Olaylar Ve Görüşler

Bizler Sürekli Samsun Yolcularıyız! - Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV

26 Mayıs 2020 Salı

Cumhuriyetin onuncu yılından hemen önce doğmuşum. Samsun ve sonrasını da ilkokula başlamadan önce öğrendim. Aile, komşu ve okul çevrem de öyleydi. Eve her gün “Cumhuriyet” gazetesi alınırdı. Okumayı-yazmayı evde öğrenip birinci sınıfı sınavla atladım. Okumayı 4.5 yaşımda söktüğümde ilk okuduğum sözcük gazetenin başlığıydı: Cumhuriyet.

O gazetenin merdivenleri gıcırdayan ahşap yapısının hemen ilerisindeki sokakta otururduk. Sonra yazıldığım “Birinci İlkokul” da aynı sokaktaydı. Müdür Adil Bey, “Sen okumayı öğrenmişsin. Şimdi ne okuyorsun?” diye sorduğunda, “Namık Kemâl’in 'Vatan yahut Silistre' oyununu“ dedim.
Öteki öğretmenin sorusu:
- “Namık Kemâl nerede gömülü?”
- “Gelibolu doğumluyum; yakınımızda Bolayır’da; Orhan Gazi’nin bize Rumeli’yi açan oğlu Süleyman Paşa’nınki de orada”
dedim.

Başka bir öğretmen:
- “O oyunda beğenmediğin bir şey var mı?”
- “Var; gönüllü subay İslâm Bey’in kılıcının kırılması!”
- “Hiç Atatürk heykeli gördün mü?”
- “Evet, Gülhane Parkında.”

Evimizin tam yanında Bozacı Sinan’ın dükkânı vardı. Sıkça gidiyordum. Camın arkasındaki bir bardağı görüp altındaki şu yazıyı okumak için: “Atatürk bu bardakla boza içmiştir.”

FAHRETTİN PAŞA, İBRAHİM TALİ, RIFAT BÖREKÇİ... 

                10 Kasım sabahı İstanbul Hukukta okuyan küçük teyzem eve erken gelip ağlayarak kendini yatağa attı. Biz de öyle öğrendik. 16 Kasımda Dolmabahçe Sarayında babamla onun önünden geçtim. Paşaları kılıçlarını çekmiş, meş’alelerin altında nöbetteydiler. İzmir’e girmiş olan süvarilerin komutanı Fahrettin Paşa’yı hemen tanıdım. Eve dönünce haftalarca hep orada gördüğüm koca al bayraklı resmi çizip durdum.

                İlkokulu bitirip Robert Koleji’nin orta kısmına girdiğimde, sınıf arkadaşım Mahmut Tali Öngören’in amcası M. Kemâl’le Samsun’a çıkmış olan İbrahim Tali’ydi. Gene sınıf arkadaşım İsmet Börekçi Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi’nin torunuydu. Gene sınıf arkadaşım Mehmet Baler’in annesiyle babası (Bal Mahmut) Atatürk’ün Avcupa limanlarına yeni Türkiye’yi tanıtım amacıyla yolladığı sergi gemisinde tanışıp evlenmişlerdi.

Çocuklarda-kadınlarda ne peçe, ne türban; tümü Avrupa dillerinden en az birini biliyorlar. SBF’deki öğrencilerimi ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen, Ülkü ve Y. K. Karaosmanoğlu ailesi gibi başka Cumhuriyetçi ünlülerimizin evlerine götürürdüm. Sabiha Hanım zamanın en gelişmiş savaş uçağından inince Balkan başkentlerini imrendirmişti.

İNÖNÜ'NÜN SÖZLERİ               

1966’da Fakir Baykurt’la birlikte seçildiğim Türkiye Öğretmenler Sendikasının (TÖS) merkez Yönetim Kurulunda o zamanki iktidarı eleştiriyorduk. İsmet Paşa beni bu nedenle evine çağırdı. TÖS konusu bir yana, bana dedi ki: “Senin ne ilerici annen-baban varmış; adını Türkkaya koymuşlar. Bizim kuşağın adları hep Ahmet, Mehmet, Mustafa falan olurdu. Rahmetli babamı kaldırıp seni ‘Türkkaya’ diye takdim etsem, ilk sorusu şu olur: Bu hangi milletten?”

Adımı kimin koyduğunu orada söylemedim. Oteli, hanı olmayan Gelibolu’da İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, evimize Meclis Başkanı Kazım ve Ali Hikmet Paşalar ve bir doktorla gelmiş. Genç annemin bana hamile olduğunu görünce, “oğlan olursa, adını benimkiyle kafiyeli ‘Türkkaya’ koyun” demiş.

                Bizim kuşak böyle bir ortama doğdu, o ortamda yaşadı. Yabancı ülkede öğrenciliğimde oraların en büyük yayın organlarında ulusal günlerimiz üstüne yazılarımı bastırırdım. Biz Atatürk'süz bir dünya, onsuz bir yaşam, ondan etkilenmemiş bir üreticilik düşünemeyiz. Bizlerin en büyük ödülü budur.    

PROF. DR. TÜRKKAYA ATAÖV


Yazarın Son Yazıları