Meriç Velidedeoğlu

‘Hukuksuzluk Sürecine Hukuk Adına Saygı Gösterilemez!’

19 Aralık 2014 Cuma

Oldukça uzun ve tırnak içinde bir başlık; belli ki bir alıntı; evet öyle, tam “beş yıl” önce bugün (19.12.2009), “Dz.Yb.AliTatar” tarafından söylenmişti.
Kumandanları olan oramirallere “suikast” düzenlemekle ve genç teğmenlere de “uyuşturucu” satışına göz yummakla suçlanıyordu; temel “delil” de, sözde suikast maddeleri üzerinde bulunan bir “not”un “Yb. A. Tatar”a ait olduğuydu.
Sorgulama sırasında, bu suçlamaların kesinlikle yalan olduğunu belirtir; ama bir süre sonra yeniden gözaltına alınmak istenince, başlığı oluşturan vurgulamayı yaparak “AKP” iktidarının “yargı”ya da el attığını seçkin bir hukukçu gibi değerlendirir, ardından da: “Ben bu hukuksuzlukla yaşayamam!” dedirten “sonuca” varır...
Böylece “suçsuz” olduğu gerçeği “Yb. A. Tatar’la birlikte gömülmüş müydü?” Kuşkusuz hayır! Gerçek yok olmamıştı; üstelik olamazdı da; “19 gün” sonra, “Kriminal Polis Laboratuvarı”, “not”taki yazının ona ait olmadığını, teğmenlerle ilgili iddianın da geçerli olamayacağını, iddianameyi hazırlayan “Savcı Süleyman Pehlivan”a gönderdiği bir raporla bildirdi. (7.12.2010)
Peki, “Savcı Pehlivan” neden bu “sonuç”u beklemeden ikinci kez “Yb. A. Tatar”ı gözaltına almağa kalkıştı?
Gerek bu soru, gerekse Yb.
A. Tatar’ın eşi “Nilüfer Tatar”ın, “Savcı Pehlivan”a yönelik, “Sen kimin adamısın? Amerika’nın mı, Fethullah’ın mı?” sorusuyla başlayan, beş yıl önceki pek yerinde tepkisi, bugün de geçerli.
Sözde “Balyoz Davası”nın, temel dayanağı olan “iki CD” üzerindeki elyazılarını inceleyen “Prof. Dr. Salih Cengiz” tarafından hazırlanan “15.12.2011” tarihli raporda, bu yazıların “el” ile yazılmadığı, böylece “Tuğg. Süha Tanyeri”nin “el ürünü” olmadığı, “alet”le yazıldığı ortaya çıktı.
“Tanyeri”nin savunmanları, bugün yapılan bu incelemeyi Silivri’deki duruşmalarda birçok kez istedikleri halde, “Yargıç Ömer Diken” başkanlığındaki “yargı heyeti” bu isteği hep yadsımıştı.
Dolaysiyle, hemen hemen -tüm “kumpas davaları”nın yargılama süreci için de geçerliydi “Nilüfer Tatar”ın sorduğu “Amerika’nın mı, Fethullah’ın mı adamısınız?” sorusu.
“Fethullahçı Kadro-laşma”nın, “yargı”da da yaygınlaşmasına göz yuman “yürütme”nin başındaki “Başbakan”, “Amerika”dan tepe tepe “kullanılmasıistenen” ve bunu -sessiz kalarak- onaylayan “R.T. Erdoğan”dı...
O günlerde bu köşede “Bir gazete veya dergide: ‘İktidar kendi isteklerini ülke çapında dikte ettiriyor (...) Adalet yalnızca bunlar için işliyor. Hükümet ileaynıfikirdeolmayanlargece yarısı evlerinden alınıp...’ diye başlayan bir eleştiri okuyunca, çoğumuzun usundan (akıl) -bir an için de olsa- bu ülkenin ne denli ‘Türkiye’ye benzediği geçer sanırım; ama bu ülkenin ‘Ruanda’ olduğunu öğrenince şaşırır mıydık, üzülür müydük?” diye sormuştum.
Bu “soru”, o günler için geçerliydi; çoktan “Ruanda”yı yayabıraktık,bizçokilerideyiz(!); çünkü o günlerin “Başbakan”ı, bugünün artık “Cumhurbaşkanı”. Gerek bu yazılanların oluştukları süreçte yaşananlara, gerekse yaşamakta olduklarımıza, toplumun çok büyük bir bölümü olarak kızıyoruz, eleştiriyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz, olağanüstü öfkeleniyoruz...
Kuşkusuz çok haklıyız!..
Ne var ki bu tutumun hep böyle, hep bu çerçeve içinde yinelene yinelene sürmesi, durumu “belirleyici bir aşamaya” getirmiyor; bunun için, “21. yy”ın ünlü bilge kişisi “Stephan Hessel”, bu tutumu özellikle de “öfkelenmeyi”, bir “ilk aşama” olarak görüyor. “İkinci belirleyici aşama”nın ise “eyleme geçmek” olduğunu, kısacası “EYLEM” olduğunun altını çiziyor. (Cumhuriyet, 25.12.2011)
Son yıllarda -özellikle Gezi’den sonra-bu “ikinci aşama” olan “eylem”ler çoğaldı; bunlardan biri olan, “Şişli Talat Paşa İlköğretim Okulu” öğrencilerinin velilerinin “100” gündür süren “haklı” eylemine, geride bıraktığımız çarşamba günü katıldım.
“Okul”un “bir odası”nın, “İmam Hatip İlköğretim Okulu”na dönüştürülmesi “maskaralığına” son verilmesini istiyorlardı; çünkü bu “işgal”, ilkin “bir oda” ile başlıyor, ardından okul “oda, oda”, adım adım “İmam Hatip”leştiriliyordu; bunun birçok örneği var.
Dahası bu okula çok yakın bir “İmam Hatip İlköğretim Okulu” var ve öğrencileri “Şişli” bölgesinden değil, servislerle inanılmaz uzaklıktaki yerlerden öğrenci taşınarak doldurulmaya çalışılıyor...
Ne var ki, okulun önünde toplanan oldukça küçük bir topluluk olarak “Şişli Milli Eğitim Md.”ne yürüdük... Yürürken “Bilge Hessel”in “En kötü tutum, kayıtsızlıktır, çekinip ürküp, ‘Elinden bir şey gelmez ki’ demektir!” söylemini anımsamadan edemedim...
Yarın “Beşiktaş”ta, hem “Yb.
A. Tatar”ı, hem de “kumpas davaları”nın şehitlerini anmak için çoğalarak buluşalım!


Yazarın Son Yazıları

‘Kıht-ı Rical’ 23 Ekim 2020
‘Quo vadis?’ 16 Ekim 2020
‘Torpil’ 18 Eylül 2020
İlahiyatçı ne diyor? 11 Eylül 2020
Yine mi? 4 Eylül 2020
‘Ağustos’ ayı 28 Ağustos 2020
‘Mecelle’ 14 Ağustos 2020
Lozan’dan Lozan’a! 7 Ağustos 2020
86 yıllık... 17 Temmuz 2020
Düğme 10 Temmuz 2020