Eril zorbalık ve ayrımcılık

16 Haziran 2020 Salı

Geçen hafta sonu Twitter’da bir kişi, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’ı hedef alan cinsiyetçi ve hakaret içeren bir paylaşım yaptı. 

Toplumun her kesimi anında büyük tepki gösterdi. Siyasi parti başkanları, onların eşleri olayı kınadı. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, açıklama yaparak çirkin paylaşımı lanetledi.

Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı kimliği tespit edilen şahıs hakkında gözaltı kararı verildiğini, yakalandığını ve soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Daha önceki haftalarda hatırlarsanız, yine Twitter’da CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, oyuncu Berna Laçin, avukat Feyza Altun ve gazeteci Nevşin Mengü’ye de AKP’li hesaplardan gelen taciz ve hakaret içeren mesajlar konuşulmuştu.

O zaman da olaya çeşitli kesimlerden tepki yağmış, medya konuyu gündemine almış, kadın dernekleri kınamıştı. 

Elbette böyle olması gerekir. Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığa, tacize karşı toplumun güçlü bir karşı duruş sergilemesi, özellikle Türkiye gibi geri kalmış toplumlarda hayatidir. 

***

Ne var ki benzer bir durumda şahsen deneyimlediğim ayrımcılığı ve bazı tespitlerimi de paylaşmam gerek. Çünkü benim yaşadığım, birçok kadının başına geliyor ve onların benim gibi bunu duyuracak başka bir kanalı da yok. 

Geçenlerde bu köşede at yarışlarının gerisindeki sistematik zulüm konusunda yazdığım yazıdan sonra, Twitter’da günlerce sosyal medya lincine maruz kaldım. Çok sayıda hesaptan şahsımı hedefleyen son derece çirkin hakaret, küfür ve cinsel içerikli paylaşımlar yapıldı. 

Bunları kendi hesaplarımda duyurdum. Ancak benim uğradığım bu toplu saldırıya karşı toplumsal bir tepki oluşmadı. Cumhuriyet gazetesinin yazarı, bir kadın ve hayvan hakları savunucusu olarak yalnız bırakıldım. 

Benim için siyasi parti başkanlarının, Adalet Bakanı’nın yorumda bulunmasını beklemiyordum tabii, yanlış anlaşılmasın. Ama kadın örgütlerinin, medya mensuplarının ve hayvan hakları derneklerinin o yoğun saldırıyı görüp susmaları, bir kez daha yalnız hissettirdi. 

Artık anladım ki bu gibi durumlarda, ünlü biri değilseniz, çok takipçiniz yoksa ve konu siyasi değilse, pek de kimse yok yanınızda. Ne diğer gazeteciler umursuyor size yapılanı, ne kadın örgütleri ne de içinde bulunduğunuz mücadelede “yoldaş” dedikleriniz...

Yıllardır sosyal medyada birçok kez dijital zorbalığa maruz kaldım. Hayvanları sömürerek onların sırtından kazanç sağlayanlara karşı mücadelem devam ettiği sürece bunlar olacak biliyorum. O nedenle savcılığa gidip söz konusu paylaşımları yapanlar hakkında suç duyurusunda bulundum. 

***

Bunları anlatmamın nedeni, sosyal medyada ayrımcılığın bariz şekilde ortaya çıkmasından duyduğum rahatsızlık. Takipçisi ya da taraftarı çok olanın daha güçsüz görüneni ezmeye çalıştığı bir ortam yaratıldı. Gerçek dünyanın yansıması sonuçta...

Hani saldırıya ya da haksızlığa uğrayana #YalnızDeğildir etiketiyle destek veriliyor ya, o her zaman geçerli değil. Bazıları gerçekten yalnız. 

Bu düşüncemi Twitter’da yazdığımda sosyalist feminist bir takipçim şunu yazmış: 

“Hepimiz ‘sıradan’ kadınlar olarak ‘sıradan’ kadınları da korumalıyız. Sıradan kadınlığı korumalıyız. Çünkü gerçekten hepimiz birlikte varsak ayrı ayrı varız. Ancak öyle özneyiz, görünürüz ve değerliyiz.”

Diyeceğim o ki, ayrımcılık yapılarak dayanışma içinde olunmaz.

Dayanışma olmadan da eril zorbalık aşılmaz. 


Yazarın Son Yazıları

Üniversitenin sefaleti 17 Kasım 2020
Siyasi enkaz 1 Kasım 2020
Çay 27 Ekim 2020
Kötü örnek! 11 Ekim 2020
Oligark işbaşında! 6 Ekim 2020