Barış Terkoğlu

Al sana bi Kürt, bi Kürt daha!

30 Eylül 2021 Perşembe

Açık söyleyeyim, adını unutmuşum. Yıllardır hepimiz ona “Hacı Amca” diyoruz. Biz büyürken, onun sakalları beyazladı. Çay ocağında bir o yana bir bu yana, delikanlı gibi koşturur. Ama yüzündeki derin çizgiler yaşını ele verir.

Aslında bildim bileli Milli Görüşçü. Öyle kravatlı, tıraşlı takımından değil, damardan. Erdoğan, “Milli Görüş gömleğini çıkardım” dediğinde bile anlayışla yaklaştı. “Mecburen” dedi. Çizgisinden vazgeçmedi.

Doğulu, iyi Kürtçe bilir. HDP’lilerle pek anlaşamaz. Gençliğinden beri Erbakan’ı desteklemiş. 1991’de Refah Partisi, MÇP ile ittifak yapınca hoşlanmamış. Tam da o günlerde, Erbakan’a başkaldıran Kürt raporunu yazan Erdoğan’a sevgisi artmış. Sokak lambasına tırmanıp bayrak astıkça, ardından seçimleri de birer birer kazandıkça, ona inancı daha da artmış. Erdoğan partiden koptuktan sonra, “yol bu yoldur” deyip AKP’ye katılmış. 

Biliyordum; Hacı Amca, MHP ile koalisyondan da hoşlanmamıştı. Ama sıkça “Borcumuz var” sözünü kullanıyordu. Onun ümmetçiliği, “kavmiyetçi” dediği MHP ile uyuşmasa da “Bizi düşerken kaldırdılar” diyordu. 

Geçen hafta geçerken çay ocağına uğradım. Tam da KılıçdaroğluKürt sorunu tartışması” başlatmıştı. Bahçeli de “Öyle bir sorun yok” diye sert çıkış yapmıştı. Biraz kaşımak için, “Hacı Amca, Türkiye’de Kürt sorunu var mı yok mu” diye takıldım.

Hacı Amca, “Memleketi bırak, sen asıl AK Parti’deki Kürt sorununa bak” dedi. Tabii bir şey anlamadım, “Nasıl yani” dedim.

‘KÜRT AŞAĞI KÜRT YUKARI’

Telefonunu çıkardı. Mazide kalmış o kısa videoyu izletti. Yedi yıl önce, Erdoğan, babamın memleketi Urfa’da kürsüde konuşuyordu. “Çözüm süreci”ni savunuyor, Fethullahçıları eleştiriyordu. 

Derken bana hâlâ komik gelen bir şey oluyordu. Erdoğan kürsüde söze şöyle giriyordu: “Şimdi devamlı konuşuyorlar: Kürt aşağı, Kürt yukarı... Al sana bi Kürt, al sana bi Kürt daha!

Bu sırada bir eliyle Mehdi Eker’i gösteriyor, öbür eliyle Mehmet Şimşek’i işaret ediyordu. Onlar da kalabalığa el sallıyordu.

Erdoğan devam ediyordu:

Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyeti’nin parasının başında. Öbür tarafta Mehdi Bey’e bakıyorsunuz; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve Diyarbakır Milletvekili. O da bir Kürt. Veysel Bey de buranın fahri bakanı. O da fahri Kürt.”

Kısa videoyu izleyince gülümsedim. O günden beri dilime de yapıştı açıkçası. “Al bi Kürt, bi Kürt daha” diye bayağı mavra yaptım.

Ama Hacı Amca ciddiydi. Suratı asıldı. “Ya şimdi” dedi.

ERDOĞAN YARIN KÜRSÜYE ÇIKSA

Ben duraklayınca başladı anlatmaya...

Söyle bana” dedi, devam etti: “Cumhurbaşkanı’nı biliyorsun, peki yardımcısı nereden?” Açıkçası bilmiyordum. “Yozgat” diye devam etti.

Ya Meclis Başkanı” dedi? Onu biliyordum. “Mustafa Şentop Tekirdağ vekili” diyerek şıp diye yanıt verdim.

Aferin” dedi Hacı Amca, sürdürdü. “Peki” dedi, “Meclis’te bizim partinin grup başkanı” dedi. “Naci Bostancı tabii ki” dedim. “Amasya” dedi, bıraktı. 

Nefessiz devam etti. “AK Parti’nin Meclis’te kaç başkanvekili var” diye sordu. “Dört ya da beş” dedim. Düzeltti. Beş, dedi. Mahir Ünal, Maraş’ın; Mustafa Elitaş, Kayseri’nin; Bülent Turan, Çanakkale’nin; Muhammet Emin Akbaşoğlu, Çankırı’nın; Cahit Özkan, Denizli’nin vekili... 

Nefessiz saydı Hacı Amca. “Bu kadar mı” dedim. “Daha dur” dedi.

Başladı bakanları sıralamaya...

İçişleri Bakanı, Trabzon; Turizm Bakanı, İstanbul; Milli Eğitim Bakanı, Tokat; Milli Savunma Bakanı, Kayseri; Sağlık Bakanı, Konya; Sanayi Bakanı, Trabzon; Tarım Bakanı, İzmir; Ticaret Bakanı, Trabzon; Ulaştırma Bakanı, Trabzon; Çevre Bakanı, Ankara; Gençlik Bakanı, İstanbul; Adalet Bakanı; Antep; Aile Bakanı Osmaniye; Çalışma Bakanı, Bayburt; Dışişleri Bakanı, Antalya; Enerji Bakanı, Bilecik; Maliye Bakanı, Karaman...

Hakikaten Hacı Amca haklıydı. Erdoğan, devletin tepesine, bölgeden haber alacağı, bölgedeki yurttaşa el uzatacağı, en azından vitrinine koyacağı kimseyi oturtmamıştı. Hani yarın yine seçim vakti kürsüye çıksa, “Al bu Kürt, bu da Kürt” diyeceği bir kişi bile yoktu. 

AKP’NİN TEPESİNDE DE YOK

Hacı Amca bitirdi sandım. Bitirmemiş. “Zaten yeni sistemden sonra ne parti ne teşkilat diye bir şey kaldı” diye şikâyet etti. Sonra, AKP’nin kare asını, yani merkez yürütme kurulunu öğretti bana.

Genel Başkan Vekili Binali Yıldırım’ın Erzincan Refahiye’den İzmir vekilliğine uzanan hikâyesini anlattı. Öbür Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş; Ordu; Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı Hayati Yazıcı, Rize; Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir, İstanbul; Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, Sakarya; Tanıtım ve Medya Başkanı Hamza Dağ, İzmir; Dış İlişkiler Başkanı Efkan Ala, Erzurum-Bursa; Sosyal Politikalar Başkanı Julide Sarıeroğlu, Adana; Yerel Yönetimler Başkanı Mehmet Özhaseki, Kayseri; Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli, Giresun; Sivil Toplum ve Halkla İlişkiler Başkanı Özlem Zengin, Tokat; İnsan Hakları Başkanı Leyla Şahin Usta, Konya; Şehir ve Kültür Başkanı Çiğdem Karaaslan, Samsun; Ar-Ge ve Eğitim Başkanı Mustafa Şen, Trabzon; Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Adana; Bilgi ve İletişim Başkanı Ömer İleri, İstanbul; Genel Sekreter Fatih Şahin, Ankara... 

Hacı Amca bir çırpıda saydı. “Hakkını yemeyelim” dedi. “Mali ve İdari İşler Başkanlığı’na çok şükür Vedat Demiröz gelmiş de Güneydoğu’dan, Bitlis’ten birini parti yönetimi görmüş” dedi. Ona göre yıllardır Batı’da yerleşik Vedat Demiröz’ün de bölge ile ilişkisi oldukça zayıftı. Bir de parti içinde muhabbet olduğunda, doğma büyüme İzmirli Gençlik Kolları Başkanı’nın, aileden Urfalı olduğu konuşuluyordu. Kadın kolları ise Düzce-İstanbul geçmişli Ayşe Keşir’deydi.

‘KÜRT SORUNU YOK’TAN ‘KÜRT YOK’A

Yıllarca ben eleştirmiştim, o savunmuştu. Bu kez o bana anlatıyordu. Kafası karışmıştı. Ona göre, AKP’nin MHP ile yaptığı, siyasi ittifakın ötesine geçmişti. Parti, “Kürt sorunu” yok derken “Kürt de yok” noktasına gelmişti. Anlattığına göre AKP, Güneydoğu’da, Kürt kökenli yurttaşlarla mesafelenmişti. Bununla da kalmamış, Erdoğan kendi çevresinden “Al sana bi Kürt, bir Kürt daha” dediklerini uzaklaştırmıştı. Hele Davutoğlu ile Babacan ile gidenlerle ara iyice açılmıştı. Erdoğan’ın, Kürt kökenli yurttaşlarla ilişkisini en net anlatan kelime, “güvensizlik”ti.

Eskiden muhalefeti eleştirirdik. Hepsi bir bölgenin partisi, derdik. Memleketin bütün renkleri yalnız bizde var, derdik. Şıhları, ağaları bile kaybettik. Şimdi ara ki tunne (yok), tunne (yok)” diye bitirdi Hacı Amca. 

Demli çayı içip kalktım. Ben çözümü yıllar önce bulmuştum. Bana göre yurttaşlık, hiçbir rengi dışarıda bırakmayan eşitlik demekti. Hacı Amca ise yıllardır yurttaş lafını hiç kullanmıyor, “Ümmetiz ya, dahası mı var” diyordu. Dahasını ararken sonunda eldeki bulgurdan olmuştu.

Yolda Hacı Amca’nın sakallarını düşündüm. Gözüme her zamankinden beyaz gelmişti. Yüzündeki çizgiler de sanki daha derinleşmişti. “Yeterince uzun yaşarsanız, bütün zaferlerin yenilgiye dönüştüğünü görürsünüz” demiş Simone de Beauvoir. Uzun yaşadı dedim, belki de istemediği kadar uzun yaşadı...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları