Konu tren kazasının ötesinde...

14 Aralık 2018 Cuma

Hâlâ anlamadınız mı? Konu tren kazaları değil. Çorlu’da 24 canın yitip gittiği tren faciasından 5 ay sonra Ankara’da 9 kişinin öldüğü 47 kişinin yaralandığı yine cinayet gibi bir kaza yaşandı. Yine sadece Allah’tan rahmet dilendi. Oysa genel müdür dahil TCDD yönetiminin hatta Ulaştırma Bakanı’nın bile istifası için Çorlu kazasında tespit edilen onlarca ihmalden biri bile yeterdi. Bu yapılmadığı gibi üstelik iktidar gücü ve desteği arkalarına alındı, olayın üstünü örtmek için uğraşıldı. Özel yetkili bilirkişiler atandı. Aradan 5 ay geçti bir facia daha yaşandı. Ve emin olun devamı gelecektir... Başta dediğimiz gibi konu tren kazaları değil. Konu süregelen bir davranış biçimi. Liyakatten uzak, işe alımlarda hemşerilik ilişkilerinin baskın çıktığı, otoritenin sorgulamadan kabullenildiği, güç karşısında boyun eğilen... Ama bu konunun bir bilimsel açıklaması da var. Nasıl mı?
 
Hofstede Modeli ve Türkler
Ulusların kültürel kimlikleri birbirinden farklıdır ve bu bir araştırma konusudur. Bugün dünyada uluslararası kabul görmüş Hofstede Modeli olarak bilinen bir bilimsel araştırma modeli var. Ülkelerin kültürel kimliklerini 6 ölçekte inceliyor. Bu ölçeklerden birinin adına “Güç Aralığı” denmiş (Power Distance Index PDI). Toplumun en zayıf bireylerinin gücün eşitsiz dağıtılmasını kabul etme ve umma derecesi olarak tanımlanıyor. Örneğin Almanya, Avusturya vb. ülkelerde PDI düşükken, Türkiye 66 ile yukarılarda yer alıyor.
Hofstede’e göre bağımlı, hiyerarşik, üsttekilere erişimin olmadığı ve ideal patronun baba figüründe olduğu bir yapı “Turkish style” olarak adlandırılıyor. Gücün merkezde toplandığı, çalışanların patronlarına ve kurallara bel bağladığı, çalışanlara ne yapmaları gerektiğinin söylendiği bir yapı.. Bu yapıda iletişim doğrudan değil dolaylı, bilgi akışı herkese aynı şekilde yönlenmiyor...
Bir diğer boyut bireyselcilik. Bir toplumun, bireylerinin bağımsızlığına ne derece izin verdiğini inceliyor. Amerika ve Avrupa ülkelerinde bireyselcilik yüksek iken, Asya ülkelerinde düşük çıkıyor. Halkın kendini “Ben” mi, “Biz” mi diyerek tanımladığına bakılıyor bu ölçekte. Bir uçta bireylerin kendi ayaklarının üzerinde durmasının beklendiği bireysel ülkeler, diğer uçta ise bireylerin sadakat karşılığında destek aldıkları belli gruplara dahil olduğu kollektivist ülkeler yer alıyor. Türkiye, 37 puan ile kollektivist bir toplum. “Biz” kavramı önemli. Kişiler mensuplarının birbirine kenetlendiği çeşitli gruplara aidiyet duyuyor (aileler, aşiretler, dernekler). İletişim dolaylı şekilde. Grup içi uyum korunmak zorunda ve genellikle grup içi çatışmalardan kaçınılıyor. Kişisel bağlar bir görevi tamamlamaktan daima daha öne çıkıyor.. Adam kayırma sık görülüyor. Geri besleme daima dolaylı olarak yapılıyor. Bu iş dünyasında da toplumun hemen her katmanında da böyle.
Bir diğer ölçek “belirsizlikten kaçınma”. Geleceğe ilişkin belirsizliğinin doğurduğu tedirginlik, her toplumda farklı düşünce şekilleriyle aşılmakta.. Kimi ülkeler belirsizliği aza indirgemek için kontrolü ele alıyorlar, kimi işi kadere bırakıyor.
Türkiye’nin bu ölçütteki puanı 85. Kültürel temelde yer alan Allah inancı ve kadere rıza anlayışı ile gelecek kaygısı aşılıyor. Kaygıyı en aza indirmek için, insanlar birçok ritüelden yararlanıyorlar.
Anlayacağınız beğenelim beğenmeyelim toplumumuzun yapısı bu. AKP iktidarı bu modeli iyi biliyor. 17 yıldır bundan besleniyor ve yönetiyor. Eğer bir şeylerin değişmesini istiyorsak önce doğru durum tespiti yapmamız gerekiyor.
 
Türkan Saylan ve Türkel Minibaş
Türkan Saylan 13 Aralık’ta doğmuştu; Türkel Minibaş ise 14 Aralık’ta.
Saylan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin efsane başkanıydı. Uzun yıllarını ülkede cüzamın kökünü kurutmaya adadı. Hastalara şifa oldu. Bir yandan da eğitime özellikle de kız çocuklarının eğitimine odaklandı. Bu çabaları, halkı ve insanları sevmeyen karanlık güçlerin düşmanlığını topladı. Alçakça iftira atma gücünü bile buldular bu aydın bilim kadınına..
Minibaş: İktisat profesörü, ÇYDD’nin ikinci başkanı. O da tıpkı Saylan gibi bir aydınlanma savaşçısı, çok yönlü kimliği ile gençlere rol model olmuştu. Ne yazık ki ikisini de aynı yıl kaybettik. Bundan 9 yıl önce... İyi ki doğdular. Bugün aramızda olmasalar da açtıkları yolda yürüyenler var ve daima olacak.