Köşe Yazısı

A+ A-

Kaçan Altın Fırsat

12 Ağustos 2014 Salı

Çatı adayı yöntemi yanlış mıydı: Seçim sonuçları belli olduktan sonra çatı adaylığına bindiren bindirene... Ben muhalefetin tek aday üzerinde anlaşmasını, seçim stratejisi açısından doğru buldum, sonuç olumsuz çıkınca, görüşümü değiştirecek değilim, sadece tartışacağım, öncelikle şu görüşü: Her parti kendi adayıyla katılsaydı, seçimler ikinci tura kalırdı.
Bu olasılık var. Tabii MHP ve CHP’den, yerel seçimde oy verip de bu seçimde sandığa gitmeyen 4 milyon kadar seçmenin katılımı koşuluyla... Yoksa iki parti de adaylarına parti oyları kadar oy alırdı... Neden sandığa gitmedi seçmen kitlesi? Adayı protesto ettikleri için mi, yerlerinde bulunmadıkları için mi, seçime önem vermedikleri için mi? Kılıçdaroğlu’na tıpış tıpış gideceksiniz protestosu mu?
Ve bu nedenlerin yüzdeleri nedir? Bilgi üretmeden, bu teze doğru diyemeyiz. Her parti kendi adayı ile katılsaydı, yine de seçim ikinci tura kalmayabilirdi!
CHP, partisinden geniş kabul gören bir aday çıkarsaydı, partisinin oyunu (belki 1 fazlasıyla) alırdı (yüzde 25-27).
MHP de öyle...
İkinci tura kalınma varsayımını doğru kabul edersek: Mesela MHP seçmeni Baykal’a mı oy verecekti? Veya yüzde kaçı? CHP seçmeni (diyelim ki yüzde kaçı) mesela Meral Akşener’e mi oy verecekti? Veya diyelim Kürt siyasal hareketinin oyları CHP’ye mi yönelecekti, yoksa RTE’nin arkasına mı dizilecekti... Eğer bir muhalefet cumhurbaşkanı seçtirme stratejiniz varsa, ikinci turda bunun nasıl gerçekleşeceğini söylemelisiniz...

İlk turda seçmenin tek seçeneği
Çatı adayı projesi, ikinci tura kalabilmeye yönelik bir stratejiden çok, ilk turda, RTE yerine bir cumhurbaşkanı seçebilmenin tek seçeneğiydi.
RTE ile çatı adayı arasındaki oy farkı, yüzde 3.5’tir.
Baktığınızda, her iki parti de seçmenini tamamen ikna edebilseydi, farkı kapatabilirlerdi ve bu durumda strateji doğru çıkardı. Ama bunu yapamadılar.
CHP ve MHP gibi aralarında önemli anlarda oy geçirgenliği (Yüzde kaç? 2, 3, 5?) olan ama ayrılıkları ve farklılıkları bunlardan çok daha fazla (Yüzde kaç? 80-90?) olan iki partinin, bir çatı adayı üzerinde anlaşabilmesi, dünyanın en zor problemlerinden biri olabilir.
Her iki parti de “seçmenim ona oy verir mi, ben verir miyim, kendimi tehlikeye atar mıyım...” gibi onlarca sorunun üzerinden gelmek zorunda... Bu açıdan bakıldığında, her iki parti de aslında, başarısızlık durumunda bir risk altına girdiler. Kendileri ve koltukları için en risksiz durum, kendi adaylarını çıkarıp arkalarında durmaktı!

Doğru tavır neydi?
Burada en doğru tavır, iki parti yönetim kadrosunun, tamamen en iyi niyetle ve mutlaka bir çatı adayı üzerinde anlaşmak ve ona seçimi kazandırmak kararlılığıyla masaya oturmaları, riskleri minimize edecek uzun soluklu toplantılar yapmalarıydı. Ve önlerindeki isimleri iyi niyetle bir bir tartışmak; alacakları geçici kararların doğruluğunu, destek bulup bulmayacağını, partilerinde ve seçmelerinde sondaj yoklamalarıyla test etmekti...
Böylece iki parti samimiyetle olabilirlikleri ve olamayacakları görecek ve en az riskte birleşeceklerdi...
Bilimsel yöntem ve bakış budur.
Kendi kitleleriyle hareket etselerdi, demokratik bir süreci işleteceklerdi ve katılımcılığı gerçekleştireceklerdi. Bu süreç, ortak adayı da belirleme ve benimseme süreci olacaktı. Tabanda bir heyecan yaratacaklardı, ortak adayın cumhurbaşkanlığını kazanacağına kilitlenmiş bir seçmen kitlesi ortaya çıkartacaklardı...
Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Üstüne üstlük, seçime 40 gün kala, tanınmışlığı ve bilinirliği sıfır olan bir adayla ortaya çıktılar, ki CHP saflarında ilk anlarda geniş bir tepki doğurdu. (Ekmeleddin Bey alınmasın, burada tartışılan kendisi değil, yöntem!)
Tepeden inme yöntemle bir adayı seçmenlerinin önüne sürdüler, onları biraz da odun yerine koydular, hadi tıpış tıpış seçin bunu bakalım dediler. Yoo bunu salt Kılıçdaroğlu söylemedi, pratiğiyle Bahçeli de aynı şeyi yapmış oldu!
Bu demokratik-katılımcı, riskleri en azaltıcı süreci yaşamadıkları için, iki parti yönetimi ve örgütü de, ortak adaylarını kendi adayları gibi benimsemedi ve arkasında durmadı...
Yani bu durumda bile yüzde 38.3’lük sonuç çok başarılıdır! CHP’li seçmen büyük özveri gösterdi, maksat “vatan olunca”...
Gereği yapılmayanları dikkate alırsak sonuç başarılı olabilir, ama liderler ve yönetimler açısından büyük bir başarısızlık vardır.
Bir altın fırsatı değerlendiremediler ve kaçırdılar.
CHP (ve MHP) yönetimleri bu yanlışlıklarının sonuçlarını, bence yaşamalıdır.
Şimdilik bu kadar diyeyim... Doğru bir işi, yanlışa ve başarısızlığa dönüştürmenin dört dörtlük bir örneğini yaşadık...
Seçimlerin başka açılardan da tartışılacak sonuçları var, bakalım perşembeye devam eder miyim?..