne babam bazen arabada diyor” dedi. Anne mahcup oldu. (Velinin bu tür konuları kapı aralığında konuşması ayrı bir hatadır.)

İki, dört yaş arası çocuklarımızı “inatçı” diye yaftalarız. Çocuk belki özerk olmak için bir miktar inat ediyordur ancak duvarla inatlaşılmaz, inatlaşmak için iki kişi gereklidir, siz de çocuğunuzla inatlaşıyorsunuzdur. Bu yüzden onu inatçı olarak damgalamak ucuz çözüm, yarı bilimsellik olur.

Bazen de çocuklarımızın şımarık olduklarını düşünürüz. Çocuk kendinden kaynaklanan nedenlerden ötürü şımarık olmaz, sevildiği için şımarık olmaz, tutarsız davranırsak ve sınır koymazsak şımarır. Annem, “Çocuk aziz, terbiyesi daha aziz” derdi. Bir çocuğu hem çok sevmek hem de sınır koymak mümkündür. 

Hırçın olarak yaftalanan çocuklar vardır. Bu da yanlıştır, çocuğun hırçınlığı kendi içinden kaynaklanmaz, çocuk hırçınlığı kendi üretmez, ithal eder. Tıpkı denizin hırçınlığı gibi. Deniz de hırçınlığını kendisi üretmez, hırçınlığı rüzgârdan ötürüdür. Okulculuk alanında bir ilke vardır: Çocuğun her disiplinsiz davranışı bir imdat çağrısıdır. Çocuğun frekansını yakalarsanız, onun asıl sorununu anlayabilirseniz disiplinsizliğini çözebilirsiniz. (Frekansı yakalamak konusunda iki hafta önceki yazıma bakılabilir.)

YÖNETİCİLERİ OLUŞTURMAK

Dünyada bazı toplumlara hep demokratik liderler, bazı ülkelere ise diktatörler gelir. Bu durumun birçok nedeni vardır. Nedenlerden birisi şudur: Her toplum kendi bünyesine uygun bir yöneticiye talip olur, bir anlamda kendi yöneticisini kendisi oluşturur. Yani bazı toplumların başına demokratik, bazılarının başına ise diktatörlerin gelmesi tamamen tesadüf değildir. Her toplum, istediği, layık olduğu kişilerle, rejimlerle yönetilir. 

Çok yönlü bir lider olan, klasik çizginin dışına çıkmış olan Atatürk’ün aramızdan ayrılışından az sonra toplumun önemli bir kesimi bir baba arayışına girdi. Toplum, demokratik tavırlı, bilimi mürşit edinmiş bir baba yerine klasik çizgide bir baba istedi. Bu baba koruyup kollayan ama aynı zamanda arada kulak çekecek, gücünü hissettirecek bir babaydı. Demirel bu role talip oldu. Az sonra Özal da bir başka baba oldu, “Anayasayı bir defa delmekle bir şey olmaz” dedi. Toplumun bir kesimi baş edilebilir bir padişah istiyordu. Başlangıçta masum gözüken bu istek giderek bilimden ve yasalardan uzaklaşarak kendi diktatörünü oluşturabilir.   

İlgili Konular: #Çocuk

Yazarın Son Yazıları

Okul zorbalığı

Okul zorbalığı

Devamını Oku
12.04.2026
Songül ve Mahmut Telli

Zülfü Livaneli, “Serenad” isimli romanında “Türkiye’de her ailenin bir hikâyesi vardır” der. Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Sarıkamış, Kurtuluş Savaşı, 12 Mart’ın mağdurları, 12 Eylül’ün muğlak kayıpları ve türlü felaketler bu duruma neden olmuştur. Acısıyla, tatlısıyla kendine özgü hikâyesi olan bir Türk ailesi de Telli ailesidir. Songül ve Mahmtu Telli çiftinin Cenk ve Cem adlı iki oğulları olmuştu. Ailenin başına gelen felaket Cenk’i 19 yaşındayken Almanya’da bir trafik kazasında kaybetmeleriydi.

Devamını Oku
05.04.2026
Zorbalık

Zorbalık

Devamını Oku
29.03.2026
Binek taş kadar pırlanta

Kadın cinayetlerini durdurma çabası, kısıtlı çevrelerdeki kınama seanslarından sıyrılıp İstanbul Sözleşmesi gibi hukuki güvencelere ve toplumsal bağlantısallık ilkesine dayanmak zorunda. Siyasal üsluptaki öfke dilinden televizyon dizilerindeki silah güzellemesine kadar her ayrıntı, şiddeti bir yaşam biçimi olarak meşrulaştırıyor. Gerçek çözüm ise ekonomik iyileşme ve eğitim reformuyla desteklenen topyekûn bir kültürel değişimde yatmaktadır.

Devamını Oku
15.03.2026
Çocuk çeteleri

Çocuk çeteleri

Devamını Oku
22.02.2026
Balım kız, dalım oğul

Çocukluğun o hışırtılı radyo günlerinde, radyo başından ayrılmayan bir neslin belleğinde iz bırakan bir ses: Dr. Ceyhun Atuf Kansu’nun Anadolu coğrafyasını, bitkilerini ve kültürünü destansı bir üslupla anlattığı o unutulmaz radyo konuşmaları, Cumhuriyet’i ve Anadolu’yu selamlıyordu.

Devamını Oku
15.02.2026