Soykırım Silahı (III)

19 Nisan 2015 Pazar

Ne çok nasihat edenimiz var...
Economist bu haftaki yazısında demiş ki: “Türkler soykırım kelimesi üzerinde tartışmaktansa Ermeniler ile ilişkilerini düzeltmeli!”
Soykırım” sözcüğü sanki ufak bir ayrıntıymış; “soykırım”dan bağımsız “Ermenilerle ilişkiler” ele alınabilirmiş gibi...

Paradigma bu denli basit olsaydı herhalde biz de “ilişkileri düzeltmek” yönünde arpa boyu ilerlerdik.
Sorun bizatihi zaten “soykırım” sözcüğünün her şeyin üstüne çıkması ve “Ermeni” dendiğinde başka hiçbir şey düşünülemez olması değil mi?

Adım adım araçsallaştırılıyor
Soykırım” ifadesinin Ermeni sorununda her şeyi nasıl ipotek altına aldığına dair gayet zihin açıcı bir yazı okudum geçende.

Foreign Affairs’de bu yıl başında çıkan yazı Thomas de Waal imzasını taşıyor.
Soykırım”ın “s”sinden ilhamla “S-Sözcük” (İngilizcede “genocide”a atfen “G-Word”) başlığını taşıyan ve ikinci başlık olarak da “Ermeni katliamı ve soykırım politikası” ifadesini kullanan yazı, tarihi olgu olan “katliam” ile tarihin istismarına dayanan “soykırım siyaseti” arasına, ilk satırdan ayrım koyuyor.
Katliam” başka, “Soykırım siyaseti” başka gibisine...
Waal’in yazısı, Ermenilerin ayrı bir olgu olan “soykırım siyasetini”, 20. yüzyılın ikinci yarısında nasıl inşa ettiklerini anlatıyor.
Yazı hem “soykırım siyasetinin tarihi perspektifi” açısından çarpıcı...
Hem de söz edilen “siyaset”in, yaşananlardan ayrı vaka olarak nasıl ivme aldığını ve her şeyin önüne geçtiğini anlatmak açısından ilginç. Yer el verdiğince özetleyeyim:
60’lara dek kayıplarının ailevi yaslarını tu-tan Ermeniler, ’61 sonrasında bu “yası” kamusal siyasete dönüştürüyorlar.
1961’de çünkü savaş suçlarından yargılanan Adolf Eichmann davasından etkileniyorlar. “Holokost bilinci” ile Yahudileri zamklayan eylemden ilham alıyorlar...
Türkiye Cumhuriyeti ise tamamen ters yönde...
Acıları deşmek değil “tarihe gömmeye” endeksli...
Sade Ermenilerin değil, Müslüman halkların da Anadolu ve Balkanlar’da yaşadıkları acıların üzerine sünger çekmeyi yeğliyor.
Türkiye’nin uyanışı dolayısıyla hayli geç, ’70’ler sonunda ASALA terörü ile oluyor...
Bu zıt iki duruş yüzünden; tarihin taraflarca bambaşka anlatıldığını ve yorumlandığını not düşüyor yazı.
Tarihçilerin görevinin Jön Türklerin vaktiyle Ermenilere neden böyle davrandıklarını ortaya koymak olması gerekirken; bunun yapılamadığı, tartışmanın zira “tehcir”den 30 yıl sonra geliştirilen “soykırım” kavramına hapsolduğu aktarılıyor.
Soykırım tanımı”nın muğlaklıkla malul olduğunu teyit eden makale, uluslararası kamuoyunun ne ki konunun karmaşık ayrıntılarında kaybolmaktansa “mutlak kötülükle” “soykırım”ı eşitlemek yönünde yol aldığını belirtiyor.

‘Medz Yeghern’in siyasileşmesi 
Ermeni diyasporası “sihirli sözcüğü” maksatlarına hizmet eden bir ifade şeklinde görüyor ve o vakte değin “Medz Yeghern/Büyük Felaket” diye tanımladıkları olaylara zamanla “soykırım”içeriğini yakıştırıyorlar. 

Yaşananlardan on yıllar sonra “Medz Yeghern”in böylece kavramsal niteliği ve içeriği değişiyor. 
50. yılın yaşandığı 1965, konunun keskin bir dönemeçle “siyasi dava” halini aldığı yıl oluyor. 
Soykırım” ifadesi “silah”a dönüşüyor. 
Diyaspora bu “silah”la örgütleniyor. Ve “24 Nisan”ı 1975’te ilk kez ABD Kongresi’nde “anma günü” olarak tescil ettiriyorlar. 
Her şeyi “soykırım siyasetinin” araçsallaştırılmasına dayandıran Ermeniler, “S-Sözcüğü” dışında hiçbir “etiket” kabul etmezken; Türkiye, “her sözcük olur bu sözcük olmaz”a kilitleniyor. Devam edecek. 


Yazarın Son Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020
Roma açık şehir 28 Mayıs 2020
Umut, korku ve öfke 21 Mayıs 2020
Nefretin zaferi 17 Mayıs 2020
Yeni virüs sarışın 14 Mayıs 2020
Şalom aleykem 10 Mayıs 2020
Yarın korkusu 3 Mayıs 2020