Barış Terkoğlu

Eyyy görümce lobisi!

06 Ocak 2022 Perşembe

Faiz lobisi, döviz lobisi derken şimdi de karşımıza bir “görümce lobisi” çıktı. Düğünde oynarken ters bakması yetmiyor, insanı ipe bile götürüyor.

Gazeteleri açıyorum. Hepsinde aynı cümlelerle yazılmış, aynı haber. Yeni Şafak “Görümcesi Kırmızı Listede” başlığı atmış. İBB’de Muhtarlıklar Müdürlüğü’nde işe alınan S.A’nın görümcesinin PKK’li olduğunu anlatıyor. Böylece Ekrem İmamoğlu, işe alınan bir çalışanın görümcesi üzerinden PKK’ye bağlanmış.

Haberi okuduğum günlerde adliyedeydim. Koridorlarda konuşulanları duyunca “görümce ne ki” diye iç geçirdim. Aslında Barış Pehlivan daha önce bahsini bu sayfalarda açmıştı. Sonra neler olmuş neler...

Mehmet İhsan Arslan’ı herhalde bilmeyen yoktur. AKP kurucusu, partinin eski milletvekili. Yakın zamanda partisini eleştirdi. “FETÖ’nün yargıyı kullanırken kullandığı bütün taktikleri, araçları, biz kullanmaya başladık” dedi. Disipline sevk edildi. Uyarı cezası aldı.

Mehmet İhsan Arslan, beş çocuk sahibi. Hikâyeyi ilginç kılan ayrıntı ise burada. Zira ailede görüntüde bir bölünme var.

Bir oğlu “Mücahit” diye de bilinen Ali İhsan Arslan. Halihazırda AKP milletvekili. Erdoğan’ın en yakınındaki isimlerden.

Bir kızı ise Ayşe. Ayşe Arslan, Erdoğan’ın şahidi olduğu bir törenle, 2008 yılında Mevlüt Hilmi Çınar’la evlendi. Düğünü Erdoğan’ın üç çocuk çağrısından belki hatırlarsınız.

Ayşe (Arslan) Çınar ile Mevlüt Hilmi Çınar çifti, FETÖ’ye yakınlıklarıyla biliniyor. Çift ABD’de yaşıyor. Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Niagara Vakfı’nın yöneticiliğini yapıyor. AKP-FETÖ kavgasına rağmen Gülen’in yanında durmaya devam ediyorlar. Zaman zaman FETÖ adına ABD’de lobi amaçlı toplantılar düzenliyorlar. Tavırlarını da başta sosyal medya olmak üzere pek çok yerde gösteriyorlar. O kadar bilinen bir ilişki ki... Devletin Anadolu Ajansı’nın “AA, FETÖ’nün ABD’deki iki elebaşını görüntüledi” başlığıyla yayımladığı Mevlüt Hilmi Çınar haberi halen arşivde duruyor.

Gelgelelim...

Sıradan biri olsa Türk yargısının ortalığı yıkacağı hadisede soruşturma öyle kolay yürümedi. Öyle ya Ayşe Çınar, AKP’nin tepesindeki bir ailenin kızıydı.

YANLIŞ GÖRÜMCE, DOĞRU DAMAT!

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın koridorlarında konuşulanlara bu nedenle şaşırmadım. Ayşe Çınar hakkındaki dosyayı, FETÖ davalarına bakan tanınmış bir savcı açmıştı. Dosyada önemli delilleri toplarken ilginç bir olay yaşanmıştı. Başsavcılığın tepesindeki bir yargı mensubu, savcı ile konuşup bu dosyayı kapatmasını istemişti. “Yapamam, deliller var” deyince bir formül bulunmuştu. Ankara’da da Ayşe Çınar hakkında bir başka FETÖ soruşturması olduğu söylenerek dosya “yetkisizlik” ile Ankara’ya gönderilmişti... Ankara’daki savcılık ise “Aaa biz o dosyayı zaten kapatmıştık” diyerek İstanbul’dan gelen dosyayı da kapatmıştı.

Devlet, böylece eğer iktidar mensubu bir aileden geliyorsanız FETÖ’nün kurumlarında yöneticilik yapabileceğinizi, Gülen için çalışabileceğinizi, Pensilvanya’ya girip çıkabileceğinizi, ABD Kongresi’nde FETÖ için lobi çalışmalarına katılabileceğinizi söylüyordu. Yeter ki doğru kişinin kızı, kardeşi ya da damadı olun!

DİRENEN SAVCIYA KUMPAS

Gelgelelim öğrendim ki hadise bununla kalmamış. “Kapatmam” diyen savcının başına kötü şeyler gelmiş. Önce başka bir savcılığa sürülmüş. “Önemli dosyalar” elinden alınmış. Daha da fenası kendisine kumpas kurulduğunu anlatıyormuş. Hakkında soruşturma yürüttüğü bir başka FETÖ şüphelisine, eski çalışma arkadaşları tarafından “ahlaksız teklif” yapılmış. Onun hakkında “benden para istedi diye ifade ver, ona karşı FETÖ Borsası’ndan soruşturma açmamızı sağla, seni kurtaralım” denilmiş.

Neyse ki FETÖ şüphelisi kabul etmemiş. İşin ilginci, Ayşe Çınar dosyasını kapatmaya direnen savcının elinde kendisine kurulan kumpasın ses kaydı da varmış. “Bir gün hesabını sormak üzere” yakınlarına dinletiyormuş. Savcı, elindeki çok kritik delilleri de yakınlarına göstererek dosyanın nasıl kapatıldığını anlatıyormuş.

ARSLAN ‘MASUMİYET’ DEDİ

Bir ayrıntı daha var. Ayşe Çınar dosyasını ilk gündeme getiren Barış Pehlivan aleyhinde AKP Milletvekili Ali İhsan (Mücahit) Arslan dava açtı. Arslan’ın şikâyet dilekçesindeki şu ifadeleri okuyunca gülümsedim:

“Müştekinin kız kardeşi ve onun eşi hakkındaki soruşturmanın gizli olduğunu, masumiyet karinesi gereği kişiler hakkında mahkumiyet kararı verilip de bu karar kesinleşinceye kadar herkesin masum olduğu... (...) Şüpheli Barış Pehlivan’ın müştekinin üyesi olduğu AK Parti ve hükümetin FETÖ ile yeterince savaşmadığı, bunun aksinin koca bir yalan olduğu ifade edilerek algı operasyonu yapıldığı...”

DEVLET EL KOYDU

Derken birkaç gün önce ilginç bir şey daha oldu. 25 Aralık’ta neredeyse bütün medyada “454 FETÖ’cünün mal varlığı donduruldu” başlıklı haberi okudunuz. Listeyi açıp baktınızsa şahısların arasında bir de vakıf vardı: Niagara Vakfı.

Daha da ilginç hale geldi mi?

Devlet resmen vakfın FETÖ’nün olduğunu kabul ediyor, mal varlığını donduruyordu. Gelgelelim, iş yöneticilerine geldi mi, iktidarın kızı-damadı çıkınca, birileri adeta FETÖ’ye siper oluyordu. Soruşturan savcıyı sürüyor, kumpas kuruyor, gazeteciye dava açıyordu. FETÖ kurumundaki yöneticiler “masumiyet karinesi” denilerek temize çekiliyordu.

Bunun aksine...

Hedef olan İmamoğlu gibi bir belediye başkanı olunca ise belediyede işe giren birinin görümcesi üzerinden bile terör bağlantısı kuruluyor, belediyeye müfettişler yollanıyor, kayyum çağrıları takip ediyordu.

Sahi adaletin kılıcı eşit kesse, İBB’ye çıkarılan görümce faturası, Arslan ailesine ya da Erdoğan’a çıkarılsa neler olur sizce?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları