Olaylar Ve Görüşler

Lozan’da Batı’ya boyun eğdiren Atatürk - Prof. Dr. Metin KALE

25 Temmuz 2020 Cumartesi

Vahdettin’in Türkiye’den kaçışından 3 gün sonra 20 Kasım 1922’de Lozan’da barış görüşmeleri başladı. Konferans’a 12 ülke katıldı, ancak esas görüşme ve tartışmalar İngiltere ile Türkiye arasında oldu. Bu konferansa İtilaf Devletleri  “Şark İşleri Konferansı” adını vermişlerdi.

Son 4- 5 yılın değil asırlık sorunların görüşüleceği Lozan’da, Türkiye, İtilaf Devletleriyle bir hesaplaşmaya girişecekti. Bu bakımdan Türk heyetinin başkanını seçmek çok önemliydi. Atatürk, İsmet Paşa’nın Mudanya Ateşkes görüşmelerindeki başarılarını görmüş ve kararını vermişti ve ona 3 sayfa, 14 maddelik bir talimat verdi. “Hiçbir kısıtlanma olmaksızın Türkiye bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınacak,  hiçbir kapitülasyon kabul edilmeyerek, Ermenistan,  tartışma konusu bile olmayacaktı.” İsteklerimiz kabul edilmezse görüşmeler kesilip, geri dönülecekti.

İsmet Paşa’nın rakipleri başta Curzon olmak üzere,  yenilmiş bir devlete tasfiye koşullarını dikte ettirmeye gelmişlerdi. Karşılarında yenik Osmanlı İmparatorluğun sinmiş bir paşasını bulacaklarını sanıyorlardı. O ise, Lozan’a Mondros’tan değil, Mudanya’dan geldiğini sık sık muhataplarına hatırlattı.

Lozan’da İsmet Paşa’nın ilk ve son sözü hep “Tam bağımsızlık!” oldu.

Onun bu direnişi karşısında Curzon ne yapacağını şaşırıp “Türkiye için rahatsız edici oluyorsa, bunun yerine başka bir kelime kullanabiliriz” diyerek gülünç duruma düşmüştü. Mağrur İngiliz Lordu, sanki Anadolu'da savaşı onlar kazanmış gibi "Türkiye'nin imza edeceği en iyi anlaşma budur... Eğer imza etmezse, Türkiye düşünsün! Asya'nın görünmez derinliklerinde kaybolur"  diyerek böbürlenmeye kalktı.

Mağrur Curzon İsmet Paşa’yı: “Hiçbir dediğimizi kabul etmiyorsunuz. Reddettiklerinizi cebimize atıyoruz. Memleketiniz haraptır, imar etmeyecek misiniz? Bunun için paraya ihtiyacınız olacak. Para bugün dünyada bir bende var, bir de (Fransız baş delegesini göstererek) yanımdakinde. Unutmayın ne reddederseniz hepsi cebimde. Yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, reddettiklerinizi cebimden birer birer çıkarıp size göstereceğim” tehdidini savurunca İsmet Paşa’dan Bunları behemehâl alacağız. Biz bunları alalım, siz verin, sonra gelirsek istediğinizi yapıncevabını alır. Hezimete uğradığını kabul eden Curzon diyordu ki: “Şimdiye kadar biz kendi barış anlaşmalarımızı dikte ediyorduk, şimdi ise düşmanla pazarlık yapıyoruz, duyulmamış bir şey.”

Bu koşullarda konferans 4 Şubat 1923’te yarıda kaldı. Batılılar, "Türkler, son teklifleri reddettiler!" diye haber uçurdular salonun dışına. Gazeteciler, dışarıya çıkan İsmet Paşa'ya koştular: "Ne oldu Paşam?" Paşa gayet sakindi, durumu özetledi: "Ne olacak, hiç... Esaret altına girmeyi kabul etmedik."

Lozan’da ikinci dönem görüşmeler 23 Nisan’da başladı. Curzon’un yerine Sir Horace Rumbold, Fransız Bompart’ın yerine de General Pelle gelmişti.  Rumbold  “Savaş meydanlarından gelen İsmet Paşa sadece usta bir diplomat değil, aynı zamanda bir devlet adamı olduğunu da kanıtladı” diyordu.

Lozan’ı iyi anlayabilmek için Sevr’le karşılaştırmak gerekir. Sevr’de Anadolu taksim ediliyor ve ısmarlama bir Ermenistan ve Kürdistan yaratılmak isteniyordu. Lozan’da elde edilen başarı İngiliz İmparatorluğunun belkemiğini oluşturan Yakındoğu politikalarının da iflas ettiğini bütün dünyaya gösterdi. Anadolu’da yaratılmak istenen Ermenistan ve Kürdistan hayalini sona erdirmişti.

Lozan Türkiye’nin galiplerle eşit koşullar içinde ve kendi koşullarını benimseterek imzaladığı tek anlaşma olarak tarihteki onurlu yerini almıştır. Lozan Anadolu’da Türk Aydınlanması’nın da yolunu açan bir barış anlaşmasıdır. Cumhuriyet tarihimizde Türk diplomasisi Lozan ile başlar denilebilir.

Atatürk, kapitülasyon konusunda çok titizdi, onun tartışılmasını bile ulusal onurumuza yönelik bir hakaret kabul ediyor ve diyordu ki : “Bundan sonra kazanacağımız zaferler ekonomi, bilim ve eğitim zaferleri olacaktır(…) Kapitülasyonlar bir devleti mutlaka bitirir. Osmanlı ve Hindistan Türk – İslam İmparatorlukları bunun kanıtıdır(…)  Osmanlı ülkesi, yabancıların sömürgesinden başka bir şey değildi. Devlet ve hükümet, yabancı sermayenin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştı(...) Burasını esirler ülkesi yaptırmayız

Mustafa Kemal’in ve Türkiye’nin o günkü mücadelesi yalnız Türkiye’nin değil, bütün ezilen ulusların ve bütün Doğu’nun da dramıydı. Mustafa Kemal’in başarısı özellikle Hindistan’da yoğun olarak tartışıldı. Hindistan bağımsızlık hareketini lideri olan Gandhi “Mustafa Kemal İngilizleri yeninceye kadar Tanrı’yı da İngiliz zannederdim” diyordu. Gandhi’nin kayınpederi de Lozan’daki Türk başarısının ezilen uluslara yaptığı etkiyi şu sözlerle açıklar: “Biz, Atatürk büyük devletlere baş eğdirinceye kadar, bir Doğu ulusunun tutsaklıktan bütünüyle kurtulabileceğine inanmıyorduk. Bizim amacımız, özerklikle sınırlıydı.  Ne zaman ki, Atatürk Kurtuluş Savaşını başardı, Lozan’da büyük devletlere boyun eğdirdi, amacımızı bağımsızlığa çevirdik. Lozan Anlaşması Norbert von Bischoff’un belirttiği gibi “Türk silahlarının kazandığı zaferi, uluslararası hukukun kütüğüne geçirmesidir.”

Türkiye ile yedi devlet arasında 24 Temmuz 1923’de Lozan’da imzalanan Barış Antlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu tasfiye edilmiş ve yeni Türk devleti kurulmuş oluyordu. Bu başarı Mustafa Kemal’in dinamizmiyle, yurt ve tarih bilinciyle Türk halkının yurt savunmasındaki kahramanlığı, özverisi, inancı ve başa çıkılamaz iradesiyle kazanılmış bir mucizenin adıdır.  Lozan’ı onlar unutmadı, biz unutacak mıyız? Bizlere ve genç nesillere düşen Cumhuriyete saldırıların yoğunlaştığı şu sıralarda, azim ve bu bilinçle sorumluluklarımızın ne kadar ağır ama gerçek olduğunu, Lozan’ı kazandıranlara vicdan ve gönül borcumuz bulunduğunu asla unutmamaktır.

Prof. Dr. Metin KALE

Osmangazi Üniv. Tıp Fakültesi Üroloji E. Öğretim Üyesi 


Yazarın Son Yazıları