Uluslararası ilişkilerde devletler ulusal çıkarlarının korunmasını ve geliştirilmesini amaçlar. Ulusal çıkarlar, devletin uluslararası ortamdaki refah ve güvenlik ile ilgili istekleri ve gereksinimleridir. Çıkar çatışmalarında eğer yaşamsal önemde çıkarlar tehlikeye girmiş ise askeri güç kullanılabilir. Hangi çıkarın yaşamsal çıkar olduğuna, çıkarın hangi şiddette etkilendiğine ve askeri gücün kullanılmasına siyaset karar verir.
Savaş stratejisi hazırlanmadan önce siyaset, bu savaştan beklediği siyasi hasılayı yani savaşın siyasi amacını açıkça belirtmelidir. Siyasi amaç, etkilenen yaşamsal çıkar ile ilgilidir. Askeri gücü kullanan general ise uygulayacağı stratejide, elde edildiğinde siyasi amacı sağlayacak askeri hedefleri tanımlamaktan ve bu hedefleri elde etmekten sorumludur.
Askeri gücün kullanılmasında uygulanan yöntem ise askeri hedeflerin elde edilmesini ve siyasi hasılanın sağlanmasını garanti etmelidir. Ayrıca, savaştan elde edilecek siyasi hasıla, savaşın bedeline değer olmalıdır.
Savaştan beklenen siyasi amacı, bu amacı sağlayacak askeri hedefleri ve uygulanacak stratejik yöntemi belirlemeden hiçbir ülke savaşı başlatamaz, başlatmamalıdır.
ÇIKAR DEĞİL ÖNYARGI ODAKLI STRATEJİ
İran savaşında ABD yönetimi stratejinin bu kurallarını açıkça çiğnemiştir. Çünkü İran, hiçbir zaman ABD’nin güvenlik çıkarlarını tehdit edecek yeteneklere sahip olmamıştır. Çünkü, ABD’nin İran savaş stratejisi çıkar odaklı değil, önyargı odaklıdır. Bu nedenle de ABD’nin İran savaşı stratejisi rasyonel değildir. ABD Başkanı Donald Trump bu nedenle İran savaşının siyasi amacını tanımlamakta zorlanmış, bu konuda farklı zamanlarda farklı ve çelişkili açıklamalar yapmak zorunda kalmıştır.
Nitekim, 17 Mart 2017 tarihinde istifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Direktörü Joe Kent, istifa mektubunda savaşın ulusal çıkarlar dışında geliştiğini belirterek “İran, ulusumuza yönelik yakın bir tehdit oluşturmuyordu. Bu savaşa İsrail’in ve onun Amerika’daki güçlü lobilerinin baskısı sonucu sürüklendiğimiz açıktır.” ifadesinde bulunmuştur. Bir başka ifade ile bu savaşta ABD askeri gücü İran’a karşı, ulusal çıkarları gereği değil, yani rasyonel bir gerekçe nedeni ile değil, önyargılı lobilerin etkisi, belki de baskısı nedeni ile kullanılmıştır ve bu durum stratejik skandaldır. Ve bu durum, hem Amerikan halkı hem düşüşteki ABD devleti ve hem de dünya barışı için ciddi tehlike kaynağı oluşturmaktadır.
ABD’NİN KRONİK SORUNLARI
İran savaşının küresel ve bölgesel jeopolitik etkileri olacaktır. Bu savaşta ABD’nin askeri gücündeki kısıtlamalar ve hassas taraflar şimdiden anlaşılmıştır. İran Hürmüz Boğazı’nı kapatarak ciddi küresel etkiler üretebilmiştir. Ukrayna savaşı ile birlikte İran savaşı Orta Koridor’un önemini artırmıştır. En önemlisi Atlantik İttifakı bu savaş ile büyük yara almış, düşüşteki ABD yalnızlaşmıştır.
İran savaşı ABD’nin düşüşünü hızlandıracaktır. Zaten ABD küresel liderliğini tehdit eden kronik sorunlar ile karşı karşıyadır. ABD, Avrasya kıtasında kendisine rakip olabilecek güçlerin ve koalisyonların oluşmasını önlemeyi jeopolitik amaç olarak benimsemiş olsa da bu amacını gerçekleştirememiş, özellikle de Çin’in yükselişini önleyememiştir.
ABD’nin düşüşündeki ikinci önemli etken ise bu ülkenin küresel sanayi üretimindeki payının giderek azalmasıdır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında küresel sanayi üretiminin yüzde 50’sini gerçekleştiren ABD günümüzde yüzde 17.3 pay ile yüzde 27.7 paya sahip olan Çin’in ardından dünyada ikinci sıradadır. Üretim kapasitesindeki düşüş ise dış ticaret açığına neden olmaktadır. 2025 yılında ABD’nin dış ticaret açığı 900 milyar dolar iken Çin’in dış ticaret fazlası aynı yılda ilk defa 1 trilyon doları aşarak 1.19 trilyon dolar olmuştur.
ABD ekonomisini baskı altına alan ve zaman içinde jeopolitik etkinliğini zayıflatacak olan bir başka önemli etken ise giderek artan borcudur. Toplam borç 39 trilyon dolara ulaşmıştır. Borç faiz ödemeleri ise 1 trilyon dolara çıkarak savunma bütçesini yakalamıştır.
Küresel ve bölgesel dengesizlikler, güç boşlukları ve jeopolitik fay hatlarındaki kırılmalar hâlâ devam etmektedir. ABD ise düzensiz, kuralsız, dengesiz ve ne zaman, nasıl sona ereceği belli olmayan bu kaotik süreçte, küresel liderliğini hızla kaybetmektedir.
Bütün bu sorunlara rağmen ABD, yıllık bir trilyon dolar bütçesi olan savaş makinesine sahiptir. Bu savaş makinesini psikiyatrik ve ahlaki sorunları olduğu iddia edilen ABD Başkanı Trump ve onun vücudunda Haçlıların radikal dini işaretlerini taşıyan savaş bakanı kontrol etmektedir. İşte dünya için asıl tehlike budur.